TÜRBAN NEYİ ÖRTÜYOR? ÇÖZÜM NEDİR! Mehmet ÖZGÜR

İstanbul’un işgal edildiği günlerde, Anadolu’da derebeyi artığı unsurlar; dayanak olarak sırtına peygamber hırkası giymiş, evliya sarığı ve medrese cübbesi takmış irtica ile kolla verip Kuvvayi Milliyeciliği “Bolşevik” damgasıyla aforoz ediyorlardı.

Bugün değişen hiçbir şey yok. Gericiler ne zaman sıkışsa Kuvvayi Milliyecileri “Komünist” ilan ediyorlar. Komünist olduklarını ilan eden solcularımızsa “Ulusalcı” daha olmadı “Faşist” ilan edip bir kenara itiyorlar. Eğer ideolojik tutarlılık olmazsa elbette “Ulusalcılık” milliyetçiliğe hatta ırkçılığa evirilebilir. Ama doğru bir sınıf hattı ile bu süreç “Yurtsever” bir damara dönüştürülebilir. Sorun; sorunu neresinden tutup, nereye götürüleceği sorunudur.

İngiliz papazlarıyla, gizlice kucaklaşan İstanbul mollalarının casuslaştırdıkları kimseler ve hoca kılıklı İngiliz casuslarına yataklık edenler, Anadolu’nun Hacıağalarıydı. Onlar ki Milli Kurtuluş Hareketini arkadan vurdurmak isteyen irticalarını, Kuvvayi Milliyecilik epey güçlükle bastırmıştır. Ama seksen yıldır da bu tehlikeyi kolay kolay unutmamıştır. O gün Kuvayyi Milliyeciler Milli şuralarla Kongreler düzenleyerek ‘Meclisleşerek” aynı Sovyet örneğinde olduğu gibi halkın geniş bir bölümünü yanına almayı başarmışlardı. Bugünde en ufak bir tehlikede; ister kabul edelim, ister etmeyelim geniş yığınları harekete geçirebiliyorlar.

Sonraki süreçte ise Mustafa Kemal ‘in vefatı ile devrim süreci evrimci bir sürece girmiştir. Kuvayi Milliyeci kadro bütün iyi niyetleri ve dilekleri Türkiye’yi modern bir memleket yapmak idi. Oysa Türkiye tarihinde görülmemiş pahalı devleti kurdular. Kötü niyetleri olmasa da koruyup kolladıkları Osmanlı artığı zengin zümrelerin tesirlerini önleyemediler.

Birinci Dünya Savaşı’nda da vurgunculuk sayesinde türemiş harp zenginlerinin torunları, İkinci Dünya Savaşında da vurgunculuk sayesinde ekonomik ve sosyal bir kudretle yerlerini sağlamlaştırdılar. 1950’de göbek bağları ta Osmanlı dönemi derebeyliğine dayanan, aşırı kazanç ve dizginsiz vurgun için parti ve prensip sahibi olmayan bu zümre gömlek değiştirir gibi CHP yerine DP’yi tercih ettiler.

DP’nin döneminde ise uygarlık seviyesine yükselme özellikle sanayinin nispeten artarken ziraatın azalması şeklinde olması gerektiği söylenerek bir kalkınma hamlesi başlattılar. Ama resmi rakamlara göre 24 ülkenin sanayi en geri ülkesinin Türkiye olması gerçeği ile Türkiye’yi baş başa bıraktılar.

İstatistiklere göre Amerikan sömürgesi Filipinlerde sanayi % 18,5 iken Türkiye’de DP iktidarından önce % 15,5 iken DP iktidarının daha üçüncü yılında % 12,9 düşmüştür. Yunanistan’da bu oran %23,9, Asya’nın en zavallı sömürgesi Tayland’da %14,8, Güney Amerikan’ın en geri ülkeleri Bolivya’da % 15,3, Portoriko’da %16,2, Kolombiya’da % 20, Meksika’da % 24 ve Şili’de % 32’dir.

Yine çarpıcı bir örnek verirsek; o yıllarda ülkenin bütün yeraltı kaynakları satışa sunulma girişimleri başlamıştır. Zamanında uluslar arası sermayeye ilk desteği veren İsmet Paşa bile şu sözleriyle DP iktidarına veryansın ediyordu; “ Pekâlâ bilirsiniz ki, ticari hayat Türkiye’de Cumhuriyetle beraber Türklerin eline geçmeye başlamıştı.” Elbette tamamının hala geçmiş olduğunu söylemek o zaman için ne bugün için söylemek zor üstelik Türkiye’yi hep devşirme kökenli bir burjuvazinin yönettiğini de unutmamalıyız.

Devamla “ Yabancı Sermaye Kanunu ticaretimize de girmek yolunu bulmuş ve Cumhuriyetle başlayan bu gelişimin karşısına dikilmiştir. Yabancı Sermaye Kanunu B.M.M ticaret komisyonunda da incelenmemiştir. Yabancı Sermaye Kanunu Maliye Komisyonunda da tetkik olunmamıştır.” Günümüzle ne kadar benzer değil mi? Bugün de kanunlar gizli kapaklı ve acele çıkarılıp meclisten onaylatılıyor. Yabancı ülkelerle gizli anlaşmalar yapılıyor ve ne kamuoyu ne de meclisin bundan haberi olmuyor. Temsili Demokrasiden vazgeçmiş seçildim isteğimi yaparım demokrasisine geçilmiş durumda.

Geçtiğimiz yılda çıkan petrol yasasında kaçımızın haberi var? Bu yasa ne kadar gündeme geldi? Bunu kendimize sormalıyız ve cevabını aramalıyız. İşgal altındaki Irak Hükümeti bile çıkan petrol yasasında bizimki kadar ağır koşulları kabul etmemiştir. O günlerde İsmet Paşa çıkarılan Petrol Kanunu hakkında da ateş püskürüyor ve şunları söylüyor; “Petrol Kanunu lahiyası, yabancı sermaye ile petrol işletilen bütün devletlerdeki kanunlara nazaran en ağır ve feci şekilde hazırlanmış olanıdır… Zira bu kanunun her maddesi Kapitülasyon esası üzerine hazırlanmıştır.”

Yine o dönemde Amerikan hükümetinin petrol uzmanlarından jeolojist Max Wall çok çarpıcı sözler söylemekte idi; “Bu devrimci harekettir; zira bu harekette bu harekette bundan başka bir isim verilemez. Bu hareket son senlerde dünyanın birçok yerlerinde muhtelif hükümetlerin yabancı sermaye karşı ve bilhassa petrol kaynaklarını işleten yabancı sermayeye karşı takındıkları sınırlayıcı hareketlerden sonra, Türkiye’nin bu hareketine devrimci damgasından başka bir şey vurulamaz.”( Washington A.P. 14.4.954 Hürriyet)

Acaba bu gün tüm istatistikler bizi sanayileşme de kaçıncı sırada gösteriyor? Bunu araştırmakta bizlere düşüyor. Yalnız şunu hatırlatalım. İnşaat ya da montaj sanayi ile sanayileşmenin gerçekleşmeyeceği ortada ya da sadece doblo yol yaparak alt yapı olmadan hızlı tren de hızlı tren olmuyor ne yazık ki.

Sosyal yapımızda üsttekileri kolayca mandalaşmaya, alttakileri kolayca irticaya kaydığı bir yapılanma her zaman ortaya çıkmıştır. Her elli yılda bu ülkede bir manda ihtiyacı ve onun geniş halk kitlelerini uyutma görevi verdiği bir irtica işbirlikçiliği olmuştur. 1920–1950–2002 bunun en iyi örneğidir. 23 Nisan 1920 ‘de Kuvvayı Milliye bu mandacılara ve işbirlikçisi irticaya iyi bir tokat atmıştır. Aynı tokat 27 Mayıs 1960’da yenilenmiş.

Ondan sonraki on yıllara göz atarsak.1960 Anayasası’nın kazanımlarının ardından yükselen gençlik ve işçi sınıfı hareketine 71 muhtırasıyla sekte vurulmuş. 1970 yıların ortalarında tekrar toparlanan devrimci dalga bahane edilerek 12 Eylül yaşanmıştır. Amaç 24 Ocak kararlarını onaylatmaktır. 12 Eylül’le hem ekonomik krizin emperyalistlerce çıkarılması zorunlu kanunlarını çıkarılmış, hem de bu kararlara karşı çıkan devrimci muhalefeti yok edilmiştir. Böylece bir taş iki kuş vurmak olmuştur.

Şunu bilmeliyiz ki; bütün bu alttaki ve üsteki kaymalara karşı gençlik ve işçi sınıfı bağımsızlık ve cumhuriyetin değerlerine mutlak sahip çıkacak tek güçtür. İşçilerin büyük bir kısmı örgüsüzdür. Örgütlü oldukları sendikalarda muhafazakârlar hâkimdir. Yine de İşçiler, kendi kontrolünü kısacak yabancı sermayenin, Türkiye’yi yabancı memleket sanayilerine haraç mezat satmasına, tüm kaynaklarını onların hammadde kaynağı haline getirmesine izin vermeyecektir. İşçi sınıfı, buna izin verirse neler olacağını yaşayarak görüyor ve sonunda da geçmişte olduğu gibi bugünde ayaklanmasını biliyor. Eğer kafamızı kaldırıp Tersane işçilerinin, Sümerbank işçilerinin ve Tekel işçilerinin grevlerine bakarsak gerçeği apaçık görebiliriz. İşçi sınıfının tarihi bunun ispatlarıyla doludur.

1908 de yılında Abdülhamit hürriyeti ilan eder etmez, birden mantar gibi işçi hareketleri türemiştir. Bağdat Demiryolları Memurin ve Müsdahdimin Cemiyeti mensupları, Şirketi Hayriye Deniz İşçileri, Feshane Hereke Mensucat işçileri, şark demiryolları işçileri, Havagazı, Deri, reji tütün, Orizdibak işçileri, Rumeli Demiryolları, Anadolu, Balya Karaydın, Aydın demiryolları, İzmir tramvayları işçileri, Selanik ticaret, Adana pamuk işçileri tuğla harmanları, matbaa, vapur, fırın işçileri müstahdemleri ayaklanmışlardır. İşçi sınıfımız, hürriyetle Milli kurtuluşunu arıyor, bütün köleliklerimizin başı olan yabancı imtiyazlı sermayelere karşı ayaklanıyorlardı. Üstelikte İttihatçılar ağızlarına işçi sınıfını almaktan müthiş korktukları bir dönemde. Aynı işçi sınıfı 1960 Anayasasının tanıdığı haklarla kendi öncülerini bile aşarak 15 Haziranları yaratıyorlardı. 16 Haziranda ise gençlikle birleşerek işçi sınıfı tarihimize şanlı sayfalar açıyorlardı.

Öyleyse sorun çok açıktır.12 Eylül’le başlayan ve 1989 Sovyetlerin çözülüşü ile katmerleşip artan saldırılar dünyada ve ülkemizde işçi sınıfı ve tüm ezilen halkların önemli bir süreçten geçirmektedir.1970’li yıllardan itibaren kapitalistlerin kar oranlarının düşmesi sonucu oluşan bunalımlar ve sosyalist sistemdeki çözülmeler, kapitalist düzenin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmıştır.

Uluslararası tekelci sermaye, neo-liberal politikalar oluşturmaya,”Yeni Dünya Düzeni” sloganı altında hızla adımlar atmaya başlamıştır. Bu politikalar ile serbest piyasa ekonomisini engelleyen “Sosyal Devlet”in varlığının kaldırılması ve buna bağlı olarak kamu hizmetlerinde kamu tekelinin yok edilerek, özelleştirmenin ihtiyaç duyduğu yasal düzenleme ve hukuksal korunmanın sağlanması hedeflenmiştir.

Bugün, dünyanın efendiliğine soyunan uluslararası sermayenin ve özellikle Amerikan sermayesinin, bugüne kadar girmeyi başaramadığı çok karlı alanlar olan eğitim ve sağlık sektörüne güvenli olarak girmelerinin yolunu açacak Kamu Reformu tüm dünyada uygulamaya konulmuştur.

Ülkemizi de saran bu dalga,1980 askeri darbesi ve darbe sonrası siyasi iktidarların katkılarıyla, hızla Türkiye işçi sınıfını, emekçileri, yoksul ve ezilen halkları içine almaya başladı. Baskı işkence, yıldırma ve ideolojik karmaşayla yeniden yapılandırılan toplumsal yapı, apolitik, bireyci, yabancılaştırılmış yeni kuşakların yaratıldı. Emperyalist-kapitalist yenidünya düzenini besleyecek uygun manevi değerlerle donatılmış tüketim toplumu yarattı. Böylece Yenidünya Düzeni sadece teorik, ideolojik süreçten çıkarak somut hal almış oldu.

İçinden geçtiğimiz günler ise teslimiyetçiliğin üst boyutta olduğu ve AKP hükümetinin elindeki yetkilerle ABD ve AB politikalarını harfiyen uyguladı günlerdir. AKP hükümetinin tek başına hükümet olma avantajını kullanarak “Kamuda Yeniden Yapılandırma” planını süratle uygulamaya başlamıştır.

Halkı tümüyle “müşteri” kavramı içinde değerlendiren neo-liberal politikalarının ülkemizdeki uzantısı olarak yoksul emekçi halk yığınlarının kazanılmış kısmi sosyal haklarına göz dikmektedir. Bununla da yetinmeyip onları kölelik koşullarının bile ötesinde çalışmaya itecek olan “Kamu Reformu”nu demokratikleşme maskesiyle uygulamaya koymaya başlamıştır. Bu tasarıdaki demokrasi, katılım, şeffaflık, verim, kalite vb. içi boşaltılmış ve farklı anlamlar yüklenmiş kavramlarla sosyal devletin tasfiyesi gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

IMF, DB, DTÖ vb. uluslararası sermaye kuruluşlarının, ulusal hükümetleri taşeron olarak kullandığı yeniden yapılandırma işçi ve emekçilere çok yönlü, bütünsel saldırısının çatısını oluşturacak, en önemli adımlarından biridir. Bu süreç 11 Eylül sonrası Genişletilmiş Ortadoğu Projesiyle perçinlenmiştir. Bize biçilen rol ise, işçi sınıfının 150 yıllık kazanımlarını hem kendi ülkemizde hem de coğrafyamızdaki tüm ülkelerde yok etme, tüm ulusal devletleri yıkıp yerine güdümlü manda devletleri kurma görevidir.

Bu görev Türkiye ekonomisi bağımlıkta ne son haddine getirmek, işçi sınıfının kan ve gözyaşı ile aldığı haklarını sanayi devrimin anarşi dönemindeki acımasız sömürü dönemine kadar geriletmektir. Böylece insanını işsizleştirmek ve işçisini fakirleştirmektir. Şu günlerde mecliste kısa adı SSGGSS olan Konu sosyal güvenlik kurumu ve genel sağlık sigortası kanun tasarıları görüşülürken türban hadisesi ortaya atılmıştır. Bu bir tesadüf müdür?

Elbette değildir ve işçi sınıfının, emekçilerin ve işsizlerin ortaya konan tüm yasalara hak gasplarına karşı çıkmaması için İslam’ın tevekkül felsefesine ihtiyaçları vardır. O zaman ufukta İslam vardır. Ufukta derin bir dinsellik vardır. Üstelikte samimi bir İslam bile değildir getirilmeye çalışılan İslam’dır. Neden mi? Siyasi yasaklı yaptıkları Erbakan, dinsel bir politikacıdır ve siyasi yasaklıdır. Sebebi ise aynı zamanda millici, kalkınmacı ve İsrail düşmanı olmasıdır.

Oysa bugün iktidarda olan İslam yanlıları ABD’ci İsrailcidir, kısaca mandacıdır. İşte TÜRBAN BUNU ÖRTÜYOR. Çözüm mü nedir? Açıktır gençliğin ve ulusalcı dediğimiz Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan milyonların doğru bir sınıf hattıyla birleştirilip “Yurtsever” bir çizgiye çekilmesidir. Yani yarım kalan İKİNCİ KUVVAYİ MİLLİYE HAREKETİ’Nİ yeniden yaratmaktır. Korkmayın işçiler mantar gibi türeyip gerisini getirecektir. Gerisi SOSYALİZM’dir. Kanıtsa işçi sınıfı tarihinde gizlidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir