Şiir

kan ırmağı güle kessin

bir şehri bölüşeceksek göğünü sen alhüzünlüsün diyor şiir gözlerinin yokluğundaiçimde kırık gökçokça kağıt gürültüsüyle kargalar göğü kaplarken gri kanatlarıyla büyürken kızıl sakallarım geceye hani bir çiçek solar gibi çekip gitmeli yıldırımların parçaladığı bir ağacım kasırgaların kökleyip fırlattığı yeri göğü sarsarak öleceğim okudum baştan sona bütün tarihi insanlığın upuzun bir kan ırmağı şimdi anladım ve sustum […]

ispinoz kuşu

gövdesini kışlarımda öldüren ağaçlarköklerini yorgun hasretime yasladığımyasemin kokularının sardığımkuşların gagasında şarkılar  yüzün öylesine kibar öylesine nazik öpüşlerinin ufak fısıltılarını duyduğum nergis çiçeğindeki çiy tanesi gibi ağaca konmuş bir ispinoz kuşu yuvası için gayretle çırpınışı ve hala kanıyor sanki eski yaralar her birimiz bekliyoruz doğacak güzel günleri Mehmet Özgür Ersan 03.06.2014 Üsküdar

kiraz çiçekleri

çaresiz sakatlanmış bir gezgin yakarır tanrı’ya pencereyi açık bırakyumuşak rüzgarların taşıdığı kiraz çiçekleri gibi en yalın sözler yetmeli herkesin yüreğine parçalanmamalı kendini savunurken korkutulduk uyduruk öcülerden ipleri koparıncaya dek korkulardan şiir yüksel uç göğe doğru yüksel ve acının özgür kuşu ol ortalık bunca karanlıkken hiç mi mümkün değil yalnız kalmak gece gündüz gri bir yağmur üç yüz […]

kadınlık havaları

güzelliği sağlayan hoş hava bıkkın hava sıkıntılı hava uçarı hava arsız hava soğuk hava kendi içine bakma havası buyurgan hava istekli hava şeytansı hava keyifsiz hava çocuksuluk havası gevşeklik havası hınzırlıkla karışık kedi havası Mehmet Özgür Ersan

ol om kün

ey budalalar ey gerçekten yoksunlar ey sakat bırakılmış paryalar ey doğal yetenekleri sakat bırakılan ayak takımı anlamak ne zor demeyin ozan’ın kitabını okuyun ve biat edin ey sürekli devinim üzerine kafa yoranlar ey insan olma çabamda yoldaş olanlar doğanın eserini anlamak için ya deli ya meczup ya ozan ya peygamber mi olman gerek oysa cesur […]

kara han

uluğ tengri kara han baktı gökyüzünün on yedinci katından bizim tanrıların tanrıçaların uluğ babası tüm evrenin kaderi ellerinde dünyayı olduran son bulduran yalnız oldur oğlu ülgen’i göğün onaltıncı katına oturtan dünyaya dokuz dallı çamı diken dokuz kolundan dokuz oğul türeten dokuz ulusun dokuz babasını kara han uluğ tengri anamız babamız şamanlar seslendi babamız kara han […]

koluma dostoyevski girmiş olmalı

yeniden başlamak/ sevdiğini düşünmek bitmeyecek deliliklere soyunmak her akşam uyanıp/ seni yani senin zifir saçlarını düşünmek çocukluğunu/ gözlerini gülümseyen/ hiç bitmeyen umudunu istanbul ki/ yıldızlar içinde dökülürken tuz buz içinde/ paramparça dağılırken ben varım deyişini eğer büyürse gök kalçaları rıhtımda ıslık çalan vapurların büyürse deniz büyürse çizdiğin umut bunca imge arasında çıkmaz sokaklardan kalan ne […]

gözlerin kelebek uçuşu

gözlerimi orada unutmuşum/ben mao ‘ nun gülüşünde sarhoş bakışlı bir vazonun/bin vazonun zarafeti vardı üzerinde karanlıkta unutulmuş çiçeklerin solgun kokusu vardı yüzünde kırılmış bir kederle gözyaşı yağmurla mı/doluyla mı bilmediğim o vazoyu taşıyordu bedenim henüz ruhuma özgürleşiyor acı çektikçe/ağzımdan çıkan sözcükler sanki başka bir candan çıkmış gibi bu sert kalpsiz bedende mühürlenmiş dilim çözülüyor her […]

kadın

bakracını denizden doldurup su döküp toprağı yıkarken bir ağaca dayanır bir yolcu gibi erken aşındırır aşkını anlarsa yenilen bir kadın darda kaldığını inanırsa bir kere korkmadan yaşar tebessüm gösterir bırakır gönlünü gülünç şapkalarını sahipsiz şarkılarını sevilirse bir kadın üryan dolaşan avuç içlerini gösterir sevdiğine utangaç ve yenilgen hayata usta hücrelerine bükülen dizlerine kasılan karın etlerine […]