Cem Erkânı, Miraç Olayı, Kırklar Cemi ve Semah -Mehmet Özgür Ersan

Tende ve Canda kendini var eden
Hakkın adıyla
B’ismişah Allah Allah!”
Ateşten, havadan, sudan ve topraktan var oldum.
Doğdum 7 âlem, 3 atadan.
Hu dedim gerçekler aşkına!
Anam yer, babam yağmurdur kal-u beliden beridir.
Ateşten Ateşe, Havadan Havaya,
Sudan suya Topraktan toprağa!
Can cana doğru, nur ile geldim
Durdum divana, uydum meydana.
Can cana. Can didara.

Ya Hızır!
Sen her yerde hazır olansın!..
Her cana nazar olansın!..
Niyet ettik darına durmaya.
Çerağımızı yandırmaya.
Dört kapı, dört çıra hakkı için ola.
Hakk katında şefaat bula.
Hanemiz şenlik ola, rızkımız bereketli ola.
Cümle canlara nasip gide.
Ocağımız, çerağımız sönmeye.
Hanemizden taş, gözlerimizden yaş dökülmeye.
Varlığımız, dirliğimiz daim ola.
Muhabbetimiz eksik olmaya.
Üçlerin, beşlerin, Kırkların hakkı için ola.
On dört masumu pak,
On yedi kemerbest efendilerimizin katarından ayrılmayalım
Akşamlar hayır ola.
Hayırlar fethola.
Münkir münafık berbat ola, zalimler tarumar ola.
Delillerimiz yolumuzu ışıda.
Dil bizden kerem Hünkâr Hacı Bektaş Veli Efendimizden ola.
Gerçeğe Hü!”

Cem Erkânı

Cem kelimesi Arapça fiil kökünden gelip isim olarak toplanma, bir araya gelme anlamına gelir. Cemle ilgili Gölpınarlı, Mevlevilerde aynu’l-cem’; ‘vahdet nes’esiyle ve cezbeyle askla ihvanın tam bir birlik hâlinde toplanıp semâ’ ve sefâ ile dem sürmesi anlamına kullanılır. Bu terim halk dilinde ayn-i cem seklinde söylenir.
Gölpınarlı Buyruklarında cem, taliplerin bir araya gelip evliya erkânını icra etmesi olarak tanımlanmıştır. Cemin icra edileceği yerin adı meydandır. Bazı Buyruklarda, cemin kaynağı olarak İslam’ın ortaya çıktığı ilk yıllar gösterilir. Müslümanların çoğalmasıyla yol, erkân ve irşat yürütülecek bir yere ihtiyaç duyulduğu ve bunun üzerine Hz. Peygamber’in emriyle uygun bir evin bu iş için hazırlandığı anlatılır.
Miraç Olayı ve Kırklar Cemi
Hz. Muhammet, atı Burak ile bir gece Mirac’a çıkar. Hz.Muhammet, Mirac’a çıkarken yoluna bir kükremiş aslan çıkar. Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir. “Hatemini (Parmağındaki yüzüğü) aslanın ağzına atması” istenir. Hz.Muhammet böyle yapar aslan sakinleşir, yoluna devam eder. Miraç’ta Hz. Muhammet’e; süt, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, süt sevgiye elma ise dostluğa işaret eder.
Alevilikte Kırklar cemi denince akla, Hz. Muhammed’in Miraç’ta ya da Miraç sonrası Hz. Ali’nin sırrına ermesi ve kırklarla tanışması gelir. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali’de kalır. Hz. Muhammet, Cenab-ı Hak ile görüştükten sonra şehre döner. Yolda bir dergâha rastlar. Merak edip gidip kapısını çalar.
Şeyh Safi Buyruklarında kırklar meselesi hadimlik başlığı altında söyle anlatılır: Hz. Peygamber günlerden bir gün suffe-i safanın kapısına gider kapıyı çalar. İçeride sohbet etmekte olan kırklar, “kimsin?” diye sorunca, o da, “ben peygamberim, kapıyı açın içeri gireyim, siz erenler ile dem didar göreyim,” der.
Kırklar, “bizim aramıza peygamber sığmaz, git peygamberliğini ümmetine yap,” deyince Hz. Peygamber, hemen geri döner. Bunun üzerine Hak Teâlâ’dan “geri dön” nidası gelir ve tekrar kapıya varır.
Aynı durum tekrarlanır, yine Hak’tan dön nidası gelince üçüncü defa kapıyı çalar. Kim o denince, “seyyidu’l-kavm hâdimu’l-fukarâyım” yani ‘toplumun efendisi, fukaranın hizmetçisiyim.’ diye cevap verir.
Kırklar, “merhaba merhaba, ehlen ve sehlen hoş geldin, gelmekliğin mübarek olsun,” derler. Hz. Peygamber “ya mufettiha’l-ebvâb iftah lena hayra’l-bâb” yani ‘Ey kapıların açıcısı, bize en iyi kapıyı aç.’ Deyip.
Bismillah diyerek sağ ayağıyla içeri girer ve içeride 22 erkek 19 kadının olduğu Erkeklerin başında Hz. Ali’nin kadınların başında Hz. Fatıma’nın bulunduğu otuz dokuz sahabenin olduğunu görür.
İçlerinden biri eksiktir. O, Selman-ı Farisi dışarıda parsaya gitmiştir. İçlerinde Hz. Ali’nin de bulunduğu kırklar, Hz. Muhammed’i gördüklerinde ayağa kalkarlar ve yer gösterirler. Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin yanına oturur fakat o zaman yanındakinin Ali olduğunu bilmemektedir.
“Siz kimsiniz, size kim derler?” diye sorar. “Biz kırklarız, bize cehelten (kırklar) derler, cümlemizin gönlü birdir, birimiz neyse hepimiz oyuz,” BİRİMİZ KIRK KIRKIMIZ BİRDİR BİZİM..”derler.
Hz. Muhammed, “Nasıl?” diye sorunca, “birimizden kan aksa, cümlemizden kan akar” derler ve Hz. Ali koluna neşter vurarak kanatınca hepsinden kan gelir hatta dışarıda bulunan Selman’ın kanı bile içeri akar.
Hz. Ali kolunu bağlayınca hepsinin kanaması da durur. Bu arada Selman-ı Farisi parsadan bir üzüm/engür tanesiyle gelir. Kırklar, “Ey fakirlerin hizmetçisi (hâdimu’l-fukarâ)! Bu üzüm tanesini aramızda paylaştır” derler.
Hz. Peygamber bir üzüm tanesini kırk kişiye nasıl paylaştıracağını düşünürken Cebrail, Allah’ın emriyle cennetten nurlu bir tabak getirir ve onun önüne koyarak “şerbet eyle ya Muhammed!” der. Peygamberin bölüşümü nasıl yapacağını merak eden kırklar da birden ortaya çıkan nurdan tabağın farkına varırlar.
Hz. Muhammed, tabağın içine su koyarak “sakku’l-kamer” parmaklarıyla üzüm tanesini de ezerek tabağa kor ve böylece kırklara üzümü şerbet olarak sunar. Şerbetten içen kırkların tamamı mest u elest olarak kendilerine değişik bir hal gelir ve oturdukları yerden kalkıp bir kere “Ya Allah!” deyip sema’a dururlar. Kırkların semah’ına Hz. Peygamber de katılır, semah’ ederken imamesi yere düşer, yere düsen imameyi kırklar, kırk parçaya bölüp bellerine tennure olarak bağlarlar.
Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet’in başından sarığı (imamesi) düşer. Kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar.
Hz. Muhammet, Kırklar Meclisi’ne pirlerini sorar. “Pirimiz Ali’dir” derler. Böylece, Hz. Muhammet, Ali’nin de orada olduğunu öğrenmiş olur. Ali, Hz. Muhammet’in yanına gelir. Hz. Muhammet Ali’nin parmağında, Mirac’a giderken “aslana” verdiği yüzüğü (hatemi) görür. Ali’ye sarılır, O’nu bağrına basar.” Alevi inancında; kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Cemi’nin tayin edici önemi vardır.

Semah

‘And olsun o saf bağlayıp dizilenlere, o saflar tutturup sıraya dizilenlere, o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara, o haykırarak şevk edenlere, o göğüs gererek durduranlara, o zikir okuyanlara..’
saffat 37/1-2-3

Haşa ki semahımız oyuncak değildir
İlahi bir aşktır, salıncak değildir
Her kim ki semahı bir oyuncak sanır
Mümin diye cenaze erkanı kılınacak değildir

Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli

* hakk ile bütünleşme onun varlığında erimedir

* hakka gönül verenin miracı, aşığın miracıdır

* kâinatı okuyan görür en küçük atomdan en büyük gezegenlere kadar bütün evren semah döner

* kişi vecd ilham ve keşif ile çoşkusuyla hakk gerçeğine varmak için, kişi kendinden geçip hakk’ın varlığına karıştığında ilahi bir aşk halini alır

* çark’ a girip evrenin nizamına kendini bırakmak bütün varlıkla bir olarak vahdeti vücut olmak

* imamı caferi sadık buyruğunda alevi islam inancında kökeni kırklar cemine dayanan ve cem içindeki 12 hizmetten biri sayılır.

Alevilerin temel ibadeti olan Cem ayinlerinin ayrılmaz bir parçası da Semah dönmektir. Semah, Cem’in belli bir aşamasında bağlama eşliğinde kadın ve erkek canların çalınan ezgiler eşliğinde birlikte yaptıkları dinsel danslardır. Semah dönülmeyi, Cem ayininden dönmek, Cem ayini içinde yapılan 12 hizmetten birisidir. Cem ayini sırasında törenin bazı bölümlerinde ve özellikle son bölümünde dedenin işareti ile kadın ve erkek canlar semaha kalkarlar.

Semah dönen canlar duygusunun, sevginin, aşkın, dorukta olduğu duygulu bir an yaşarlar. Semah dönenler adeta kendinden geçercesine büyük bir aşkla, şevkle huşu içinde ayrı bir dünyaya yolculuk edercesine, izleyen canları da büyüleyecek tarzda su gibi akıp giderler.

Aleviler, Cem ayinininde olduğu gibi semahın da kaynağının Hz. Muhammet’in, Miraçtaki Kırklar Cemi’nde kaldığına inanırlar. Mevlevi Sema’sından oldukça farklı olan Semah’ın kültürel kaynağının izlerini Asya ve Anadolu medeniyetlerinin derinliklerine götürmek olasıdır. Alevilerin döndükleri semahı onların ibadeti olan Cem ayinlerinden ayrı düşünmek ve yorumlamak yanlıştır. Aleviliğin kutsal kitabı olan, İmam Cafer Buyruğu ve halk arasında yaşayan mevcut inançta semah 12 hizmetten biri olarak yapılır.
İmam Cafer Buyruğunda Hz. Muhammed’in Kırklarla tanışması, bazı farklılıklar olmakla birlikte Şeyh Safi Buyruklarıyla paralel, ancak sade bir şekilde betimlenmiştir. Bu farklar şunlardır: Hz. Peygamber Miraç’a gidince yolda bir aslan görmüş, yüzüğünü/hatemini aslanın ağzına vererek Sidretu’l-Munteha’ya ulaşıp dosta vasıl olmuştur. Orada doksan bin kelam söylemiş; otuz bini şeriat olmuş, altmış bini Ali’de sır olmuştur.

Hz. Muhammed, Miraç’tan gelirken Mina’da bir kubbe görmüş orada kırklarla tanışmıştır. Parsadan gelen Selman’ın getirdiği üzümü ezip şerbet eylemiş; kırklar içmiş ve cuş etmişler; Peygamber sema’a girmiş basındaki semle düşünce kırk parça olmuş ve Kırklar bunu kuşanmışlardır.

Ayrıca Hz. Muhammed, Kırklarla tanıştıktan sonra onlarla sohbet etmiştir. Sohbette; onların pirlerinin Şah-ı Merdan Ali, rehberlerinin Cebrail (a.s.) olduğunu öğrenmiştir. Ayrıca bazı Buyruklarda Hz. Peygamber’in kapıdan içeri girdiğinde gördüğü otuz dokuz kişiden yirmi ikisinin erkek, on yedisinin kadın olduğu bilgisi yer almaktadır.
Anadolu Aleviliği’nin inanç temellerinin, yaşam biçiminin, dünya görüşünün, felsefesinin kökleri bu söylencede aranmalıdır. Kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Meclisi, mitolojik anlamda da olsa Alevilerin dinsel ve sosyal örgütlenmelerinin tarihsel kaynağı kabul edilebilir. Bu anlamda da bu söylencede geçen sembolik özellikler Alevilik açısından ayırtedici öneme sahiptir.
Kırklar Meclisi’nin kadın ve erkekten oluşumu kadın ve erkek eşitliğinin önemini vurguluyor. Kırklar Meclisi ile Hz. Muhammet arasındaki diyalogdaki vurgulardan; “birimiz kırk, kırkımız bir” olgusu eşitliği, insan olmayı, türab olmayı vurguluyor. Gerçeğin gökte değil, yerde olduğu meclisin sembolik önemi ile vurgulanıyor. Herkesin eşit ve ulu olması; vahdette kesret, kesrette vahdet (varlıkta birlik, birlikte varlık) ilişkisini ifade ediyor.

Kaynakta, Alevi inancında Tanrı’nın, Peygamber’in ve insanın yeri belirtilmektedir. Aslan ve yüzük sembolü ise, insanın Tanrı’nın bir ifadesi, O’nun bir yansıması, parçası olduğu, Adem’in Hakk’ın halifesi olduğu anlayışını vurgulaması açısından önemlidir. Bu örnekte Alevi-Bektaşi ibadeti olan Cem’in ve Semah’ın da kökleri belirtilmiş oluyor. Bu söylence, Anadolu’da yaklaşık bin yıldır her tür olumsuzlanmaya karşılık Alevilerin Cem ve cemaatlerinde, sosyal hayatlarında kadını bir bütünün ayrılmaz parçası gören, lokmasını yoksullarla kırka bölerek paylaşmasını bilen, insana en yüksek değeri veren Aleviliğin sağlam mayasını da ele veriyor.

Yani Semah, Alevilerin yaptıkları ibadetin bir parçasıdır. Ülkemizde son üç beş yıldır Alevilik kendisini tanıtmaya başladığından beri, semah dönmek daha da bir güncellik kazanmıştır. Yüzyıllarca gizli-saklı yapılan Cem ayinlerinin bir parçası olan semah, yapılan çeşitli törenlerde, şenliklerde folklorik gösteriler içine konmuştur. Bu durum ilk başta Alevilerin hoşuna gitmiş. Kendi kültürlerinin tanınmasına hizmet eder düşüncesi ile seyirci kalınmıştır.

Yapılan semahlar Alevi olan ve olmayan kesimlerce tanınmış ve beğeni kazanmıştır. Çünki alevi ana-babadan doğup da bugün Cem görmemiş bir kuşak oluşmuştur. Bu kuşak bir anlamda semahları dışa açık alanlarda yapılan etkinliklerde izleyerek Aleviliği görmeye, öğrenmeye çalışmıştır. Ama dışa açılmanın sınırı içkili toplantılarda semah dönmek olmaya başlayınca iş bir anlamda çığrından çıkabilir. Bu nedenle semahlar, Alevilerin ibadeti olan Cem in bir parçasıdır. O’nun yeri orasıdır. Semah ibadetin bir parçasıdır. Semah dönmek eğlence aracı olamaz. Semah içkili, eğlenceli toplantılara asla meze olamaz. Semah dönmek Cem ayini dışında, olsa olsa cok ağırbaşlı bir biçimde özüne uygun bir tarzda; Hacı Bektaş Veli anma törenleri, Abdal Musa anma törenleri gibi törenler ile ağırbaşlı etkinlikler dışında yapılmamalıdır.

Arapça “Sema” köküne dayanan Semah sözcüğü Türkçe de “Sema” ya da “Semah” biçimlerinde iki ana söylenişe ayrılır.Her söyleniş birbirinden ayrı iki farklı özellikte uygulanır.Sema , Mevlevi ya da bazı Sünni tarikatlarının , Semah ise Alevilerin dinsel törenlerinin bir parçasıdır. Mevlevi Semah ‘ ı ile Alevi Semah’ının ayırdedici özelliği dönenlerin Mevlevilerde esas olarak sadece erkekler olmasına karşın, Alevilerde kadın ve erkek canların birlikte olduğudur.
Mevlevelerin Semah’ının müziğini esas olarak Türk Sanat Müziği besteleri oluştururken , Alevi Semah’larındaki müziği halk müziği ritimleri oluşturur.Semahlarda bağlama belirleyici olmasına karşın ; Cepni Alevilerde , Cemde 12 çalğı bulunur. Bu on iki saz aynı türden olabileceği gibi değişik türlerden de olabilir. Semahlar , Çepnilerde bu on iki çalgı ile dönülür.Ama günümüzde yaygın olarak gözüken durum cemlerde esas olarak bağlamanın belirleyici olduğudur.

Semahın belli sayıda kişilerce dönülmesine özen gösterilir; 2,4,8,10,12, olduğu gibi 3,5,7,12 gibi sayı kümelerine denk düşürülmeye çalışılır.Bu sayıların kutsallığına inanılır. “Üçler , beşler , yediler, on ikiler” den yardım ve şefaat dilenir. Semah dönülmeye genellikle şöyle başlanır: ilk önce dört can semaha kalkar.Bu açılış semahıdır. Semah dönülürken canların üstündeki giysiler son yıllardaki folklor giysileri gibi özel giysi değildir.Semah dönmek için özel giysi hazırlanmaz.Canların üstündeki giysiler çok renkli ve değişiktir.
Daha doğrusu halkın özel günlerde giydiği temiz ve bakımlı elbiselerdir.Belli bir şekil söz konusu değildir. Bu erler için de , bacılar içinde geçerlidir.Kurallarda biçime değil öze önem verilir. Giysilerde yerel ayrıcalıklar görülür.Bazı yörelerde semah dönülürken erkekler şapkalarını çıkarırlar , bazı yörelerde başı açık semah dönülmez.Semah dönen erler genellikle şapka yerine mendil , puşu gibi aksesuarlar giyerler ya da baş açıktır.Ama ayak kesinlikle çıplaktır.

Baş açık , ayak çıplak semah dönmek en yaygın olan biçimdir. Tabii bacıların başı örtülüdür. Canlar , Cem ayininin belli bir yerinde Semah’a kalkınca dedeye niyaz ederler.Semah dönüldüğü sırada (halka tarzında dönülen semah’ta) köşede oturan dede makamına asla sırt dönülemez. Semahta ritim ister yavaş ister hızlı olsun dede makamı kutsal makamdır.Ali makamıdır, oraya sırt dönülmez , mutlaka her seferinde selamlama biçiminde niyaz edilir. Hiçbir semah türünde elele tutuşulmaz.İster kadın ister erkek karışık olsun, isterse sadece erkek ya da kadın olsun elele tutuşma biçimi yoktur. Semahta esas figürler el ve ayak figürleridir.Eller ve kollar kuşun uçuşunu simgeler.Eller ve kollar kuşun uçuşunu simgeler. En çok görülen figür ise sağ elin ayası yukarından alır, sol el de yere dönüktür.Bu figür ; “Haktan alınanın halka verilmesini” simgeler.

Semah Türleri Anadolu’da Aleviliğin yaklaşık sekizyüz yıllık bir tarihi var. Anadolu’da bir dizi uygarlık yaşamış. Kimi uygarlıkların izleri kaybolmuşken kimi henüz yanıbaşımızda yaşıyor. Ülkemiz çok renkli bir kültüre sahip. Bu durumdan Aleviliğin de nasibini almaması olası değil. İşte Anadolu’daki Alevi semahlarının çeşitliliği bu kültürel izlerin semahlara şu ya da bu tarzda yansımasıdır. Biçimde Alevilerin Cem ayinlerinde ve semahlarda bazı farklılıklar almasına karşın özü birdir. Semahlara değişik yörelerde değişik adlar verilmesinin nedeni bu özellikte aranmalıdır. Bildiğimiz semah adlarından bazıları şunlardır: Ali Nur Semahı, Kırat Semahı, Turanlar Semahı, Kırklar Semahı, Gönüller Semahı, Ya Hızır Semahı, Alaçam Semahı, Nevruz Semahı, Çapraz Semahı, Çorlu Semahı, Dem Geldi Semahı, Ladik Semahı, Çark Semahı, Yatır Semahı v.b.

Miraçlama

Cem Ayinlerinde Peygamber’in Miracı 12 Hizmetten biri olarak Miraçlama diye bir bölümde deyişler eşliğinde canlandırılır;

Miraçlama Örnekleri
Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın miraç yolculuğu ve dönüşte kırklar meclisine uğramasını anlatan şiirlere miraçlama denilmektedir. Miraçlama cem törenlerinde âşıklar tarafından saz eşliğinde okunur. Anadolu’da bazı yörelerde Şah Hatayi’nin yazmış olduğu miraçlama okunur. Bazı yörelerde de Feyzullah Çelebi veya Mehmet Hamdullah Çelebi’nin miraçlaması okunur. Amasya, Çorum, Sivas ve Tokat yörelerinde daha çok Hamdullah Çelebi’nin miraçlaması okunmaktadır.

1) HASİRETİ (HAMDULLAH ÇELEBİ)

“Kün” dedi karar eyledi
Yeri göğü arşullahı
Çar anasırdan yarattı
Âdem Safiyullah’ı

Evvel Âdem Hakk’ı bildi
Başına çok haller geldi
Alnına bir top nur indi
Âdem bildi Nurullah’ı

“Velekad keremnâ” dedi
Melekler secdeye indi
İblis lâin etmem dedi
Takındı lanetullahı

Âdem’den zürriyet geldi
Hak emri dört güruh oldu
Dördüne dört ta’at verdi
Evvel zikri Zikrullah’ı

Bir katre nutfeden oldu
Âdem’den nur Şit’e geldi
Ehl-i Hakk tahkik kıldı
Ve hem Şit Nebiyullah’ı

Açıldı Haşimi necli
Mustafa Murtaza nesli
Yüz yirmidörtbin nebi
İbrahim Halilullah’ı

Halil’in evladı gelip
Abdül Muttalip Ebu Talip
Ol zaman nur iki olup
Bilen bildi Beytullah’ı

Abdullah’tan nebi zuhur
Dü cihanda oldu fahir
Ebu Talip’den etti zahir
Ali’yy-ün Veliyullah’ı

Dü cihan güneşi Ahmed
Vahiy geldi oldu irşâd
Münkir ne bilsün Ahâd
Ol bir nur’u Nurullahi

Hak emretti Cebrail’e
“Habibim Mi’raca gele”
Önünce delili bile
Cebrail Emirullah’ı

Dostunun selâmın aldı
Gönülleri şâdi kıldı
Cebrail rehberi oldu
Seyr eyledi Arşullah’ı

Sidret-ül-müntehaya vardı
Anda Cebrail durdu
Bundan öte sana dedi
Sen görürsün ol Allah’ı

Yetmiş iki perde geçti,
Hakk’ın emri ile aştı.
Birinci perdeye ulaştı,
Gördü Hikmetullahî

Arş-ı muazzam’a vardı
Anda çok hâller gördiü
Orda bir nişan verdi
Hâtem-i Nebiyullahı

Nalinin çıkarmak ister
Hatiften nida dost der
Arş-ı Azim’i göster
Nalini Habibullahi

Uçmak babına vardı
“Destur Ya Rabbim” dedi
“Gel dedi Rab virdeyledi
Uzattı desd-i Yedullah’ı

Azizullah el uzattı
Nûrı-u âlemi bezetti
Âlem bu anı gözetti
Gördü Hatemin Vallahi

Âşık maşuğunu gördü
Habib maksuduna erdi
Doksan bin kelâm sordu
Danışdı Kelâmullah’ı

Otuz bini şeriatta
Otuz bini tarikatta
Otuz bini hakikatte
Bilenler bildi vallahi

Olanları bilir bilen
Hakikate âşık olan
Gördü bir mahbup civan
Habib bildi Sırrullahı

Kudret lokması geldi
Süt elma baldan aldı
İkisi de bile tattı
Yediler nimetullahı

Gelmek için destur aldı
Muhammed ayağa kalktı
Mü’min’e tevhîd verdi
Tutmak için îllallahi

Kudret hazinesin buldu
Üzümü ikiye böldü
Engürü bergüzar aldı
Secde edip Babullah’ı

Kırklar yolunu gözetti
Vardı kırkları bezm etti
Oturuben niyaz etti
Selman sundu keşküllahı

Selman’a bir üzüm verdi
Yar yari ol demde gördü
Cümlesi pervane girdi
Tutundular arşullahı

Kırklar muradını aldı.
Esrar-ı Hak galip oldu
Muhammed evine geldi
Gördü Ali Keremullah’ı

Ali anda tevaf etti
Doksan bin kelâmı vasfetti
Hatemi nümayan etti
Verdi Şah Emrullahi

Çâr emânet fahri geldi
Muhammed Ali’ye verdi
Ahir sahibi var dedi
Bektaş Kaddesallah’ı

Şah Hasan Hüseyin geldi
İmam Zeynel parelendi
İmam Bakır şehid oldu
Ol sırr-ı Kutbullah’ı

İmam Ca’fer din rehberi
Musa Kazım din serveri
Olalım Rıza’nın çekeri
Veririm canı billahi

Takî Nakî Şâh Askerî
Onlar birbirinin yari
Mehdi mü’min intizârı
Tez gele Zamanullahi

Kutb-u Âlem Hünkâr geldi
Emanet sahibini buldu
Cümle erler nasîb aldı
Bağlandı rızaullahi

Bendesin almış araya
Varınca baki saraya
Bu HASRETİ bî-çareye
Şef’aat eder inşallahi

2)FEYZİ (FEYZULLAH ÇELEBİ)

Miraç okudu Cebrail
Muhammed Mustafa mah’i
Hak emrine oldu kail
Eyledi bir azm-i rah’i

Gaipten yandı bir çırak
Çünkü yakın oldu ırak
Cebrail getirdi Burak
Bindi ol Habib-ullahi

Burak kadem bastı arşe
Erişti fevk ile ferşe
Hak kadirdir cümle işe
Eyledi bir gez-nigâhi

Bir nida erişti Hak’tan
Ya Muhammed’im Burak’ta
Göz kamaşır şerer-nâk’tan
Müminlerin kıblegahı

Yolda ırast geldi bir şîr
Ya nedir bu işe tedbir
Hatemiyi ağzına ver
Sundu iki cihan şahı

Çıktı sitr-el müntehaya
Erişti ilanihaya
Kavuştu sırr-ı Hüda’ya
Seyretti Cemalullahı

Orda gördü bir nevcivan
Yüzü şemsi mahi taban
Cemalına oldu hayran
Nazar kıldı âl-Allah’i

Sordu doksan bin kelamı
Hak ile nik-ü namı
Bir dem eyledi âramı
Bu ne sırdır ya ilahi

Gaipten geldi yeşil el
Verdi sib, şir, engûr,asel
O demde gördü bir mahfel
Selmanı şey’en lillahi

Ayak üstü kalktı server
(Canlar ayağa kalkar)
Oldu gönlü gözü enver
Sır ile oldu münevver
Dedi bu hikmet ilahi

Oldu miracın mübarek
Hak kıldı Kur’an tebarek
Şanına levlâk-e levlâk
Padişahlar padişahı

Vardı kırkların cemine
Oturdu Hak makamına
(Canlar oturur)
Hü dedi gerçek demine
Dem-be-dem Resulullahi

Buyurdu ol nur-u vahid
Size armağan bu tevhid
Cümlesi de oldu sacid
Zikretti kelamullahı

Kırklar bir şerbet içtiler
Can ile baştan geçtiler
Cezbe-i aşka düştüler
Ettiler kırklar semahı

Gözleri kurretü’l ayn
Ali bin Hasan Hüseyin
İmam-ı Zeynel Abidin
Güruh-u Naci güvahi

İmam Bakır İmam Cafer
Kazım Musa Rıza Server
Şah Taki ba Naki Asker
Muhammed Mehdi penahı

Ata bahş eyledi lütfundan
Dûr eyleme rahmetinden
Mahrum koyma şefkatinden
Geda Feyzi pür günahi

3) Şah İsmail Hatayi
Geldi çağırdı Cebrail
Hak Muhammed Mustafa’ya
Hak seni Mirac’a okur
Dâvete Kadir Hüdaya.

Evvel emânet budur ki
Piri, rehberi tutasın
Kadim erkâna yatasın
Tariki müstakiyme.

Muhamed sükuta vardı
Vardı Hakk’ı zikreyledi
Şimdi senden el tutayım
Hak buyurdu vedduha.

Muhammedin belin bağladı
Anda ahir Cebrail
İki gönül bir oluben
Hep yürüdüler dergâha.

Vardı dergâh kapısına
Gördü orda bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Korktu Muhammed Mustafa.

Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkma Yâ Habibim dedi
Hatemi ağzına ver ki
Arslan ister bir nişane.

Hatemi ağzına verdi
Arslan orda oldu sakin
Muhammed’e yol veruben
Arslan gitti nihaneye.

Vardı Hakk’ı tavaf etti
Evvela bunu söyledi
Ne heybetli şirin varmış
Hayli cevreyledi bize.

Gördü bir biçare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali yanımda olaydı
Dayanırdım ol Şahıma.

Gel benim sırr-ı devletlim
Sana tabiyim ey habibim
Eğiliben secde kıldı
Eşiği kıblegâhına.

Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nuş Etti Azametullaha.

Doksan bin kelam danıştı
İki cihan dostu dostuna
Tevhidi armağan verdi
Yeryüzündeki insana.

Muhammed ayağa kalktı
Hep ümmetini diledi
Ümmetine rahmet olsun>
Anda dedi kibriya.

Eğiliben secde kıldı
Hoşkal sultanım dedi
Kalkıp evine giderken
Yol uğrattı kırklara.

Vardı kırklar makamına
Oturuben oldu sakin
Cümleside secde kıldı
Hazreti Emrullaha.

Muhammed sürdü yüzünü
Hakka teslim etti özünü
Cebrail getirdi üzümü
Hasan Hüseyin ol Şaha.

Canım size kimler derler
Şahım bize Kırklar derler
Cümleden ulu yolumuz
Eldedir külli varımız.

Madem size Kırklar derler
Niçin noksandır biriniz
Selman şeydullaha gitti
Ondandır eksik birimiz.

Cümleden ulu yolumuz
Eldedir külli varımız
Birimize neşter vursan
Bir yere akar kanımız.

Selman şeydullahtan geldi
Hü deyip içeri girdi
Bir üzüm tanesini koydu
Selmanın keşkullahına.

Kudretten bir el geldi
Ezdi bir engür eyledi
Hatemi parmakta gördü
Uğradı bir müşkül hale.

Ol şerbetten biri içti
Cümlesi de oldu hayran
Mümin müslüm üryan büryan
Hep girdiler semaha.

Cümlesi de el çırpıben
Dediler ki Allah Allah
Muhammed bile girdi
Kırklar ile semaha.

Muhammed’im coşa geldi
Tacı başından düştü
Kemeri kırk pare oldu
Hepsi Sardı Kırklara.

Muhabbetler galip oldu
Yol erkân yerini aldı
Muhammed’e yol göründü
Hatırları oldu sefa.

Muhammed evine gitti
Ali Hakkı tavaf etti
Hatemi önüne koydu
Dedi saddaksın Yâ Ali!

Evveli sen ahiri sen
Zahiri sen bâtını sen
Cümle sırlar sana ayan
Dedi Şah-ı Evliya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir