kimin için sanat

Sanat üzerine genel tartışma konusu, tarihin her döneminde aynıdır. Yani ‘Kimin için sanat’ ya da ‘sanat sanat için mi ?’ Sanat toplum için midir? Bu eski tartışmanın tek başına düşündüğümüzde birçok eksikleri vardır. Farz edelim ünlü bir ‘üstat’ çıkıp yüksek perdeden çevresine buyruklar vererek: Sanat, sanat içindir! diye bağırıp çağırsın ve sanatın tek amacı vardır : ‘Güzel Biçimler Yaratmak ! Bu amacın dışına kim çıkarsa sanatı öldürür” desin. Başka amaç edinen her eğilim, yok eder bu güzelliği desin. Ayrıca abartıp, ‘Güzelin düşmanı yararlıdır. Yararlının olduğu yerde güzel yoktur ’desin. Romantikler Teophile Gauiter gibi tamamen abartıp; “Yararlı olan her şey çirkindir !” der ve kendince konuyu sonlandırmış olur. Öyleyse bizim aklımıza şu soru geliyor; “Her yararsız güzel midir ?”
Bir başka ‘üstat’ çıkıp başka bir telden yüksek sesi ile : ‘Sanatı da, sanatçıyı da toplumdur yaratan. Toplum olmasaydı ne sanat olurdu, ne de sanatçı ! Elbette toplum, sanatı börtü böcek için yaratmaz, kendisi için yaratır.’ Sanat toplum için ve toplumla birlikte vardır:“Dünyada insandan başka ve insana hizmet gayesinde başka hiçbir şey yoktur. Ağaçlar en güzel meyvelerini insanlar yesin diye verir. Hayvanların kimi etimizi yesinler, kimi derimizi, yünümüzü giysinler diye yaşarlar… Yani her şey insanlara faydalı olmak zorundadır. Bu işi en kestirme yoldan, en faydalı şekilde yapan, muhakkak ki, en büyük sanatçıdır.(1)
Değeri salt yarara göre ölçersek; “Yararsız olan her şey çirkindir,gereksizdir !” diye sonlandırır konusu kısırlaştırırız.Öyleyse bizim aklımıza şu soru geliyor; “Her yararlı güzel midir? “
Asıl sorunun bu olduğunu düşünmüyorum. İki düşünceden birine hak vermek zorunluluğunu da hissetmiyorum. Konuyu bu şekilde koymanın bizi çözümsüz bir yola götüreceğini ve sorunu daha da derinleştirmezsek çözüme ulaştıramayacağını düşünüyorum.
Sorunun böyle konulmasının elbette sebepleri var. Bunlara gelirsek; “Birincisi:Toplumların bölümlü (sınıflı A.E ) bir özellik taşıması. Çeşitli sınıf, tabaka ve katmanların varlığı. Bunlar arasındaki ilişki ve çatışmaların aydınları bir yanı tutmaya zorlaması. Bu yüzden soruya çoğu kez belirli bir sınıfın ideolojisi açısından bakılması. Siyasal eğilimlerin ve ekonomik durumların yargıları etkilemesi.İkincisi: Sorunun çoğunlukla, yanlış konulması. Çözümlemede bilimsel bir yol tutulmaması. Olmuşu ve olmakta olanı bir yana bırakıp, hep ‘olması gereken’ üzerinde fırtına koparılması.” (2)
Buradaki amaç hangisinin haklı ya da haksız olduğunu göstermek yerine sorunu bilimsel bir çerçevede çözme isteğidir. Aksi halde bir kısır döngü içinde dönüp durmak içten bile değildir. Sorunu Georgi Plehanov’un koyduğu gibi koymak bize bir yol açacaktır. Plehanov sorunu şöyle koyar; Sanatçılarla eleştirmenlerin ‘sanat için sanat’ ya da ‘toplum için sanat’ akımına bağlanmalarına yol açan belli başlı toplumsal etkenler nelerdir? Hangi toplum koşulları böyle bir eğilimin doğmasına ve gelişmesine yardım eder? Sanırım çözülmesi gereken sorun burada gizlidir.(3)
Önce ‘toplum için sanat’ düşüncesinin ortaya çıkaran ve geliştiren koşulları incelersek. Plehanov’un açıkladığı gibi , ‘toplum için sanat’ düşüncesini doğru bulan sanatçı ve eleştirmenler ile toplumun çoğunluğu ya da belli bir sınıf ve tabakası, kısacası çevresi arasında karşılıklı bir duygudaşlık (sempati), anlaşma ve bağlılığın bulunduğu yerlerde doğar ve desteklenir(3)
Sanat tarihi incelendiğinde toplum için sanat diyen sanatçı ve eleştirmenlerinde iki farklı tutum izlediklerini görürüz: Devrimci (İnkılapçı) , Tutucu (Muhafazakar).
Devrimci Tutum ; Toplum için sanat eğilimine bağlı sanatçı ve eleştirmenler, egemen olan erk ve onun sınıfı ve katmanlarına karşı yükselen sınıfın davranış ve düşüncelerini taşıyarak devrimci bir özellik taşırlar. Çünkü egemen erk başlangıç aşamasındaki devrimci düşüncelerini yitirmiş gericileşmiş ve çürümeye yüz tutmuştur. Yeni filizlenen, gelişen sınıf ve tabakalar ise tabiatları gereği ilerici ve devrimcidir. Sanatçı burada bir tercih yapar ve eserlerinde yarını güzel ve mutlu görmek ister. Nazım Hikmet’in, dilimizden düşmeyen ‘Güzel günler göreceğiz çocuklar güneşli günler” dizesinde olduğu gibi. Geleceğin mutlu günler getireceği düşüncesi, sanatçının bunun için çabalayan sınıf ve tabakalara sevgi beslemesini ve bu geleceğin yaratılmasına eserleriyle katkı sunmasını sağlar. Onun içinde toplum için sanattan yana yan tutar.
Örneğin, XVIII. Yüzyılın özgürlükçü, aydınlanmacı Fransız sanatçı ve düşünürlerinin birçoğunun çağının çıkmazlarını, kurulu düzeni yanlışlarını görüp. Derebeyliğe karşı yükselen liberal sisteme ve onun taşıyıcısı burjuvaziye sahip çıkması gibi. Aristokrasiyle çatışıp burjuvazinin yanındadır çünkü biri çürüyen sınıfken yani muhafazakarlaşmış, gericileşmişken diğeri yeni doğan, devrimci ve ilerici sınıftır.
O dönem ki sanatçıları ve aydınları şöyle bir toparlarsak; Ressam David , filozof Diderot ve Voltaire, romancı Mammontel Mme de Stael, şair A.Chinier . Aynı şekilde İtalya’da Alfieri ve Parini , İspanya’da Quintana, Almanya’da Goethe ve Schiller, Rusya ‘da Radiçef ve Çernişevski, Ülkemizde Namık Kemal ve Abdülhak Hamit gibi liberal düzenin kurulmasını istiyorlardı ve eserleriyle buna yardımcı olmaya çalışıyorlardı.
XIX. ve XX. Yüzyılla birlikte gericileşen eski sistem ve onun ideolojisi yerine geleceğin özleminin yönü değişmiştir. XVIII. Yüzyılda liberalizmi yani kapitalist sistemi savunmak devrimci bir çaba iken, XIX . ve XX. Yüzyılda ibre sosyalist düzeni savunan işçi sınıfının devrimci düşüncelerinin yönüne dönmüştür. Sanatçılar emekçi halka daha yakınlaşarak eserlerinde onların sıkıntılarını, isteklerini ve geleceği nasıl öreceklerini anlatmaya koyulmuşlardır.
Bu sanatçılardan birkaç örnek verirsek, Fransa’da G.Sand, H.Barbuse, L.Aragon,P.Eluard ; Amerika’dan W.Whitman, T.Dreiser, S.Lewis ; Rusya’dan M.Gorki, Mayakovski; İtalya’dan I.Silone , C.Levi ; İngiltere’den P.Shelley, B.Shaw, S.Spender; Almanya’dan B.Brecht ; Macaristan’dan A.Jozef ;Şili’den P.Neruda, Ülkemizden N.Hikmet , Yunanistan’dan Y.Ristos; Bulgaristan’dan N.Vaptsarov gibi sanatçılar sosyalist toplumun gerçekleşmesi için devrimci eserler verdiler.
Tutucu tutum; elbette bu devrimci sanatçılara karşı egemen erkin yanında yer alan onların ideolojilerini benimseyen ortak çıkarlarından ötürü mevcut düzenin değişmesini istemeyen toplum için sanat anlayışında da olsa düzenin eski haliyle korunmasını sağlamak için eserleriyle mevcut düzene sahip çıkan sanatçılarda olacaktır. Tutucudurlar, yeni ve gelecek onları korkutur. Sahiplenme ve gelecek kaygıları onları toplumcu sanat yapsalar da onları toplumun zararına bir noktaya getirir. Bunlar yeninin düşmanı statükoculardır. Tarih boyunca serüvenleri hep eskinin ve çürümüşün yani bildikleri ve korkmadıklarının ayrıca çıkarlarının olduğunun yanındadır.
Öpides’le Sokrates’e yıldırımlar yağdıran Aristofanes; sosyalizmi yeren ve kapitalizmi öven A.Tennyson; derebeylik çağına duyduğu özlemi anlatan Zorilla; eskiye bağlı, gelenekçi M.Barres ve dinci F. Mauiac, Osmanlı derebeylik rejiminin iyiliğine inanan Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi örnekler verilebilir ve çoğaltılabilirde. Bunlar toplum için sanat eğiliminde olsa da gerici ve tutucu toplumun geleceğine karşı, ama kendi çevrelerine yararlı eserler vermişledir. Unutulmasın ki toplum için sanat yapıp da , topluma zararlı Alman Faşizmini destekleyen sanatçıları tarih bize ders olsun diye göstermiştir.
Sanırım sıra sanat için sanat akımına geldi. Kısaca toplamamız gerekirse. Konuya Plekhanov’la başlamak en uygun olur sanırım; “Bu akımı yaratan ve besleyen koşullar, ‘toplum için sanat’ anlayışına özgü koşulların tersidir: Yani ‘sanat için sanat’ eğilimi sanatçılarla çevreleri (toplumsal sınıf , tabaka ya da katmanları ) arasında umarsız bir uyuşmazlık ve anlaşmazlığın bulunduğu yerlerde doğar ve gelişir.(4)
Geçmişte bu akımın taraftarları; önceleri toplumun yaşayış ve göreneklerini hor görmek , toplumun düşüncelerinden ve davranışlarından iğrenmekle başlayan; çevresiyle geçimsiz ve soğukluğun onu devrimci bir tutumla yeniyi aramak yerine toplumdan kopup yalnızlığa ve ülküsüzlüğe itilmek tarzında gelişir. Yaşadıkları çevreyi sıkıcı, anlamsız, çirkin bulan; burjuva ahlakını yeren, bireyin bencilleşmesine , parçalanmasına , yozlaşmasında kapitalizmin etkileri olduğunu düşündükleri için ama buna karşı çözüm olarak neyi koymaları gerektiğini pekte bilmedikleri için kötümserliğe , karamsarlığa, umarsızlığa, ülküsüz, geleceksiz bir anlayışla kendi kabuklarına çekilirlerdi ve kendilerini kurtaracak olanın sanatlarında yetkinleşmeyle her şeyin sanat için yapmayı düşünürlerdi.
Bugün ise egemenin bizzat çıkarlarını savunmak, onunla arasındaki çıkar ilişkileri, sırça köşklerin çekiciliği, yayın tekellerin pompaladığı tarzın daha güvenli olması, devrimci tarzda üretilen eserin yayınlanamaması gibi sebeplerle sanat için sanat görüşüne bağlanırlar.Topluma yabancılaşan, ‘elit ve saygın’ bir çevre içinde güvenli ,siyasetten kaçan mutsuz geniş kitlelere karşı , mutlu bir azınlığın onlara sunduğu imkanların büyüsüyle ruhlarını satarak tek amaçlarının güzeli yaratmak , sanatçının bağımsızlığı yaygaraları kopararak sanat için sanat derler.
Bilimsel bir şekilde konuya bakmamız gerekirse , ‘sanatçının toplum için sanat’ ya da ‘sanat için sanat’ tutumunu seçmesinin arkasındaki etkenleri toparlarsak;
“ a) Sanatçı ile belirli bir toplumsal çevre (sınıf , tabaka, katman, zümre) arasında sıkı bir çıkar birliğinin ya da çatışmasının bulunması (ekonomi etken)
b) Belirli bir çevrenin çeşitli yollarla sanatçı üzerinde baskı yapması. Sanatçıyı falan ya da filan yanı ve yolu tutmaya zorlaması. Bu zorlama kimi sanatçıları direnme ya da başkaldırmaya götürür. Kimilerini ise baş eğmeye , susmaya ya da biçimciliğe ve yön değiştirmeye sürükler (politik etken) (Demokrat Parti diktası altında, başka koşulların da etkisiyle, İkinci Yeni Şiir’in doğuşu ve eskiden toplumcu görüşe bağlı Oktay Rifat ve İlhan Berk gibi şairlerin biçimci, kaçak bir sanata sapması buna yakın bir örnek sayılabilir.)
c) Yaşadıkları, gördükleri, duydukları ve okuduklarıyla sanatçının belirli bir çevrenin, sınıfın tutumunu, evren görüşünü doğru, iyi ve güzel bulması ya da bulmaması (ideolojik etken)
d) Yönlü ve sınırlı bir kültür eğitimi alan sanatçının şöyle ya da böyle bir akımın (örneğin ‘sanat için sanat’ ve ‘toplum için sanat’ akımının) eksinde kalması, onun doğruluğuna inanması (kültürel etken)
e) Belli bir çevre içinde yetişen sanatçının bu çevreye özgü değer, beğeni, inanç ve düşünceleri benimsemesi. Çevreyle duygudaş, ülküdeş olması. Hatta bir takım kişisel ilgi ve bağlantılar taşıması (psikolojik etken)
d) Tarihsel oluş ve akışın, büyük olay ve çatışmaların sanatçıyı etkileyip sürüklemesi (toplumsal etken) (5)
Konuyu toparlarsak gelecekten umutlu, yeniye bağlı ve sınıfsal konumu, içinde yaşadığı toplumu bilen, kendisine gelecek baskılardan korkmayan sanatçı ve eleştirmenler ‘toplum için sanat’ akımını seçeceklerdir. Ve elbette ki bu onun devrimci kanadını olan sosyalist gerçekçiliktir. Toplumla çelişen , umutsuz, bencil , gelecekten korkanlar ise ‘sanat için sanat’ deyin diğer tüm akımlardan her hangi birini seçecektir.Ve onlara bir işçinin ağzından şöyle sesleniyoruz;
“Sanatınla, sanat için sanat anlayışınla bizi rahatsız etme; sen de bir asalaksın, hiçbir iye yaramıyorsun, çünkü gerekli gördüğüm sanatı bana veremiyorsun. Sanat – insanın insanı büyülediği bu aşk iksiri- temelli birkaç şeyle beni kendine çekmeli, daha güçlü ve daha iyi kılmalıdır ’diyor ve kendimizce şöyle ekliyoruz ‘ Klasik ve halkçı edebiyat – zorbalığın sayesinde – kavgacı edebiyatımıza son derece yakın bir ideolojik protesto gücü kazanmıştır.Fakat biz, birtakım özgür edebiyatçılar ile edebiyata ideolojik bir yön vermeye uğraşan çağlar arasında sallanan bu şeyden uzaklaşmış hissediyoruz kendimizi. ‘Edebiyat için edebiyat’ anlayışına yer açma yolunda yapılacak yönlendirmenin onu zayıflatacağını düşünüyoruz.” (6) Böylece de geleceğe kalacak olan sanatçılar gelecek güzel günleri için mücadele eden sanatçılar olacaktır gerçeğini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Mehmet Özgür Ersan

Dipnotlar:
1. Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Varlık Yayını 1953 S.75-76 ( Konuşan: Bekir Sıtkı Kunt)
2. Sosyalizme Doğru Geçmişten Geleceğe Asım Bezirci Evrensel Kültür Kitaplığı
3. Georges Plekhanov L’art et la ive sociale Paris 1949 s.101-102 ( aktaran Asım Bezirci s41)
4.age s.101 (aktaran Asım Bezirci s.43)
5. age s.45-46
6. Sosyalizm ve Edebiyat Anatoli Lunaçarski Çev: Asım Bezirci Evrensel Yayınları s.95
Kaynaklar:
1. Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Varlık Yayını 1953 S.75-76 ( Konuşan: Bekir Sıtkı Kunt
2. Sosyalizme Doğru Geçmişten Geleceğe Asım Bezirci Evrensel Kültür Kitaplığı
3. Sosyalizm ve Edebiyat Anatoli Lunaçarski Çev: Asım Bezirci Evrensel Yayınları

14th November 2013

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir