Peygamberden Sonra’dan Az Önce ya da Gadir-i Hum

Bir önceki yazımızda aşağıdaki sorunun cevabını arıyorduk.

Peygamber Efendimiz vefatından önce, kendi misyonunu
üstlenecek olan ve Allah’ın seçip atadığı bir kişiyi insanlara ilan
edip duyurdu mu? İkinci olarak da; ‘Eğer her dönemde mutlaka Allah’ın
seçip atadığı bir ilahi emanetçinin olması gerekiyorsa, bugün nebevi
misyonu Allah’ın emri gereği üstlenmiş olan bu kişi kimdir?

İlk olarak acaba Kuran’ı Kerim’de peygamberlerden başka kendilerine kayıtsız-şartsız itaatin emredildiği başka bir makam var mı? Bu konu ile ilgili bir ayet var mı? Bunun yanı sıra hadis ve siyer kaynaklarında bir işaret yahut bilgi var mı?

Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in nüzul sebep ve sırasına göre Nisa Suresi 59. Ayet, Maide Suresi 55 ve 67. Ayeti ile yine Maide Suresi’nin 3. Ayeti delil teşkil eder.

Ayrıca Ehli Sünnet ve Ehli Şia kaynaklarına dayanarak yazılan siyerlerdeki rivayetlerde buna değildir.

Konuya geçersek. Peygamber Efendimiz vefatından az önce ilk ama aynı zamanda da son haccı sırasında bizlerce veda haccı diye bilinen hadiseye dönersek konuyu anlamamıza yardımcı olur.

Allah Resulü’nün yapacağı bu hac şehir Medine’de özel bir telaş ve koşuşturma yaşanmasına sebep oldu. Çünkü Resullullah İslam ile şereflenen tüm beldelere elçi göndererek, imkanı olup gücü yeten herkesi hac yapmaya davet ve teşvik etmektedir.

Zira bu yıl hacda Allah’ın elçisi de olacaktır. Medine’de olan herkes, gelişen bu olayların olağan dışı bir durum olduğundan emindir ve beklemektedir.

Nihayet Mekke civarında büyük buluşma yaşanır. Bazı rivayetlerde, o günlerde Resulullah ile birlikte hac yapanların sayısı 124 bin olarak telaffuz edilir.

Peygamber Efendimizin hutbeleri ile birçok konu, yavaş yavaş aydınlığa kavuşuyordu. Artık anlaşılmıştı ki bu, O’nun son haccıydı ve çok önemliydi.

Çünkü herkes biliyordu ki, O, asla diğer tüm peygamberler gibi heva ve hevesinden yani canının istediği ve içinden geldiği gibi konuşmazdı.

O’nun söyledikleri, Rabbinden gelen vahiyden başka bir şey değildi. Mekke’de yaşanan duygular artık farklı farklıydı. Bir taraftan hüzün, bir taraftan endişe, bir taraftan da merak ve beklenti.

Çünkü Allah Resulu’nün görevi bitmek üzereydi ve O, Rabbinin çağrısına icabet edeceğini işaret etmişti, kendini dinleyenlere.

Acaba bundan sonra ne olacaktı?

Allah Resulu ile birlikte yapılan hac amelleri sona ermiş ve insanlar evlerine dönmek üzere yavaş yavaş yol ayrımına doğru ilerliyorlardı.

Bu arada Peygamberde vahiy alametleri belirmeye başladı ve vahiy meleği’ Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.’ Maide 67 ayetini getirdi.

Bu ayetin inzalinin yani inişinin hemen ardından Allah Peygamberi, ‘cuhfe’ denilen ve tüm yönler için yol ayrımı niteliğinde olan bir yerde konakladı.

Bir taraftan yol ayrımına kendinden önce gelip evlerine dönmek üzere yola koyulmuş olanların geri dönmeleri için diğer taraftan da henüz yol ayrımına ulaşmamış olanların hemen oraya gelmeleri için haberciler gönderdi.

Bizzat kendisi de develerin sırtlarındaki eyerlerden yüksekçe bir platform yapılması için uğraşıyordu. Orada bulunanlar ve oraya yeni ulaşanlar, olağanüstü bir durum olduğunu anlamışlardı.

Herkes şakın gözlerle Peygamberi izliyordu. Sonunda platform hazırlandı. Peygamber platformun üzerine bizzat çıktı ve kendisini görenlerin aynı zamanda net bir şekilde kendisini duymalarını da istiyordu.Topluluğun arasına belli mesafelerle konulan ve onun sözlerini tekrarlayan insanlar koyarak Bu sebeple belli mesafelerden, sesinin işitilebildiğinden emin olmak için ses kontrolü yaptı.

Artık her şey hazırdı ve insanların toplanmaları bekleniyordu.

Herkesin gelmesiyle birlikte Peygamber bir hutbe okumaya başladı ve yanına Hz. Ali’yi çağırdı. Orada bulunan hitaben; ‘Ben sizlerin kendi nefislerinden daha evla değil miyim?’ buyurdu.

Orada bulunanlar hep bir ağızdan; ‘Evet, Ey Allah’ın elçisi! Bize kendi nefislerimizden daha evlasın’ diye karşılık verdiler.

Peygamber Efendimiz Hz. Ali’nin elinden tutup, koltuk altındaki beyazlık görülene kadar havaya kaldırarak şöyle buyurdu; ‘Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır.’

Sonra Allah’ı şahit göstererek; ‘Allah’ım! Onu seveni sev ve ona düçman olana düşman ol’ dedi.

Daha sonra Peygamber Efendimiz, Hz. Ali için bir çadır kurdurdu. Bu hadiseyi şahit olan erkek ve kadın tüm Müslümanlar, sırayla gelerek bu çadırın altında Hz. Ali’ye biat ettiler.

Hatta ilk biat edenlerden olan Ömer b. Hattab, Hz. Ali’ye hitaben; ‘Ey Ebu talib’in oğlu! Sen bugün benim ve tüm Müslümanların velisi oldun’ diyerek tebrik edip biat etmiştir.

Daha insanlar dağılmadan Peygamber Efendimiz yine vahiy alametleri belirlemeye başladı. yaşanan tüm bu gelişmeleri takiben vahiy meleği; ‘ Bugün kafirler sizin dininizden umutlarını kesmişlerdir. Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim.’ Maide 3 ayetini getirerek, vahiy zincirinin son halkasını tamamlamıştır.

Böylelikle din, kafirlerin tüm umutlarını söndürecek nitelikte bir sağlam yapı haline gelmiştir.

Bugün Müslümanlar bunu unutturmak için uğraşan şahsiyetleri ne kadar tanıyor onu biliyoruz. Ancak yılmadan, korkmadan Ebu Süfyan, Muaviye ve Yezit’in yarattığı Emevi zihniyetine karşı tüm zulümlere boyum eğmeyen Aleviler bu günü Gadir Hum Bayramı olarak kutluyor ve herkese gerçekleri apaçık dile getirmeye devam ediyorlar.

Mehmet Özgür Ersan
Fotoğrafı EtiketleKonumumu EkleDüzen

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir