Ehli Sünnet Kaynaklarına Hz. Fatıma’yı kim darp etti?

Bilindiği üzere Hz. Fatıma (s.a) çok genç yaşta hayata gözlerini
yumdu. Peki Hz. Fatıma neden erken yaşta vefat etti. Onun vefat
etmesine neden olan şey neydi? Gerçekten Hz. Fatıma’nın evi darp
edildi mi? Hz. Fatıma dövüldü mü?

Tarih boyunca Hz. Fatıma’nın başına gelenler hep örtbas edilmeye
çalışılsa, dile getirilmemeye çalışılsa da gerçekler zaman zaman dile
getirildi. Şimdi Hz. Fatıma’nın önemini ve Hz. Fatıma’nın evinin
önemini kısaca açıklayıp ve Hz. Fatıma’ya yapılanları kaynakları ve
delilleri ile birlikte irdeleyelim.

Hz. Fatıma’nın Önemi

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (saa);

“Fatıma, benim bir parçamdır, her kim onu öfkelendirirse beni
öfkelendirmiştir.” [1] diye buyurarak kendisinden sonra Hz. Fatıma’ya
nasıl davranılması gerektiği konusunda çok önemli bir ipucu vermiştir
bize.

Ve Kuran’da Peygamberi üzen ve incitenlerin dolayısı ile Hz. Fatıma’yı
üzüp incitenler için şöyle buyrulmuştur;

“Allah’ın Resulünü incitip, eziyet edenler için mutlaka elem verici
bir azap vardır.” [2]

Ve yine bir başka hadiste Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ey Fatıma! Kuşkusuz Allah senin öfkelenmenle öfkelenir ve senin
hoşnutluğunla hoşnut olur.”[3]

Hz. Fatıma, böyle yüce makama sahip olduğundan âlemlerin kadınlarının
efendisidir. Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma!
Âlemlerin kadınlarının efendisi, bu ümmetin kadınlarının efendisi ve
mümine kadınların efendisi olmaktan razı değil misin?”[4]

Kur’an ve Sünnette Hz. Fatıma’nın Evinin İhtiramı

Bu ayet: “(Allah’ın bu nuru) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin)
yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir.”[5] Nazil
olduğunda, Peygamber bu ayeti camide okudu. Bu sırada birisi yerinden
kalkarak “Bu özellikteki evler hangi evlerdir? Ey Resulullah!” diye
sordu. Allah resulü (s.a.a) “Peygamberlerin evidir” diye buyurdu. O
esnada Ebu Bekir yerinden kalkarak “Ey Resulullah! Hz. Ali ile Hz.
Fatıma’nın evini işaret ederek acaba bu evde onlardan mıdır?” diye
sordu. Resulullah: “Evet, onların en üstünüdür.”[6] diye buyurdu.

)قرأ رسول الله هذه الآية (في بُيُوتِ أَذِنَ اللهُ أَنْ تُرْفَعَ وَ
يُذْكَرَ فيها اِسْمُهُ) فقام إلَيْهِ رَجُلٌ: فَقالَ: أَيُّ بُيُوت
هذِهِ يا رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه وآله)؟ قالَ: بُيُوتُ الأنْبِياءِ،
فَقامَ إِلَيْهِ أَبُوبَكْرُ، فَقالَ يا رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه
وآله) : أَهذَا الْبَيْتُ مِنْها، ـ مُشيراً إلى بَيْتِ عَلِىٍّ وَ
فاطِمَةَ(عليهما السلام) ـ قالَ: نَعَمْ، مِنْ أَفاضِلِها(

Hz. Fatıma’nın Evine Karşı Hürmetsizliğin Anlamı

Değerli İslam peygamberi (s.a.a) dokuz ay boyunca bu eve gelerek Hz.
Fatıma ve aziz eşine selam vererek[7] bu ayeti okudu: “إِنَّمَا
يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ
وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً” “Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt,
sizden her çeşit çirkinliği, kiri gidermek ve sizi tam bir temizlikle
tertemiz bir hale getirmeği diler.”[8] ilahi nur merkezi olan ve
Allah’ın yüceltilmesini istediği bu evin ihtiramı çok yüceydi.

Evet! Öyle bir ev ki “Ehl-i Aba” ve “Ehl-i Kisa” olanları kuşatmıştır.
Allah bu evi azamet ve yücelikle anmıştır. Böyle bir evin tüm
Müslümanların tam bir ihtiramına haiz olması gerekmektedir.

Artık görmemiz gerekmektedir, Peygamber (s.a.a) bu dünyadan göçtükten
sonra bu evin ihtiramı ne kadar korunmuştur?! Bu eve nasıl
hürmetsizlik edilmiştir? Kendileri bu hürmetsizliği itiraf
etmişlerdir. Bunlar kimlerdi ve bu olaydaki hedefleri ne idi?

Hz. Fatıma Zehra

Hz. Fatıma’ya Yapılanlar

Bu eve karşı bu kadar kesin buyruklar olmasına rağmen bazıları
maalesef bu eve karşı saygısızlıkta bulunmuş ve oranın hürmetini
kırmışlardır. Bu konu üzerinden öylesine geçilecek ve saklanacak bir
konu değildir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) evine karşı hürmetsizlik yapıldığının anlaşılması
ve ondan sonra yaşanan olayların kesin ve kati tarihi gerçekler
olduğunun ortaya çıkması için ehli sünnet kaynaklarında geçen
metinleri burada zikrederek bunun bir efsane olmadığını ortaya
koyacağız. Buda bilinmelidir halifeler döneminde Ehl-i Beyt’in (a.s)
menkıbe ve faziletlerinin yazılmasına olağanüstü bir kısıtlama
getirilmişti, buna rağmen “bir şeyin hakikati onun koruyucusudur”
sözündeki gibi bu hakikatte zinde bir şekilde tarihi ve hadis
kitaplarında kaydedilmiştir.

Belgeleri, ilk yüzyıldan başlamak suretiyle sırasıyla getireceğiz bu
şekilde bu yüzyıldaki yazarların zamanına ulaşacağız.

1- Ehli sünnetin meşhur muhaddislerinden İbn Ebu Şeybe (159-235), “el-
Musannef” adlı kitabında sahih senetle şöyle rivayet etmiştir:

«إِنَّهُ حينَ بُويِعَ لاِبي بَكْر بَعْدَ رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه
وآله) كانَ عَليٌّ وَ الزُّبَيْرُ يَدْخُلانِ عَلى فاطِمَةَ بِنْتِ
رَسُولِ الله، فَيُشاوِرُونَها وَ يَرْتَجِعُونَ في أَمْرِهِمْ. فَلَمّا
بَلَغَ ذلِكَ عُمَرُ بنُ الْخَطّابِ خَرَجَ وَ دَخَلَ عَلى فاطِمَةَ،
فَقالَ: يا بِنْتَ رَسُولِ الله(صلى الله عليه وآله) وَ اللهِ ما أَحَدٌ
أَحَبَّ إِلَيْنا مِنْ أَبِيكِ وَ ما مِنْ أَحَد أَحَّبَ إِلَيْنا بَعْدَ
أَبيكِ مِنْكِ، وَ أيْمُ اللهِ ما ذاكَ بِمانِعي إِنِ اجْتَمَعَ هؤلاءِ
النَّفَرُ عِنْدَكِ أَنْ أَمرْتُهُمْ أَنْ يُحْرَقَ عَلَيْهِمُ
الْبَيْتَ.
قالَ: فَلَمّا خَرَجَ عُمَرُ جاؤُوها، فَقالَتْ: تَعْلَمُونَ أنَّ عَمَرَ
قَدْ جاءَني، وَ قَدْ حَلَفَ بِاللهِ لَئِنْ عُدْتُم لَيَحرِقَنَّ
عَلَيْكُمُ الْبَيْتَ، وَ أيْمُ اللهِ لَيْمِضَيَّن لِما حَلَفَ
عَلَيْهِ.

Resulullah’tan (s.a.a) sonra halk Ebu Bekir’e biat ettiği sırada Hz.
Ali ve Zübeyr Hz. Fatıma’nın evinde oturup konu hakkında istişarelerde
bulunmaktaydılar. Bunu duyan Ömer İbn Hattab, dışarı çıkarak
Fatıma’nın yanına gelerek dedi ki: “Ey Allah Resulünün kızı! Vallahi
insanlar arasında bize en sevgili kişi babandır. Babandan sonra ise
bize en sevgili kişi sensin. Allah’a yemin ederim ki bu sevgi, bu
kişilerin senin evinde bir araya gelerek toplandıkları sırada evini
ateşe vermeleri için emir vermeme engel değildir!” Ömer bunları deyip
gittikten sonra Hz. Ali ve Zübeyr, Hz. Fatıma’nın yanına geldiler. Hz.
Fatıma (s.a) Hz. Ali ve Zübeyr’e hitaben şöyle söyledi: “Biliyor
musunuz? Ömer buraya gelerek eğer siz, bir daha burada bir araya
gelecek olursanız siz içinde olduğunuz sırada evi yakacağına Allah’a
yemin edip gitti. Allah’a yemin ederim ki! Yemin ettiği şeyi yerine
getirecektir!”[9]

Tekrar diyorum bu olay Musennef adlı kitapta sahih senetle yayınlanmıştır.

2- Ehli sünnetin bir diğer büyük muhaddisi ve tarihçisi olan “Ahmed b.
Yahya b. Cabir Belazuri” (ö. 270) “Ensabu’l- Eşraf” adlı kitabında bu
konuyu şöyle yazmaktadır:

Ebu Bekir, Ali’ye biat etmesi için birini gönderdi, ama Ali ona biat
etmedi. Sonra Ömer fetile (ateş yakmak, tutuşturmak için kullanılan
bir şey) ile birlikte Hz. Fatıma’nın kapısına dayandı. Kapının önünde
Hz. Fatıma’yla karşılaştı. Hz. Fatıma, Ömer’e “Ey Hattab’ın oğlu!
Evimi yakmak mı istiyorsun?! Ömer: “Evet, bunun kendisi babanın
gönderildiği şeye yardımcı olacaktır…”[10]

3- Ehli sünnetin çok meşhur tarihçilerinden ve ediplerinden olan
“Abdullah b. Müslim İbn Kuteybe Deyneveri (212- 276) “el- İmamet ve
Siyaset” kitabında şöyle yazmıştır:

«إنّ أبابَكْر(رض) تَفَقَّدَ قَوْماً تَخَلَّفُوا عَنْ بَيْعَتِهِ عِنْدَ
عَليّ كَرَّمَ اللهُ وَجْهَهُ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ عُمَرُ فَجاءَ
فَناداهُمْ وَ هُمْ في دارِ عَليٍّ، فَأَبَوْا أَنْ يَخْرُجُوا فَدَعا
بِالْحَطَبِ وَ قالَ: وَالَّذي نَفْسُ عُمَرَ بِيَدِهِ لَتَخْرُجَنَّ
أَوْ لأَحْرَقَنَّها عَلى مَنْ فيها، فَقيلَ لَهُ: يا أبا حَفص إِنَّ
فيها فاطِمَةَ فَقالَ، وَإِنْ!

Ebu Bekir, kendisine biat etmeyip Hz. Ali’nin evinde toplananları
aramaya koyulmuş ve Ömer’i bu iş için onların peşi sıra göndermişti.
Ömer, onlar Hz. Ali’nin evinde olduğu sırada oraya gelerek dışarı
çıkmaları için bağırdı. Ancak onlar dışarı çıkmaktan kaçındı. Bunun
üzerine Ömer odun getirmelerini isteyerek şöyle dedi: “Ömer’in canı
elinde olana andolsun ki dışarı çıkın yoksa içindekilerle birlikte
ateşe vereceğim!” Birisi “Ey Ebu Hafs! (Ömer’in Künyesi) Peygamberin
kızı Fatıma da buradadır.” dedi. Ömer: “O da olsa fark etmez.”
Dedi.[11]

İbn Kuteybe, bu hadisenin geri kalanını daha acıklı ve yakıcı olarak
naklederek şöyle yazmaktadır:

«ثُمَّ قامَ عَمُرُ فَمَشى مَعَهُ جَماعَةٌ حَتّى أَتَوْا فاطِمَةَ
فَدقُّوا الْبابَ فَلَمّا سَمِعَتْ أصْواتَهُم نادَتْ بِأَعْلى صَوْتِها
يا أَبَتاهُ يا رَسُولَ الله ماذا لَقينا بَعْدَكَ مِنْ ابنِ الْخَطّابِ
وَ ابنِ أبي الْقُحافة فَلَمّا سَمِعَ الْقَوْمُ صَوْتَها وَ بُكائَها
انْصَرَفُوا وَ بَقِيَ عُمَرُ وَ مَعَهُ قَوْمٌ فَأَخْرَجُوا عَلَيّاً
فَمَضَوْا بِهِ إلى أبي بَكْر فَقالُوا لَهُ بايِعْ، فَقالَ: إنْ أَنَا
لَمْ أَفْعَلْ فَمَه؟ فَقالُوا: إِذاً وَاللهِ الَّذي لا إلهَ إِلاّ هُوَ
نَضْرِبُ عُنُقَكَ…!

Daha sonra Ömer bir grupla birlikte Fatıma’nın evinin önüne gelerek
kapıyı çaldı. Hz. Fatıma onların seslerini duyunca en yüksek sesle “Ey
babacığım! ey Resulullah! Senden sonra Hattab’ın oğlu (Ömer) ve Ebu
Kuhafe’nin oğlu (Ebu Bekir) ne kadar da kötü davranıyor!” diye feryat
etti. Hz. Fatıma’nın bu feryadını ve ağlama sesini duyan topluluk bu
işten vazgeçip ayrıldılar. Ancak Ömer ve başka bir topluluk orada
kaldı. Sonra Hz. Ali’yi dışarı çıkarıp Ebu Bekir’in yanına götürerek
biat et dediler. Hz. Ali (a.s) eğer biat etmesem ne olacak?” dedi.
Bunun üzerine “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a and olsun ki
boynunu vuracağız…!” dediler.[12]

Tarihteki bu kesit, kesinlikle Şeyheyn’e (Ebu Bekir ve Ömer) sevgi
besleyenlere ağır gelmekte ve üzüntü vermektedir. Dolayısıyla bazıları
İbn Kuteybe’nin bu kitabından şüpheye düşme eğilimine gitmişlerdir!
Halbuki tarih konusunda uzman olan İbn Ebi’l Hadid bu eserin ona ait
olduğunu söyleyerek o kitaptan konular nakletmektedir. Maalesef bu
kitabı basarken tahrif etme eğilimine gidilmiş ve kitaptaki bazı
tarihi gerçekler silinmiştir! Halbuki aynı konular o kitaptan
nakledilerek “Nehcü’l Belaga” kitabının şerhinde yer almıştır!

Zerkuli, “El- İ’lam” kitabında bu eserin İbn Kuteybe’ye ait olduğunu
bilmekte ve şöyle eklemektedir: “Bazı alimler, bu kitap hakkında bazı
atıflar da bulunmaktadırlar, yani kitap hakkında bazılarının şek ve
şüphe içinde olduklarını söylemekte ve kendilerine bu nispeti
vermemektedirler. İlyas Serkis gibi alimlerde bu kitabı ona nispet
vermektedir.

4- Ehli sünnetin önemli alimlerinden ve tarihçilerinden Muhammed b.
Cerir Taberi (ö. 310)meşhur tarih kitabında Hz. Fatıma’nın evine karşı
yapılan saygısızlığı şöyle nakletmiştir:

أتى عُمَرُ بنُ الْخَطّابِ مَنْزِلَ عَليٍّ وَ فيهِ طَلْحَةٌ وَ
الزُّبَيْرُ وَ رِجالٌ مِنَ الْمُهاجِرِينَ، فَقالَ وَاللهِ
لاََحْرِقَنَّ عَلَيْكُمْ أَوْ لَتَخْرُجَنَّ إلى الْبَيْعَةِ، فَخَرَج
عَلَيْهِ الزُّبيرُ مُصْلِتاً بِالسَّيْفِ فَعَثَرَ فَسَقَطَ السَّيْفُ
مِنْ يَدِهِ، فَوَثَبُوا عَلَيْهِ فَأَخَذُوهُ.

“Ömer bin Hattab, Hz. Ali’nin evine geldiğinde Talha, Zübeyr ve
muhacirden bir grupta orada idi. Ömer onlara hitaben şöyle söyledi:
“Allah’a and olsun ki ya dışarı çıkıp biat edersiniz ya da evi
yakarım!” O sırada Zübeyr elinde kılıcıyla dışarı çıktı. Ansızın ayağı
kayarak elinden kılıcı yere düştü. Oradakiler ona saldırarak onu
tuttular.[13]

Tarihin bu bölümüne bakıldığında Ebu Bekir’e tehdit ve zorla biat
alındığını göstermektedir, ancak bu şekilde alınan bir biatin ne gibi
bir değeri olacağına okuyucularımız karar versin.

5- İbn Abd Rabbe Endülüsi olarak meşhur olan Şahabuddin Ahmed, (ö.
463) el-Akdü’l Ferid kitabında “Sakife” olayına yer vermiştir. Ebu
Bekir’e biat etmekten kimlerin kaçındığı konusunu bir başlık altında
getirerek şöyle yazmaktadır:

فَأمّا عَليٌّ وَ الْعَبّاسُ وَ الزُّبَيرُ فَقَعَدُوا فِي بَيْتِ
فاطِمَةَ حَتّى بَعَثَ إِلَيْهِمْ أَبُوبَكْرُ، عُمَرَ بْنَ الْخَطّابِ
لِيُخْرِجَهُمْ مِنْ بَيْتِ فاطِمَةَ وَ قالَ لَهُ: إنْ أَبَوْا
فَقاتِلْهُمْ، فَأَقْبَلَ بِقَبَس مِنْ نار أَنْ يُضرِمَ عَلَيْهِمُ
الدّارَ، فَلَقِيَتْهُ فاطِمَةُ فَقالَ: يا ابْنَ الْخَطّابِ أَجِئْتَ
لِتَحْرِقَ دارَنا؟! قالَ: نِعَمْ، أوْ تَدْخُلُوا فيما دَخَلَتْ فيهِ
الأُمَّةُ!.

Ali, Abbas ve Zübeyr Fatıma’nın evinde oturmuştu. Ebu Bekir, Ömer’i
onlara göndererek dışarı çıkmamaları halinde onlarla savaşmasını
istedi! Ömer ibn Hattab, evi yakmak için bir miktar ateşle birlikte
Fatıma’nın evinin yolunu tuttu. Evin önünde Fatıma ile karşılaştılar.
Hz. Fatıma ona “Ey Hattab’ın oğlu! Evimizi yıkmaya mı geldin?” dedi.
Ömer: “Evet, yakacağım. Veya siz de ümmetin dahil olduğuna dahil
olun!”[14]

Buraya kadar eve karşı girişilen saygısızlıklara yer verildi. Şimdi de
onların bu kastlarının sadece tehdit ve yıldırma ile Hz. Ali ve
yaranlarının biate mecbur bırakılmadığı ortaya çıksın diye alınan bu
uğursuz kararın uygulamaya konulduğuna yer vereceğiz.

Saldırı Gerçekleşmiştir!

Buraya kadar bazı tarihçiler halife ve yandaşlarının niyetlerine yer
vermiş ve bu facianın sonrasına açıkça yer vermemiş veya
verememişlerdir. Halbuki bazıları bu faciayı, yani eve saldırma ve
yakma olayına… işaret etmişlerdir. Şimdi de tarihçilerin zamanlarına
riayet ederek Hz. Fatıma’nın evine saldırmalarına yer vereceğiz.

6- Ebu Ubeyd Kasım b. Selam (ö. 224) ehli sünnet fakihleri tarafından
güvenilir bir kitap olan “el- Emval” kitabında şöyle yazmaktadır:
“Abdurrahman bin Afv, şöyle demekte: “Ebu Bekir hastalandığında
ziyareti için evine gittim. Aramızda geçen uzun konuşmaların ardından
şöyle söyledi: “Keşke yaptığım şeylerden üç tanesini yapmasaydım.
Keşke üç şeyi yapmasaydım ki yaptım. O üç şey şunlardır:

وَدَدْتُ أنّي لَمْ أكْشِفْ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ تَرَكْتُهُ وَ إنْ
أُغْلِقَ عَلَى الْحَرْبِ

“Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi
haline bıraksaydım. Savaş için kapalı olsaydı bile.[15]

Ebu Ubeyd, bu cümleyi söyledikten sonra keza ve keza diyerek şöyle
yazmaktadır: “Ben bundan sonraki yaşananları zikretmek istemiyorum!”

Ebu Ubeyd, mezhebi taassubu veya başka sebeplerden dolayı bu hakikati
zikretmemiştir, ancak “el-Emval” kitabının muahakkikleri kitabın dip
notuna şöyle yazmışlardır: “Burada silinen cümle “Mizanu’l İ’tidal”
kitabında, Taberani “Mu’cem” kitabında ve İbn Abd Rabbe “Akdü’l Ferid”
kitaplarında yer almıştır. (dikkat ediniz!)

7- Ebu’l Kasım Süleyman b. Ahmed Teberani (260 – 360) “Mu’cemu’l
Kebir” kitabında

Zehebi, “Mizanu’l İ’tidal” kitabında kendisini güvenilir olarak
bilmektedir. Defalarca basılan Mu’cemu’l Kebir kitabında Ebu Bekir’in
hutbeleri ve vefatı hakkındaki konulara yer verilmişti. Bu kitapta
şöyle yazmaktadır:

Ebu Bekir, ölüm anında bazı şeyleri temenni ederek şöyle söyledi:
“Keşke yaptığım şeylerden üç tanesini yapmasaydım ve Allah Resulünden
onları sorsaydım.

أمّا الثَّلاثُ اللاّئي وَدَدْتُ أنّى لَمْ أَفْعَلْهُنَّ، فَوَدَدْتُ
أنّي لَمْ أَكُنْ أكْشِفَ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ تَرَكْتُهُ…

“Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi
haline bıraksaydım…

Bu cümleler, Ömer’in tehditlerinin pratiğe döküldüğünü net olarak
ortaya koymaktadır. Evin kapsını zorla (veya yakarak) açtılar.[16]

8- İbrahim b. Seyyar Nezzam Mu’tezili (160- 231), nazım ve nesirdeki
sözlerinin güzelliğinden dolayı kendisine Nezzam olarak lakap
takmışlardır. Nezzam, çeşitli kitaplarında Hz. Fatıma’nın evine karşı
yapılan baskını anlatmıştır. Nezzam şöyle yazmaktadır:

إِنَّ عُمَرَ ضَرَبَ بَطْنَ فاطِمَةَ يَوْمَ الْبَيْعَةِ حَتّى ألْقَتِ
الْمُحْسِنَ مِنْ بَطْنِها

“Ömer, biat günü Hz. Fatıma’nın karnına vurdu! Ömer’in bu saldırısı
sonucu adını “Muhsin” koydukları karnındaki çocuğunu düşürdü!”[17]

9- Müberred, “Kamil” kitabında

İbn Ebul Hadid, şöyle yazmakta: “Ünlü yazar, edip ve meşhur eserleri
olan Muhammed b. Yezid b. Abdulekber Bağdadi (210- 285), “Kamil”
kitabında Abdurrahman b. Afv’dan şöyle nakletmektedir:

“Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi
haline bıraksaydım. Savaş için kapalı olsaydı bile.

10- Mes’udi ve “Murucu Zeheb” kitabı

Mes’udi (ö. 325) Murucu Zeheb adlı kitabında şöyle yazmaktadır:

فَوَدَدْتُ أنّي لَمْ أَكُنْ فَتَّشْتُ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ ذَكَرَ في
ذلِكَ كَلاماً كَثيراً!

“Ebu Bekir ölüm döşeğinde iken şöyle söyledi: “Dilerdim ki keşke Hz.
Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım. Kendisi bu konu
hakkında çok şeyler söyledi.”[18]

Mes’udi, Ehl-i Beyt’e muvafık temayülü olmasına rağmen halife Ebu
Bekir’in sözlerini nakletmeyerek kinayeli bir biçimde olayı örtbas
etmiştir. Elbette sebebini Allah bilir ve elbette Allah kulları da
icmali olarak bilmektedirler!

11- Zehebi ve “Mizanu’l İ’tidal” kitabı

Zehebi, Mizanu’l İ’tidal kitabında, Muhammed b. Ahmet Kufi Hafız’dan
nakletmektedir ki İbn Ebu Darm adıyla meşhur olan Ahmed b. Muhammed
Muhaddis-i Kufi (ö. 357) bu haberi söylemiştir:

إنّ عُمَرَ رَفَسَ فاطِمَةَ حَتّى أسْقَطَتْ بِمُحْسِن

“Kuşkusuz, Ömer Hz. Fatıma’ya bir tekme vurarak, Muhsin adındaki
çocuğunu düşürdü!”[19]

12- Abdulfettah Abdulmaksud ve “el- İmam Ali” kitabı

Abdulfettah, vahiy evine baskını kitabının iki yerinde getirmiştir.
Biz burada sadece birisini zikretmekle yetineceğiz:

وَالّذي نَفْسُ عُمَرَ بِيَدِهِ، لَيَخْرُجَنَّ أَوْ لاَحْرَقَنّها عَلى
مَنْ فيها…! قالَتْ له طائفة خافت اللهَ ورَعَتِ الرَّسولَ في عقبه: يا
أباحَفْص، إِنَّ فيها فاطِمَةَ…»! فَصاحَ: لايُبالي وَ إن…! وَ اقْتَرَبَ
وَ قَرَعَ الْبابَ، ثُمَّ ضَرَبَهُ وَ اقْتَحَمَهُ… وَ بَدالَهُ عَليّ…
وَ رَنَّ حينَذاكَ صَوْتُ الزَّهْراءِ عِنْدَ مَدْخَلِ الدّارِ… فَإنْ
هِيَ إلاّ طَنينَ اسْتِغاثَة…

“Ömer, dedi ki: “Ömer’in canı elinde olana and olsun ki ya dışarı
çıkarsınız ya da içindekilerle birlikte ateşe vereceğim…! Allah’tan
korkan ve Resulullah’tan sonra kendisine riayet eden bir grup dedi ki:
“Ey Ebu Hafs! Fatıma bu evdedir.” Ömer pervasızca bağırarak “O da olsa
bile…! Dedi. Sonra eve yaklaştı ve kapıyı çaldı. Sonra kapıyı vurarak
içeri girdi… sonra Hz. Ali ortaya çıktı… daha sonra o esnada Hz.
Fatıma’nın sesi evde yankılandı… bu ses yardım isteme sesinden başka
bir şey değildi…”[20]

Bu konuyu “İbn Atiyye”nin “el- İmamet ve’l Hilafet” kitabının
mekatilinden bir hadisle kapatıyoruz. (Bu konuda söylenecek daha bir
çok şey olmasına rağmen)

Bu kitabında şöyle yazmaktadır:

إنّ أبابكر بَعْدَ ما أَخَذَ الْبَيْعَةَ لِنَفْسِهِ مِنَ النّاسِ
بِالإرْهابِ وَ السَّيْفِ وَ الْقُوَّةِ أرْسَلَ عُمَرَ وَ قُنْفُذاً وَ
جَماعَةً إلى دارِ عَلىّ وَ فاطِمَةَ(عليهما السلام) وَ جَمَعَ عُمَرُ
الْحَطَبَ عَلى دارِ فاطِمَةَ وَ أَحْرَق بابَ الدّارِ

Ebu Bekir, kendisi için halktan tehdit, kılıç ve zorla biat aldıktan
sonra Ömer, Kunfuz ve bir grubu Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evine
gönderdi. Ömer odun toplayarak evin kapısını yaktı!… bu rivayetin
devamında bazı tabirler kullanılmıştır, ancak kalem onları beyan
etmekten acizdir![21]

Sonuç

Ehli sünnet kaynaklarından nakledilen bu açık ve net belgelere rağmen
yine de bazıları bu acı hadiseyi “Şehadet efsanesi” olarak mı
adlandıracak?! Eğer onların bu hakikatleri yok sayma girişimi
olmasaydı biz de konuyu bu kadar uzatmayacaktık.

Ümidimiz, uykuda olan insanların uyanması ve tarihin köşe bucağında
zikredilen hakikatlerin saklanmayarak inkar edilmemesidir.

Vema aleyna ille’l belağ

“Bize düşen ancak bir tebliğdir. (Yasin Suresi, 17. Ayet)”

Kaynaklar
[1] – Fethu’l Bari, Şerh-i Sahihi Buhari, c. 7, s. 84 ve ayrıca Buhari
bu hadisi Nübüvvet alametleri bölümünde, c. 6, s. 491 ve “evahiru
mağazi, c. 8, s. 110’da bu hadisi zikretmiştir.

[2] – Tövbe Suresi, 61. Ayet.

[3] – Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 154; Mecmeu’z Zevaid, c. 9, s. 203
ve Hakim “Müstedrek” adlı kitabında Buhari ve Müslim’in hadisin
sıhhatinde gerekli gördüğü şartlarda hadisler zikretmiştir.

[4] – Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 156

[5] – Nur Suresi, 36. Ayet

[6] – Durru’l- Mensur, c. 6, s. 203 (Nur Suresinin tefsiri) ve Ruhu’l
Meani, c. 18, s. 174

[7] – Durru’l- Mensur, c. 6, s. 606

[8] – Ahzap Suresi, 33. Ayet

[9] – Müsennef, İbn Ebu Şeybe, c. 8, s. 572, Kitabu’l- Meğazi.

[10] – Ensabu’l Eşraf, c. 1, s. 586 Kahire baskısı.

[11] – el-İ’lam Zerkuli, c. 4, s. 137

[12] – el-İmamet ve’l Siyaset, İbn Kuteybe, s. 12, Mısır baskısı.

[13] – Taberi Tarihi, c. 2, s. 443 Beyrut baskısı.

[14] – Akdü’l Ferid, c. 4, s. 93

[15] – el- Emval, dördüncü dipnot. Ayrıca 144. Sayfa. Akdü’l Ferid, c. 4, s. 93.

[16] – Mü’cemu’l Kebir, c. 1, s. 62 h. 34

[17] – el- Vafi Bilvefiyyat, c. 6, s. 17, 2444. Sayı. Milel ve Nihel,
Şehristani, c. 1, s. 57 Beyrut baskısı.

[18] – Murucu Zeheb, c. 2, s 301 Beyrut baskısı.

[19] – Mizanu’l İ’tidal, c. 1, s. 139 552. Sayı.

[20] – Abdulfettah Abdulmaksud, Ali ibn Ebu Talib, c. 4, s. 276-277

[21] – el- İmamet ve’l Hilafet, s. 160-161

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir