Author: mozgur

ol om kün

ey budalalar ey gerçekten yoksunlar ey sakat bırakılmış paryalar ey doğal yetenekleri sakat bırakılan ayak takımı anlamak ne zor demeyin ozan’ın kitabını okuyun ve biat edin ey sürekli devinim üzerine kafa yoranlar ey insan olma çabamda yoldaş olanlar doğanın eserini anlamak için ya deli ya meczup ya ozan ya peygamber mi olman gerek oysa cesur […]

yelkenini kırlangıç yeli doldursun

etrak-ı bi idrak türk-i bedlika zenci büyücüler cani kasaplar çerkez cariyeler kar yağsın kanın üstüne çok gülmek kalbi öldürür yüzünün değerini soldurur şarap içersin can düşmanınla ateşe verip canını halka çerağını bırakırsın ırmağın akıntısına çırılçıplak bağlarlar bir kayığın direğine tüysüz oğlan gibi düzerler doruklarda gezerken yüreğin ezilir karganın bile sesi kırılır yüzün yerde kalır yelkenini […]

kara han

uluğ tengri kara han baktı gökyüzünün on yedinci katından bizim tanrıların tanrıçaların uluğ babası tüm evrenin kaderi ellerinde dünyayı olduran son bulduran yalnız oldur oğlu ülgen’i göğün onaltıncı katına oturtan dünyaya dokuz dallı çamı diken dokuz kolundan dokuz oğul türeten dokuz ulusun dokuz babasını kara han uluğ tengri anamız babamız şamanlar seslendi babamız kara han […]

koluma dostoyevski girmiş olmalı

yeniden başlamak/ sevdiğini düşünmek bitmeyecek deliliklere soyunmak her akşam uyanıp/ seni yani senin zifir saçlarını düşünmek çocukluğunu/ gözlerini gülümseyen/ hiç bitmeyen umudunu istanbul ki/ yıldızlar içinde dökülürken tuz buz içinde/ paramparça dağılırken ben varım deyişini eğer büyürse gök kalçaları rıhtımda ıslık çalan vapurların büyürse deniz büyürse çizdiğin umut bunca imge arasında çıkmaz sokaklardan kalan ne […]

gözlerin kelebek uçuşu

gözlerimi orada unutmuşum/ben mao ‘ nun gülüşünde sarhoş bakışlı bir vazonun/bin vazonun zarafeti vardı üzerinde karanlıkta unutulmuş çiçeklerin solgun kokusu vardı yüzünde kırılmış bir kederle gözyaşı yağmurla mı/doluyla mı bilmediğim o vazoyu taşıyordu bedenim henüz ruhuma özgürleşiyor acı çektikçe/ağzımdan çıkan sözcükler sanki başka bir candan çıkmış gibi bu sert kalpsiz bedende mühürlenmiş dilim çözülüyor her […]

can içre can ölür

ten zindandır tine elinde yazgının ipliği büker doksandokuzluk tespihe kıl torbama doldurdum saman ile bal kimin mülküne bekçiyiz hal bu hal sapsız balta suya düşer mi sel ağzı yuva tutar mı samandır yel savurur baldır şeker durur gönüldür her dala konmaz hayata hep ummadığın yerden baktığındandır kavli kararımız devri devran olur can içre can ölür […]

kadın

bakracını denizden doldurup su döküp toprağı yıkarken bir ağaca dayanır bir yolcu gibi erken aşındırır aşkını anlarsa yenilen bir kadın darda kaldığını inanırsa bir kere korkmadan yaşar tebessüm gösterir bırakır gönlünü gülünç şapkalarını sahipsiz şarkılarını sevilirse bir kadın üryan dolaşan avuç içlerini gösterir sevdiğine utangaç ve yenilgen hayata usta hücrelerine bükülen dizlerine kasılan karın etlerine […]

suskun küllerini yeşertiyorsun gençliğimin

bir ören yeri gibiyim uzaklarda acıdan yıkılmış şimdi bu mezarlıktan çıkanları anamın kucağına geri verin kemiklerimi o zaman ürkmüş sulara oluk oluk kan akıtıyorlarken zalimler bana yalnızca boşluk ve gözyaşı kaybedilmiş dostlar düştü mersin dalı darmadağın gençlik şiirimin umudu olan defnenin kanlı giysisini giydiğimden günden beri insan kıyımı sanatım bunu anlatmak oldu üzgün ve yalnız […]

Şehla

sarhoş bir hayat kuruyorduk kaybettiğim max jacob şiirlerindeki güzelleri hatırlatıyordun bana avucumda bir lokma rüzgar gibi tutuyordum dün gece ezberimden yüzünü bir bulut gibi soluksuz bitirdim bu yolculuğu da oysa ölümüm herkesinden farklı olsun isterdim ellerin titriyordu nabzım gözlerinde atıyordu yalnız kalmıştım mahvolmuştum geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk rüzgar esiyordu seni hiç görmeseydim rezilce bu […]