Aşk

PUSLU CAMLARINA DÜŞEN IŞIK

Susmak Hüner sanılsa da Darılırken zaman Usta mı olur Sönmüş küller Yanıtsız gülümsemenin Yine de Arzudur dağılmış güle Duyulan tutku Ömrüm dese Ağrıyan yanın/sussa Eski bir alışkanlığa Sığınma korkusuyla Gece/üşüyen kıyılarını Döverken / kendine Yeni bir ses aramakta Yalnızca kendi acısına Demlenen/gölge bir yalnızlık Kurutulmuş/çiçek gibi suskun Döverken gecenin sessizliğini Hep düşünmüşümdür Bir hiçliğin ortasında […]

kırgın yalnızlar bahçesinde

uykusu sızar dalgınlığından gül kurusu acı bir barut kokusu genzimde tatyos efendi çalıyor dalları kıran kaysı bahçeleri uzak dağlara çekilmiş umut saklı saklı parlıyor dalgındım oysa o gün/nasıl da sevdim ne iştir son yalnızlığa/ermişken kalbim kalırsa gözlerinin/yaldızı benimle üşür karanlıklar boğucu bir sessizlikle/ateşten goncalar duvarları çatırdatır gördüm sessizce/haydarpaşa’ ya karşı lacivert ıssızlığı yaran gül bir […]

erik ağacı

yel kırık yelken kırık mavi yabanda karartmışlar sabahları geceler batak ben sövmenin ustasıyım bir eskici dükkanı var gözlerimin içinde çökerse bu yıkıntı gelip kimler kaldıracak sözleştiler buluştalar söyleştiler birleştiler ne bitmez tükenmez laf ambarı imiş masal bitmedi gitti aşk değil mi ki oyuncularından birinin özgüvenin sarsıldığı ve yitirdiği korkunç oyun sanırım kimse kendinden nefret eden […]

Erguvanlı hare

Her bahar namlusuna Kiraz çekirdekleri sürülmüş Aklını oynatan Zurnasını kaybetmiş bir Abdalan’ım Salacak’ta yosunların üzerine Denizin sokak çocukları konar Bahar çarpmış Yeşil yosun kokuyor Sarı saçların Deli ediyor maviyi Dalların uçlarında tomurcuklar Düşmüş sanki erguvanların içine Çobansız kalmış tekneleri güdüyor ay Şakaklarımda ötmeye başlıyor Nabzımın kızıl serçesi Yaprakları akan bir ırmağa dönmüş yatağımız Boğazda erguvan […]

Menekşe

Az önce bahardan Nerdeyse kış biterken Kimsenin dolaşmadığı sokaklarda El ele yürüdük O gece de Belli belirsiz titredi elleri Bir damla gözyaşı birikti Menekşe gözlerinde Sonsuz sessizliği dinledik Cihangirde boğaza karşı İncecik bir kızdı Gözlerinde derinleşti yaralarımız Öylece kaldık Sürüklenircesine Mehmet Özgür Ersan

Kır Çiçeği

Ah bu yaz günleri Adsız önemsiz dağları Bürünmüşken sabah sisine Nasılsa deliyor yüreği Orda menekşeler, kır çiçekleri arasında O geldi o Eteğini binlerce çiçekle savurarak Mehmet Özgür Ersan

Soluk

Alevlerin Alacakaranlığında Papatya kokan Meşe kokan Keven en çok Ve ölüm Eski kış Kuşlar Sözcükler de öyle Biraz güneş Bir meleğin Saçları Sis, ağaçlar ve biz Sabahın soluğundan yaratılmış Ne güzeliz Mehmet Özgür Ersan

Ölümsüzlük

Ah iyi yürekli ölüm Ne olur dokunma sakın Mutfağın Duvarında işleyen saatimize Bütün çocukluğum Geçti yüzünün minesinde Bir babanın az seven Büyük cüssesine büyük ellerine Boyalı çiçeklerinde Oyalı yazmasında Dokunma yaşlıların Ellerine, yüzlerine,yüreklerine Belki karşılık verir biri Duru sesiyle Ey utancın ölümü Acının ölümü Kimsesizliğin ölümü Sıcacık bir yüzde Bir gülüşte Hoşçakal diyen Hoşçakal canım […]

Sessizce

Sulardan, kardan yanıyor Üzgün değilim dedi Kendimleyim Sevgice sendeyim Sana doğru yaşadığımı Biliyorum dedi İki satır olsun yazmış Cebinde bir papatya Birkaç şiir Portakal, badem, kuru üzüm Kırık zeytin yedik O yavaş trenlerin Külrengi istasyonunda şehrin Sağlığını diliyorum yürekten Acıdan, ağlamaktan yorumlasın istiyorum O gülüş onu korur bir de annesinin duası Senin için senin gibi […]

Tutku

Tutkundu Söyliyemezdi artık Türküsünü Bırakılmışlığının Yürüdük birlikte Yatıyor şimdi Sessizce Her zaman Sökülmüş bir panayır Yerini andıran Belki de Yalnız benim Yaşamış olduğumu Bu sevinci Bilen Yüzüyle huzurla Mehmet Özgür Ersan