Arap Alevilerinde İbadet ve İnanç Esasları – Mehmet Özgür Ersan

İsmailiyye, Dürzîlik, Hıristiyanlık ve Suriye’nin yerel inançların birleştirildiği düşünülmektedir. Sadece kendilerinin Ehl-i Beyt inancında olduğunu söylerler. Anadolu Aleviliği ve Caferiyye Şiiliğine itikadi yönden benzeyen yönleri olduğu gibi farklılıklar da vardır.

Arap Alevisi(Nusayriler), hayvanların ve kadınların ruhlarının var olmadığına inanırlar. Bu sebeple Nusayrilerin itikadi inanışları erkeklerden oluşan topluluk içindeki sırlardan ibarettir. Nusayrilere göre Kur’an’ın iki manası vardır. Gizliliği anlayamayanlar için zahiri (yani yüzünden okunan mana) geçerlidir. Ancak Nusayriler, İsmailiyye öğretisi gereği bâtıni tevillere göre hareket ederler.

Dolayısıyla Kuran-ı Kerim’e bir Sünni ya da Şii din adamının hiçbir zaman yükleyemeyeceği manaları verebilirler. İçki haram değildir, sadece erkekler için söz konusu olan reenkarnasyon dinin temel inancını oluşturur, namaz şekillerle değil sadece dua ile kılınır gibi anlamları Kur’an’dan çıkardıklarını söylerler. Allah’ın bazen insan sıfatıyla ortaya çıktığına ve onun en son Dünya’ya geldiği zamanki sıfatının İmam Ali olduğuna inanırlar.

Arap Alevileri (Nusayriler), insanlık tarihinin yedi kademesini gerçekleştiren “Sâmet” (susan)’i “Nâtık” (konuşan)’ın üstünde tutarak Ali’yi “Sâmet”, Muhammed’i “Nâtık” ve sahabelerden Selman-ı Farısi’yi “kapı” olarak tanırlar. Bunların baş harfleri Ayn ? Mim? ve Sin ? i önemserler. Ayrıca bu üçlü Ay, Güneş ve gökyüzü olarak da bilinir.

Reenkarnasyon inancına sahip olup önceki hayatta sevap kazananların, insan olarak ve kötülükleri işleyenlerin ise hayvan olarak tekrar Dünya’ya geleceğine inanırlar. Nusayrilere göre Cennet ve Cehennem bu Dünya’dadır, yedi defa Nusayri inancıyla Dünya’ya gelen bir inançlı Nusayri gökyüzünde yıldız olarak mutlak iyiliğe (rahmete) kavuşacaktır.

Dinin şekillendiricisi olarak ashabdan Selman-ı Farisi kabul edilir. Din, temelinin ne zaman ortaya çıktığı belli olmayan bir sır üzerine şekillenir. Arap alfabesindeki üç harfle simgelenen sır, genel halk tarafından dahi bilinmez. Bu sırrı bilmek için ermek, “eve giden yola” gitmek gerekir. Bu sırrın yanı sıra, ibadet de gizlilik içinde yapılır.

Hatay bölgesinde eski çağda yaygın bir “sır dini” olan Mithras öğretisinden günümüze ulaştığı düşünülebilecek bir saklı öğreti üzerine inanç biçimlenmiştir.

Arap Alevileri (Nusayriler), namazlarını kılmak için bir camide toplanırlar. Burası, günümüz anlamıyla bir cami de olabilir, bir türbe de, hatta birinin evi dahi olabilir. “Namaz” Sünni ya da Şia anlayışındaki namazla ilgisizdir. Soyla babadan oğula geçen “şeyh”lerin önderliğinde erkeklerin toplanıp dua ettikleri bir törendir. Secde ya da rükû gibi namaz biçimleri bulunmaz. Namazdan önce abdest alınmaz. Kâbe’ye dönmek gibi bir şart da bulunmaz. “Namaz” için camide toplanma şartı da yoktur. Namaz kılınacak yer bir ev ya da temiz olan herhangi bir yer olabilir.
İbadet anlayışları bakımından fırka temel İslamî ibadetleri, genel kabulden farklı olarak, kendi batınî anlayışlarına paralel biçimde tevil eder. Bu fırkaya göre ibadetleri başında “batınî namaz” yahut kısaca “namaz” adı verilen ibadet gelmektedir. Bu da ferdi ve kolektif olarak iki şekilde yerine getirilir. Namaz Ali’ye açılan kalbin niyazı anlamında anlaşıldığından, özel bir mekâna, camiye ihtiyaç duyulmadığı gibi, her hangi bir tarafa yönelme yahut özel bir duruş da söz konusu değildir. Namaz sesle yapılan bir ibadet olup, sadece duadır.
Namazın başında “Ali, Muhammed ve Selman’ı yüceltiriz.” demek, namazı eda etmek olarak anlaşılır. Namazın temel şartları beş seçkini (Muhammed, Fâtır (Fâtıma), Hasan, Hüseyin ve Muhassin) bilmek, dua esnasında gülmemek ve konuşmamak, Abbasi rengi olduğu için siyah takke giymemek, gizliliğe riayet etmek ve namazı “Ey yüce, büyük ve arıların efendisi Ali, bize merhamet et.” diyerek bitirmektir. Namazın sayısı yine beştir ve beş masuma tahsis edilmiştir. Namazda Mekke’ye dönmek şart değildir. Öğleye kadar Güneş’in doğuş yönüne, öğleden sonra ise batıya doğru yönelinir. Bu namazın kılınması, mahiyet itibariyle, Kur’an-ı Kerim’den Fatiha ve İhlâs sureleri ile öteki bazı kısa sureler, Kitâbü’l-Mecmû’daki sureler ve kuddâs adı verilen özel bazı duaları okumaktan ibarettir.[1]

Toplu olarak kılınan namaz ise büyük bir şeyhin ziyareti, bayramlar ve fırkaya giriş merasimleri gibi vesilelerle yerine getirilir. Kadınların ve topluma kabul edilmemişlerin alınmadığı bu ibadette, ferdi yapılandan farklı olarak ezan okunur, kutsallığına inanılarak şeyhlerden başlanarak cemaat kadehten birer yudum alır, bazı surelerin okunması sırasında secde edilir. Merasimin ilgili yerlerinde kuddâsu’l-buhûr, kuddâsü’t-tîb, kuddâsü’t-teberri ve kuddâsu’s-sin gibi dualar okunur ve selam verilerek ibadet tamamlanır.[2]

Namaz gibi İslam’ın diğer temel ibadetlerini de tevil eden Nusayrîlik’te, söz gelimi oruç, Hz. Peygamber’in babası Abdullah’ın sessizliğini temsil eder ve sırları başkalarından gizlemek anlamına gelir. Zekât, Selmân-ı Farisî’yi temsil eder ve dini öğrenip aktarma anlamına gelir. Bununla birlikte fırkanın iç işleyişinde zekât çeşitli vesilelerle merasim sonrası şeyhe verilen paradır. Haccın manası ise, fırkaca kutsal sayılan kişileri ziyaret etmeyi sembolize eder ve bilinen hac ibadetiyle bir ilgisi yoktur.[3]

Arap Alevilerinde Kelime-i Şahadet

Kelam-ı Tevhid hususunda, kalb ile kabul (tastik) dil ile söylemek (ikrar) şartıyla, şöyle söylenmektedir. Tevhid getirilmektedir;
‘Eşhedü En la ilahe İllallah
Eşhedü En Muhammedün Resülullah
Eşhedü En Ali-y’yün Veliyullah Vasi’yi Rasülullah’[4]

Arap Alevilerinde Tevella ve Teberra

Tüm Alevilerde ‘bağlılık ve düşmanlık’ gibi öğeler içselleştirilmiştir. Alevi yolunda; ‘Tevella’ Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyti sevme ve onlara bağlılık, düşmanlarını sevmemek ve onlardan uzak durmaktır. Ayrıca bu yolu izlemektir. ‘Teberra’ Hz. Muhammed- Ali ve soylarına yapılan haksızlıklara nefret ve lanet etme, düşmanlarına kin tutma ve düşman olmaktır.[5]

Arap Alevilerinde Kırklar Kimlerdir?

Hz. Muhammed döneminde Kırklar Meclisi içinde 17 Kemerbest efendilerimizin de bulunduğu 17 si Kadın 23 Erkek olmak üzere birbirine eşit İnsan-ı Kamil 40 insandan oluşur.
Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hamza, Selman Farisi, Gavan, Türk Süreyc, Ümmü Seleme, Ebu Hureyre, Rahib Hanzele, Revaha, Maz’un, Kanber, Cafer-i Tayyar, Ebu Zerr-i Gaffari, Cabir-i Ensari, Malik-i Eşter, Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn Sebe, Ebu Derda, Cömert-i Kassab, Muhammed bin Ebubekir, Ammar İbn-i Yaser, Süheyl-i Rumi, Mikdat, Bilal-i Habeş gibidir. Bazılarının isimlerini bilmediğimiz 40 kişiden oluşur.
Kırklar Meclisi üyelerinin kemer bağlayıp el verdiği müştehid sufiler, İslam coğrafyasında mürşid olarak; Meydanevi(Cemevi), Divan, Hangah, Tekke ve Zaviyelerde zor koşullarda Aleviliği ve Ehl-i Beyt Yolunu gerçekleştirecek insanları irşat etmişler ve yönlendirilmişlerdi.[6]

Arap Alevilerinde Abdest

Yıkanmak canlı-yaşayan bir varlık-insan olmanın bir gereği ve gerekliliğidir. Bütün Aleviler’de olduğu gibi. Nusayriler’de de Maide Suresi 6. Ayet’indeki tariflemeye uygun ve bu buyruğa göre zahiri abdest alırlar.
“Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınızı ve inci kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. “ Bu temizlenmeye ‘dış abdest’ denir.
Bir de ‘iç abdest’ vardır ki; Şeyh veya diğer inanç önderleri nezaretinde manen alınan Batıni ‘gönül abdesti’ vardır.[7]

[1] Büyükkara, Prof. Dr. Mehmet Ali: “İslam Mezhepleri Tarihi” sayfa 156. Anadolu Üniversitesi Yayınları Eskişehir, Eylül 2010 ISBN:978-975-06-0738-7
[2] Age s.157
[3] Fığlalı, s.186
[4] İsmail Onarlı s.61
[5] İsmail Onarlı s.61
[6] İsmail Onarlı, s.76-77
[7] İsmail Onarlı s.61

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir