Fıtrat

Fıtrat; yaratmak, ibda etmek hatta ibda anlamında yaratmaktır.
İbda yani geçmişi olmadan yaratılış demektir.
Din; fitratullahtır. Yani Allah’ın geçmişi olmaksızın bir amaç uğruna yarattığı varlıkların ve yoklukların toplamıdır.
Fıtrat’a insan açısından bakarsak;
‘Artık, yüzünü tam doğru dine döndür, Allah’ın fıtratına (ilk yarattığı selamet haline) ki insanları o fıtrat halinde yaratmıştır. Allah’ın yaratışı, din değiştirilmez.’Rum/30
Arap dilinde fi’let vezninin ‘çeşit’e dalalet ettiği bilinir.
‘Celsetten’ oturmak, ‘Cilset’ özel bir şekilde oturmak, Celestu Cilsete zeyd, falancanın oturduğu gibi oturdum anlamındadır.
Kuran Kerim’de ‘fıtrat’ kelimesi, insan ve onun dinle bağlantısı için kullanılmıştır.
‘Allah’ın fıtratı ki insanları, o fıtrat halinde yaratmıştır’ ayetinde (rum/30) kastedilen şudur;
İnsana verdiğimiz özel bir yaratılış şekli vardır.
Yani insan özel bir şekilde yaratılmıştır.
İnsanın özellikleri olduğunu kabul ediyorsak bugün insan yaratılışının bir takım özelliklere dayandığını kabul etmiş oluruz.
Kısaca insanın fıtratı onun yaratılışındaki özelikler demektir.

Fıtrat ve Kuran

Kuran’da fe/te/re kökü şu bölümlerde yer almıştır;
‘Feterehünne’ enbiya/56
‘Fatır’us-semavat’i ve’l arz’ Enzam/14-19
‘İza’s-sema’un fetarat’ infitar/1
‘Munfatır’un bih’ Müzemmil/18
Kuran’ın da felsefenin de üzerinde durduğu üç konu vardır; Allah, alem ve insan.
Eldeki kaynaklara göre, bu kelimenin Kuran’dan önce geçmişi yoktur.
Yani ilk kez Kuran’da ve insan için kullanılmıştır.
Fıtrat ve Terbiye
İnsan bir takım fıtriyatlara sahipse, kesinlikle o fıtriyatlar nazara alınarak terbiye edilmelidir.
Terbiye burada olgunlaştırmak ve eğitmek demektir.
Elbette burada insanda doğuştan bir takım yetenekler var olduğunu kabullenmeye bağlıdır.

Fıtrati olarak Sanatçı ve Eğitmen

Terbiyenin sanattan farkı vardır. Sanatta bir şeyler ortaya koyma ve önceden düşünülen bir maketin aslını yapma durumu söz konusudur.
Örneğin bir maket yapan;
Önceden düşünülen bir maketin aslını yapma durumu söz konusudur. Yani insanın ilk başta bir maksadı vardır, sonra bu maksat için bir takım madde ve eşyalardan yararlanılır.
Fakat, yaptığı bu iş sebebiyle o maddenin kemal bulmasına veya noksanlaşmasına dikkat etmez.
Söz konusu madde ister kamil olsun, ister noksan; onun için farketmemektedir.
Öncelikle önemli olan ‘düşündüğü gibi’ bir eser ortaya koyabilmektir.

Eser Yapma ile Terbiye Farkı

Bir marangoz, bir mimar veya duvarcının hedefi ‘yapmak’tır.
O kullandığı ağaç, demir, çimento gibi malzemelerin kendi zat ve tabiatın eğittiğine, onları kamilleştirdiğine veya noksanlaştırdığına karışmaz; hatta esasen, kendi işine yaraması için bazen o maddeyi noksanlaştırması bile gerekebilir.
Endüstriyel üretimden bahsetmiyoruz burada hüsnü niyetle basit köylü üretiminden bahsediyoruz.

Koyun ve Kasap

İnsan, koyuna, koyun açısından bakabileceği gibi kendi menfaatleri açısından da bakabilir.
Eğer koyunu, koyunun kendisi açısından ele alacak olursak, mesela iğdiş olayı kesinlikle koyunun yararına değildir.
Biz koyunu iğdiş etmekle her şeyden önce ona eziyet ve nihayet onu noksanlaştırmış olmaktayız.
Yani tabiatı itibariyle kendisinde var olan ve olması gereken ve kemalinin de onunla mümkün olabileceği gerekli sistemlerinden birini kendisinden almakta ve onu kendimiz açısından değerlendirmekteyiz.
Burada koyunun kamil veya noksan olması, kasabı ilgilendirmemektedir; o, koyunun iyice semirerek etinin çoğalmasını istediği ve dolayısıyla onun dişi koyunla ilgilenmeyip sadece otlamayla meşgul olması, daha fazla yemesi ve kestiğinde daha fazla eti olması için hayvancağızı kısırlaştırmaktadır.

İnsanın Fıtratı ve Onun Yetiştirilmesinde İki Yöntem

İnsanlarda da durum tamamen böyledir; insan meydana getirmenin de iki yolu vardır;

I-Herhangi bir eşyanın yapımında izlenen yol. Yani yapıcı, yalnızca kendi maksadını göz önünde bulundurur ve bu maksadına ulaşabilmek için kişiyi belli bir şekle sokar. Bu arada onu kemale mi erdirdiği, yoksa zevale veya noksanlığa mı götürdüğü onun için hiç mi hiç önemli değildir.

Sosyal Asalete (ki nihayet bu sosyal asalet de egemenler sınıfı olan özel bir sınıfın asaletine dönüşüvermektedir. İnsanlar, egemen tabakanın maksadının daha iyi sağlanabileceği veya onlarca topluma daha yararlı olabileceği bir biçime sokmak isterler insanları.
Kişinin mükemmelliğe toplumun mükemmelliğiyle toplumun mükemmelliği arasında tezad olup olmadığını ve birçok meselede toplumu mükemmelliğe ulaştırmak için kişiyi noksanlaştırmaya mecbur olunduğu düşünülür.
Toplumcular, ‘toplum için ille de şu veya bu tür insanlar meydana getirmelidir. ’derler. Ne tür insanlardır istedikleri? Mesela, toplumun, verilen emre kayıtsız şartsız itaat edecek ve komutanının emrinden başka şeyi ‘düşünmeyecek’ yüzde yüz disiplinli askerlere vardır, ihtiyacı vardır, derler. Bu durumda eğer bir insan, kendisinde irade ve akıl asaleti olmasını isterse, yani akıl ve düşünce açısından bağımsız olmak ister ve kendisine ‘verilen bu emri uygulamam gerekir mi? Neden?’ diye sorarsa veya bir takım insani duygulara sahip olursa onlara göre toplumun işine yaramayacaktır artık. Onların nazarında, zerrece düşüncesi ve şevkati olmayan kişiler topluma faydalı olurlar.
Eğer ona bir bomba verseler ve git şu şehrin üzerine at deseler, orada masum insanların olduğunu, kadın, erkek, yaşlı, genç.. İnsanların yaşadığını düşünmemelidir; ne düşünmeli, ne de zerrece şevkat duygusu olmalıdır!
Tıpkı daha iyi otlaması ve semirmesi için koyunun iğdiş edilmesi gibi, şefkat ve duygu damarlarını onun vücudundan söküp alırlar, fikir özgürlüğü ve bağımsızlığını yitirmesi için yırtıcı bir özellik verirler ona. İşte o zaman tamamıyla onlara yaranabilecek bir insan olur.

II- Ancak bu gerçek anlamda bir terbiye ve eğitim değildir. Terbiye, insanın gerçek istidatlarını eğitmek demektir. Eğer o akli, fikri istidat ve meselelerde ‘niye ve niçin’ sorularına bizatihi sahipse, ondaki bu istidatlar yok edilmemeli; eğer onda mesela merhamet gibi insani bir duygu varsa onu terbiye etmelidir(ifrat ve tefrit haddini gözeterek tabii).
Fıtrat meselesiyle terbiye meselesinin yekdiğeriyle çok yakından ilgili şeyler olduğudur. Bugünkü insani felsefelerde ve sosyolojilerde önemli meselelerden birisi ‘tarihin tekamülü’ meselesidir. Eğer insan için fıtratı kabul edecek olursak ‘tarihin tekamülü’ nü özel bir şekilde izah etmeli, ancak fıtratı kabul etmezsek ki bugünkü mekteplerin birçoğu fıtratı tamamıyla inkar etmektedir- tarih’in tekamülü ne başka bir izah getirmeliyiz.

Mehmet özgür Ersan
Kaynak:
1)İnsan ve Kader Murtaza Mutahari Önsöz Yayıncılık İstanbul 2016
2) Fıtrat Murtaza Mutahari Önsöz Yayıncılık İstanbul 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir