Alevilik-Bektaşilik’te Fatma Ana – Ana Fatma Kültü

Alevi- Kızılbaş inancının yaradılış inancında Fatıma kilit noktayı
teşkil etmesi, Alevi-Kızılbaş inancını diğer inançlardan ayıran en
önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Bu inancı, Aşık Veli şöyle dile
getirir:

Cihan derya iken âlem su iken
Arşta yeşil kandil nur olmadı mı?
Zöhre yıldızından kırk bin yıl evvel
Kuduretten bir top nur olmadı mı?

Ol nur idi üç mürşidin atası
Allah, âşık Muhammet’tir putası
Allah Muhammed Ali’den ötesi
Ol zaman ikisi bir olmadı mı ? (…)

Bu yaradılış inancına göre Cenab-ı Hak, Cebrail’i yaratır ve sorar: “
Sen kimsin ben kimim?” Cebrail de “ Sen sensin, bende benim!” diye
yanıtlar. Bunun üzerine Hak onu katından kovar ve “ Uç!” diye emreder.
Binlerce yıl uçan Cebrail sonunda yorulur ve konacak bir yer ararken
Cenab-ı Hak tekrar sorar: “ Sen kimsin ben kimim? “ Cebrail yine
aynı cevabı verir. Tekrar Cenab-ı Hak “Uç!” emrini verir. Tam altı bin
yıl daha uçar. Tam gücü tükenmişken, “ Kudret Kandili ”ni diğer bir
ifade ile “ Yeşil Kubbe”li bir makam görür. Oraya konar fakat ne
kadar etrafını dolaşsa da kapısını bulamaz. Derken içerden bir ses
gelir: “ Ya Cebrail niyaz eyle!” Cebrail hemen niyaz eyler ve kapı
açılır. Cebrail içeri girer, orada iki nur görür biri Ak biri Yeşil.
Bu nurlar seslenir: “ Ey Cebrail! Var git o yüceler yücesi Hakk’a.
Sana yine sorarsa, şöyle cevap ver: “ Sen Mabut ben Mahluk, sen
yaradan ben yaratılan de!” Cebrail tekrar uçar ve Hak yine sorar: “
Sen kimsin ben kimim?” der. Cebrail, “ Sen Yaradansın ben yaratılan.
Sen Haksın, ben mahlukum.” Diye cevap verince Hak “ Mürşidine rahmet
der. Var git Mürşidine.” Der. Cebrail bu sınavını verdikten nice vakit
sonra Cenab-ı Hak, Âdem ve Havva’yı yaratır ve onlara Cenneti ihsan
eder. Cennete giren Havva’nın güzelliğine güzellik gelir. Âdem , bir
gün Havva’nın güzelliğini seyrederken: “ Acaba ol yüce Hak, senin
güzel yüzünden daha güzel suret nakşetmiş midir?” Ol vakit Hak
bargâhından Cebrail’e şu emir geldi:
— Âdem’i Cennetin yüksek makamlarını seyretmek hidayetine eriştir!…

Âdem, Cennet katlarını çıktıkça gördü ki, yüksekçe bir yere kurulmuş
bir döşek üstünde, daha önce hiç görmediği giyişiler giyinmiş ve hiç
görmediği bir güzellikte genç bir kız oturmaktadır. Başında parlak bir
taç, belinde bir kemer ve iki kulağında birer büyük küpe…

Âdem, hayret içinde kalıp:
— Ey Cebrail, dedi, bu ne güzel kızdır!
Cebrail, cevap verdi:
— Bu Muhammed Mustafa’nın kızı Fâtıma-i Zehra’dır. Başındaki parlak
taç, Nebiler Sultanı Muhammet Mustafa’dır. Belindeki kemer zevci Ali
Murtaza ve kulağındaki küpelerden biri Hasan Mücteba ve diğeri
Kerbelâ şehitlerinin şahı Hüseyin’dir.
Âdem, sordu:
— Ey Cebrail! Bunlar, hangi zamanın mahlûklarıdır?…
Cebrail, cevap verdi:
— Ey Âdem! Bunlar sûret âleminde senden sonra zuhur edeceklerdir.
Fakat yaradılışları senden evvel vâki olmuştur. ( Âşık Fuzuli,,
Saadete Ermişlerin Bahçesi adlı eserde, bu inancı büyük bir edebi
sanatla anlatır.) İşte o vakit, Cebrail kendisine Yeşil Kandilde
yardı eden Ak Nuru Fatıma-i Zehra’nın başında, Yeşil Nuru ise belinde
ki kemer de görür. O vakit Cebrail mürşidini tanımıştır.

Hakikat Hatice Kubbeyi Rahman,

Kandili zulumatta verilen ferman

Fatima idi kubbede yer su, gök duman

Hakikat işine akıl mı kavuşur. (…) Baş Köy’lü Hasan Efendi

Yıkıldı Muhammet Mustafa’nın bendi

Aktı Aliyel Mürteza’nın aşk seli

Arşa yükseldi Ehl-i Beyt’in feryadı

Fatıma Anaydı aşıkların güneşi(…) Kul Hayrani

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir