Kureyşanlı Gıjjık Dede (Sabri Özkan)

Bir gün mahalle kahvesinde oturmaktadır. “Ülkücü” faşistlerin bir arabayla geldiklerini görür ve kapıya çıkar. Faşistlerin amacı kahvehanenin içine girmek ve oturanları yaylım ateşine tutmak, toplu katliam yapmaktır. Gıjık Dede ellerini kapının iki yanına koyar ve adeta “Beni öldürmeden buraya giremezsiniz!” der. Katiller Gıjık Dede’nin bedenine 12 el ateş ederler ve Gıjık Dede ‘Hak’ka yürür.

Maraş katliamı döneminde,Yörükselim mahallesinde devlet hastanesinde görev yapan amcamın o günleri anlatımı

“Öncelikle konuşmama şöyle başlayayım. Olayların öncesinde iki öğretmen okuldan çıktıktan sonra yolda yürürlerken sokakta yolu kesilerek vuruldular.Bu öğretmenlerin ikiside solcuydu,birisi Elbistan (Yapalak’lı) diğeride Maraş merkezdendi. Vurulduklarında acilen hastaneye kaldırıldılar. Yapalak’lı olan öğretmen olay yerinde yaşamını yitirdi, diğer öğretmende yaralıydı, ama kan kaybı çoktu,o yüzden acil kan aradık tüm aramalara rağmen kan bulunamamasından dolayı kan kaybından öldü.O gece morgta kaldı, ertesi gün otopsi yapıldı.Yapalak’lı öğretmenin vücudunda bir kaç kurşun bulundu, ama diğer öğretmende kurşun isabet ettiği yerde görülemediği için, erdoğan ademoğlu Röntgen çekilmesi için bana getirdi. Ben röntgen çektikten sonra kurşunun isabet ettiği yeri tesbit ettim, kurşun göğsüne isabet etmişti.Günlerden Cuma günüydü, Emniyetten müdür muavini telefonla bizi arayıp,acele edin cuma namazına yetişmeden cenazeleri kaldırın millet ayaklanıyor diye uyardı.Cenazeler yıkandı hazırlık yapıldı ama geç kalınmıştı.Alevi olanlar hastanenin bahçesinde toplandılar.Topluluk çekildikten sonra ben aşağıda bulunan bir diğer hastaneye gittim, şimdiki adı üniversite hastanesi.Oraya devamlı yaralılar geliyordu.Öğretmenlerin cenazelerini askeri pikap a koyup yukarı mahalleye getirdiler.Maraşlılar kendi cenazesini alıp götürdü,diğer Elbistan’lı öğretmenin cenazesini bizim evin yanındaki gıjjık dede ‘sabri’ nin evinin avlusuna getirdik.yakınları gelip aldılar, Mersin de toprağa verildi.Cenazeler gittikten sonra olaylar tırmandı.Her taraftan mahalleyi sardılar.’’Aleviler camii yi yaktı’’ diye halkı kışkırtmışlar,mahalleye girenler bir çok eve girip insanları öldürmüş hatta tanıdığımız bir aileden ismail kalaycı’nın balta ile kafasını kesmişlerdi,kendisi hamallık yaparak geçimini sağlıyordu.Sonra mahmut xan vardı ağabeyimin musaibi, onun evine girip üniversite öğrencisi olan oğlunu öldürdüler.Buna dayanamayan annesi felç olmuştu.Bir kadınıda tecavüz ettikten sonra yukarı zeytinlikte çarmığa asmışlardı buna benzer çok olay devam etti ve mahsum insan,çoluk çocuk kadın demeden benzeri şekilde katledildi.Aynı yerde zeytinlikte bir aileninde evine girerek kadının memelerini nacak ile kesmişlerdi.Askerler geliyordu gece gündüz ama olaylar devam ediyordu.Bulunduğumuz mahalle zaten alevilerin yaşadığı bir mahalleydi.Ben Hastanede eve geldiğimde devamlı ANKARA’da Hayri Öner ile telefonda görüşüyordum kendisi senatör dü.Kendisine telefonda;’’Teyze oğlu hükümetten bize hiç yardım gelmiyor’’ diye konuşup durumu anlattım.Hayri o dönemin Başbakan ı Bülent Ecevit’in yanına gidip olayları anlatıyor. Ama ordan kendisine verilen bilgide, abartılı bir şeyin olmadığını mahallede sadece iki kişinin kavga ettiğini söylüyorlar.Ben dedim sen inanma, olay bildiğin gibi değil hepimizin hayatı tehlikede belki bir saat sonra bende seninle telefonda konuşamıyor olacağım.Bir ara Hayri Öner ile konuşurken telefonları kestiler.Göksun da Dursun Ateş vardı sayılır bir adamdı.Evimin alt katında Kahve vardı, oranın telefonunu aldım ordan kendisine ulaştım,durumu anlatınca o hemen kızını aramış, kızı postanede çalışıyordu gidip telefonları açtı.Bizim eve birinci gün 40 kişiye yakın insan sığındı,kimse dışarıyada çıkamıyordu bir hafta kaldılar yemek bulamıyorduk.yiyecekler bitmişti evimize sığınan insanlar çok zor günler geçirdiler herkes çok korkuyordu.Bir ara dışarıda seslerin geldiğini duyunca balkona çıktım, bir panzer üzerinde türk bayrağı takmış bizim eve doğru önlerinde yarbay’ında içinde bulunduğu arabada geliyordu.Yarbay arabada çıktı bana dedi; ‘’evin üzerindeki milleti evlerine yolla’’, bizim evin çatısında borular vardı onları evimizde kalan komşu akrabalar kenarlara doğru uzatmışlardı,onu gören MHP yanlıları evin üzerinde silahlı adamların olduğunu sanarak ihbar etmişler,iyide etmişler ondan dolayı bizim eve saldıramıyorlarmış sonradan öğrendik.bizim evin aşağısında Yusuf un kahvesi vardı.Kahveye silahlarla saldıran bir gru pateş açınca, İçerdeki gençler vurulmasın diye kapıda kendisini siper eden gıjjık dede kurşunlara hedef olup hayatını kaybetti,25-30 yaralı vardı. Bir kaç gün sonra askerler nihayet gelmişti çevre illerden ,Kayseri de gelen bir asker bizi kurtardı,sonradan öğrendik asker SARIZ’lı kürt ailenin oğluymuş.Yaşananlar çok korkunçtu,bir çok yakınımızı,akrabamızı kaybettik. Bende olayların sonrasında tehdit edildiğim için,can güvenliğimin olmayışından dolayı şu an yaşadığım Almanya’ya geldim ve burdan istifamı yolladım.Eskiden alevi sunni ayrımı yoktu mahallemizde,başkalarının kışkırtmasıyla yalan haberlerle katliam gerçekleşti.Bu yazının yayınlanacağı derginin okurlarına selamlarımı yolluyorum, herkesin gözlerinde öperım.
Bende amcama çok teşekkür ediyorum bana bu bilgileri verdiği için…

Kaynak: Seher Yeğin, Alevilerin Sesi Dergisi 2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir