Hz. Ebu Talib’in imanını ispatlayan deliller nelerdir?

İmam Zeynel Abidin’e (a.s) onun imanı hakkında soru soruldu, İmam da şöyle buyurdular: “Yüce Allah, Peygamber’ine emretti ki; Müslümanlar kâfir olan eşleriyle evliliklerine son versinler. Fatıma binti Esed Müslüman idi ve Ebu Talib’in ömrünün sonuna kadar eşi olmaya devam etti.” Kuran-ı Kerim’de yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar.”[1] Yine aynı şekilde başka bir ayette buyuruyor: ” İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir.” [2]
Oysa bu ayetler ile müşriklerle evlenmenin haram oluşu Medine’de teşri edilmiştir. Öyleyse, Mekke döneminde dünyadan giden Ebu Talib’in imanı için yukarıdaki rivayet nasıl delil olabilir, bunun açıklaması nedir?
Soruda nakledilen hadis “merfu’e”dir ve senet yönünden müsnet hadisler derecesinde bir itibarı bulunmamaktadır. Fakat biz Hz. Ebu Talib’in imanını ispat etmek için bu rivayete istinat etmiyoruz. Çünkü o hazretin imanını ispatlamak için birçok sahih ve güçlü hadis ve rivayet nakledilmiştir. Hz. Ebu Talib’in Allah’a ve Resulüne iman getirdiğine dair en önemli delilimiz onun sözleri, davranışları, canı pahasına İslamiyet’i savunması, malını bu yolda harcaması, ayrıca Peygamber’imiz (s.a.a) ve masum imamların (a.s) onu öven hadisleridir.
Bize göre kim taassubu bir kenara bırakıp, olaya tarafsızca yaklaşır, Hz. Ebu Talib’i tarih sayfalarında incelerse, onun en güçlü imana sahip olduğunu itiraf eder ve anlar ki onun imanı hakkında kuşku uyandıran sözler ve hadisler temelsizdir ve Emevilerin tarafından Hz. Ali’ye düşmanlıkları icabı uydurulmuştur.
Gerçek şu ki Nehcü’l-Belağa’yı şerh eden ibn-i Ebil Hadid’in de dediği gibi:
“Eğer Ebu Talib ve onun değerli oğlu olmasaydı; kesinlikle İslam dini ve mektebi adına bir şey kalmayacaktı, İslamiyet yayılıp, baki olmayacaktı. Ebu Talib, Mekke’de Peygamber’in yardımına koştu, oğlu Ali ise Yesrib’de (Medine) kendisini ölüme atmak pahasına onun yolunu savundu.”
Bir insanın düşünce ve inancının nasıl olduğunu değişik yollardan öğrenebiliriz, örneğin:
1- Ondan geriye kalan fikri ve edebi eserlerini inceleyerek.
2- 2- Toplum içindeki davranış ve tutumlarına bakarak.
3- 3- Dostları ve arkadaşlarının onun hakkındaki sözlerine bakarak.
Şimdi Hz. Ebu Talib Allah’a ve Resulüne iman getirmiş olduğu konusunu yukarıda işaret ettiğimiz üç yolla öğrenelim:
1- Edebi ve ilmi Eserleri
Ebu Talib’ten geriye birçok şiir ve edebi sözler kalmıştır, bunları incelediğimiz zaman nasıl bir imana sahip olduğu aşikâr olur. İçlerinden bir kaçını seçerek sizlere aktarıyoruz:
Taberî kendi rivayet zinciriyle şöyle anlatır: Kureyş liderleri Ebu Talib’in Hz. Peygamber’i (s.a.a) himaye ettiğini görünce, topluca yanına gidip onu savunmayı bırakmasını söylediler. Ebu Talib onlara cevap verdikten sonra şu şiiri okudu:
“Biz resulu, âlemlerin hükümdarının elçisini savunduk
Şimşek gibi parlayan kılıçlarla.
Evet savunuyorum, himaye ediyorum mutlak saltanat sahibi Allah’ın elçisini
Bu ona şefkat besleyen bir haminin himayesidir.”
Diğer bir kasidede, kardeşi Hamza’yı Hz. Peygamber’e (s.a.a) tâbi olmaya ve ona itaat etme hususunda sabırlı olmaya teşvik eder:
“Ya’lâ’nın babası! Sabret, Ahmed’in dininde
Dinin mazharı ol, sabırla başarırsın.”
Bir diğer kasidede şunları söylüyor:
” Peygamber Muhammed’e yardım edeceğim
Onun için savaşacağım; mızraklarla ve bütün adamlarımla.”
Başka kasidede ise, Necaşî’yi Hz. Peygamber’e (s.a.a) yardım etmeye teşvik ediyor:
“Bil ki, ey Habeş kıralı, Muhammed,
Musa’nın ve Meryem oğlu Mesih’in veziridir.
Onların getirdiğinin benzeri olan bir hidayet getirdi
Hepsi Allah’ın emriyle hidayete erdirirler ve korunurlar. Siz bunu kitabınızda okuyorsunuz
Doğru sözdür, yalan değil. Öyleyse Allah’a eşler koşmayın ve Müslüman olun
Hakk’ın yolu karanlık değildir.”
Diğer kasidelerinde ise Peygamber’e ve İslam’a olan inancını şöyle haykırıyor:
“Beni sevindirdin, mümin olduğunu söylediğin zaman Allah için, Allah Resulünün yardımcısı ol.”
“Bilmiyor musunuz ki, biz Muhammed’i bulduk
Bir nebi olarak, tıpkı Musa gibi, ilk kitaplarda yazılmış hâlde.”
“Babamız Haşim böyle bir oğlu savunmak için hazırlık yapmadı mı?
Ve oğullarına onun uğruna savaşıp vuruşmayı vasiyet etmedi mi?”
“Ahmed’e diyorlar ki, sen bir adamsın ki
Dilin yalan söyler, seni amacına ulaştıracak araçların çok zayıf.
Haberiniz olsun ki Ahmed onlara hakkı getirmiştir
ve hiçbir zaman onlara yalan söylememiştir.”
“Şeref sahibi ve anlayışlı herkes bilsin ki
Muhammed Musa ve İsa gibi bir peygamberdir
O ikisinin sahip olduğu semavi nura Muhammed de sahiptir
Bütün peygamberler insanları Allah’a davet edip, günahtan sakındırırlar.
Ey Kureyş’in önde gelenleri! Onun üzerinde bir hâkimiyet kuracağınızı mı sandınız?
Ne kadar boş ve uzak bir arzu sizinki, rüyadan başka bir şey değil
Şüphesiz o peygamberdir ve vahiy ona Allah tarafından gelmektedir.”[3]
“Kureyş! Bilmiyor musunuz bizler Muhammedi
Musa gibi bir peygamber olarak bulduk ve onun adı,
özellikleri semavi kitaplarda bulunmaktadır
ve Allah’ın kulları ona karşı bir sevgi beslemektedir,
öyleyse Allah’ın sevgisini kalplere yerleştirdiğine zulüm yapılmamalı.”[4]
“Ey kardeşimin oğlu! Ebu Talib toprağın altına girmedikçe
ve kabir toprağı üzerine dökülmedikçe;
asla düşmanlar sana bir zarar veremeyeceklerdir.
Sana emredileni açıkla, kimseden korkma,
müjdele ve gözleri aydınlat. “[5]
Ölüm döşeğindeyken, vasiyetini bir kaside hâlinde dile getirir:
“İyi görünümlü Peygamber’e yardım etmeyi tavsiye ediyorum
Oğlum Ali’ye ve kavmin yaşlısı Abbas’a.
Koruyucu aslan Hamza’ya ve
Cafer’e onu insanlara karşı himaye etsinler.
Anam ve doğurdukları size feda olsun
Ahmed’i insanlara karşı savunurken siperler gibi olun.”
Ebu Talib’in bu şiirleri onun nasıl bir imana sahip olduğunun açık delilidir ve asla inkâr edilemez. Buna benzer beyitler, onun meşhur kasideleri içinde yer almaktadır. Ayrıca, vasiyetleri ve hutbelerinde de aynı yönde sözleri vardır.
2- Davranışı ve Tavrı
Hz. Ebu Talib, ömrü boyunca bir defa dahi olsun, kardeşi oğlunun (s.a.a) üzülüp, acı çekip, rahatsız edilmesini istememiştir. Birçok zorluk ve sıkıntıya rağmen onu kendisiyle birlikte Şam’a götürmüştür.
Kardeşinin oğluna o kadar inanmıştı ki; Allah’a yakarmak için onu yanına aldı ve yüce Allah’ı ona and vererek yağmur talebinde bulundu.
O, Allah’ı Resulü’nü (s.a.a) savunmaktan bir an dahi geri durmadı, elinden geldiği ve gücünün yettiği her şeyle Peygamber’i (s.a.a) düşmanlara karşı savundu, tüm varlığını Müslümanlar için harcadı. Mekke döneminde Müslümanlara ambargo konulduğu zaman, Ebu Talib Mekke’nin başkanlığını bir kenara bırakarak dağlarda ve çöllerde Müslümanlar ile birlikte sıkıntılara katlandı. Öyle ki bu üç yıllık (Şe’bi Ebu Talib’teki) sıkıntılar onun hastalanmasına neden oldu ve ambargonun kaldırılmasından birkaç gün sonra da vefat etti.
Ebu Talib, Resulullah’a (s.a.a) öylesine iman getirmişti ki, bütün evlatlarının ölmesine razıydı, yeter ki Hz. Peygamber (s.a.a) yaşasın.
Yüce Allah tarafından Peygamber’e (s.a.a) ayet indi , “…Ve yakın akrabalarını uyar…” diye emir geldi, Allah Resulü (s.a.a) bütün akrabalarını etrafına topladı, kendisinin peygamber olduğunu açıkladı, İslam dinini onlara tanıttı, bu esnada Ebu Talib Resulullah’a (s.a.a) şöyle dedi: “Sevgili kardeşimin oğlu! Kıyam et. Sen üstün makam sahibisin, senin hizbin en kutlu hizbdir. Sen büyük bir insanın oğlusun. Ne zaman ki diller seni incitmeye başladı, keskin dillerde seni korumak için konuşacaktır. Onların kılıçlarını parçalayacaktır. Allah’a yeminler olsun ki, Araplar, çocuğun annesinin önünde saygıyla durması gibi senin de karşında öyle duracaktır.”[6]
3- Dostlarının Onun Hakkındaki Sözleri
A: Hz. Ali (a.s) Peygamber’e (s.a.a) Hz. Ebu Talib’in vefat ettiği haberini verdiğinde, Hz. Resulullah (s.a.a) çok ağladı sonrasında Hz. Ali’ye (a.s) gusul verip, kefenlemesini ve defnetmesini emretti. Allah’tan da Ebu Talib için mağfiret diledi.[7]Bu Ebu Talib’in Müslüman olduğuna önemli bir delildir, zira gusül, kefen ve defin Müslüman olanlara farzdır, kâfir olan kimseler için böyle bir şey bulunmamaktadır.[8] Ayrıca hiçbir Müslüman kâfir için Allah’tan mağfiret dileme hakkına sahip değildir.[9]
B: İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Ebu Talib’in imanı halkın çoğunun kimsenin imanından daha üstündür ve Hz. Ali (a.s) onun adına hac yapılmasını emrederdi.”[10]
C: İmam Sadık (a.s) buyuruyor: “Ebu Talib, Ashab-ı Kehf gibi gönülde imanı olan bir kimse idi…”[11]
Bu rivayetten, Hz. Ebu Talib’in İslamiyet’e daha faydalı olmak ve Resulullah’ın canını korumak için hayatının bir döneminde imanını gizlediği anlaşılmaktadır. İmanını bu şekilde gizlemesi, imanının az olduğu anlamına gelmez bilakis iman derecesinin yüksekliğini gösterir ve Allah tarafından fazladan mükâfata layık olur.
D: İmamiye ve Zeydiye âlimleri Ehlibeyt imamlarının (a.s) buyurduklarına inanarak; Hz. Ebu Talib’in İslamiyet’in en önde gelen şahsiyetlerinden biri olduğunu ve vefat ettiği zaman da kalbinin iman ve ihlâs ile dolu olduğunu kabul etmektedir. Onun İslamiyet’i kabul ettiği ve Müslüman olarak can verdiğini ispatlayan birçok kıymetli eser kaleme alınmıştır.[12]
E: Ehlisünnet’in önde gelen büyük âlimlerinden bir kısmı, örneğin; Allame Berzenci, İbrahim Hanbelî, ibn-i Cevzi vb. Şia âlimlerinin ise hepsi, örneğin; Eminul İslam Tebersi, Muhammed Bakır Meclisi, Allame Şeyh Ebu Cafer, ibn-i Fettal Nişaburi, Seyid Abdullah Şubber, Muhakkik Ravendi, Şeyh Saduk, Allame Keraceki, Seyit ibn-i Tavus, Seyit Murtaza vb. EbuTalib’in Müslüman olduğuna inanmış ve imanına şehadet etmişlerdir.[13]
Merhum Tabersi Mecma’ul-Beyan adlı eserinde şöyle diyor: “Ehlibeyt İmamları Ebu Talib’in iman ettiği hususunda icma etmişlerdir. Ehlibeyt İmamlarının icması da bağlayıcı kanıttır. Çünkü onlar, Hz. Peygamber’in (s.a.a) emriyle uyulması zorunlu olan iki ağırlık merkezinden (Kuran ve Ehlibeyt) birini oluşturmaktadırlar. Resulullah, bunlara uyulduğu sürece, sapıklığa düşülmeyeceğini vurgulamıştır.”
Ama sorunun başında getirilen hadis ve sonrasında beyan edilen iki ayet ile çelişmesine gelince; bu hadisi sened yönünden kabul etmediğimiz için sorun giderilmiş olur. Yukarıda genişçe açıkladığımızı gibi Hz. EbuTalib’in imanını ispatlamak için birçok sahih hadis ve önemli delilimiz bulunmaktadır, bu rivayete ihtiyacımız yoktur.
Sened Yönünden Hadisin İncelemesi
Soruda, İmam Seccad’dan (a.s) nakledilen hadis birkaç açıdan zayıftır:
1. Şia’nın, Kutub-u Erbe’a gibi muteber bildiği hiçbir hadis kitabı bu hadisi nakletmemiştir. Hadisi sadece İman-ı Ebu Talib adlı kitap nakletmiştir.[14]
2. Hadisi rivayet eden Ebu Ali Muzeh hakkında hiçbir teracum ve rical kitaplarında bilgi bulunmamaktadır. Âlimler bu raviyi tanımamaktadırlar.
3. O, yedi vasıta ile Emirel Muminin’e (a.s) ulaşmaktadır, dolayısıyla direk olarak İmam Seccad’dan (a.s) rivayet nakletmesi mümkün değildir.
Sonuçta; diğer bazı şeylerde şek ve şüphe edebilir ama Ebu Talib’in imanında asla şüphe edilemez. O Resulullah’ın bi’setinin ilk günlerinden başlayarak son nefesine kadar İslamiyet’i savunmuş ve Peygamber’i düşmanlarına karşı korumuştur ve onun imanı kesinlikle akrabalık yahut kabilelik taassubundan kaynaklanmıyordu. Büyük bir marifet ile Peygamber’e (s.a.a) iman getirmişti.
Bunun en açık örneği Şe’bi Ebu Talib olayıdır. Peygamber’in (s.a.a) İslamiyet’i yaymaya başlamasıyla müşrikler Müslümanlara karşı siyasi, ekonomik ve sosyal ambargo koymaya başladılar. Sürekli tehdit ve işkencelerde bulunuyorlardı. Bu durum karşısında Ebu Talib Kureyşle olan ilişkisini kesti, Müslümanları Mekke dağlarındaki bir dereye yerleştirdi, üç yıl boyunca onları savunup yardımcı oldu.
Fedakârlığı o hadde idi ki; Müslümanların bulunduğu yerin etrafına, müşriklerin saldırısını önlemek için kuleler inşa etti ve geceleri Peygamber’i (s.a.a) yatağından kaldırıp başka bir yerde istirahatını sağlıyordu, Peygamber’in (s.a.a) yatağına ise oğlu Hz. Ali’yi (a.s) yatırtıyordu.[15]
Bize göre; kim taassubu bir kenara bırakıp, olaya tarafsızca yaklaşır, Hz. Ebu Talib’i tarih sayfalarında incelerse, Nehcü’l-Belağa’yı şerh eden ibn-i Ebil Hadid ile aynı kanıya varacaktır, o bir şiirinde şöyle diyor:
“Eğer Ebu Talib ve onun değerli oğlu olmasaydı;
Kesinlikle İslam dini ve mektebi adına bir şey kalmayacaktı.
Ebu Talib Mekke’de Peygamber’in yardımına koştu,
Oğlu ise Yesrib’de kendisini ölüme atma pahasına onun yolunu savundu.”[16]

[1] Mümtehine: 10
[2] Bakara: 221
[3]Cafer Subhani, Ferazhayi Ez Tarihi Peyamberi İslam, s: 163,Neşri Meş’er, 1378. Divan-ı Ebu Talib, s: 32. Sire-i ibni hişam, c: 1,s: 373.
[4]Cafer Subhani, Ferazhayi Ez Tarihi Peyamberi İslam, s: 163,Neşri Meş’er, 1378.
[5] Cafer Subhani, Ferazhayi Ez Tarihi Peyamberi İslam, s: 163,Neşri Meş’er, 1378.Tarihi ibni Kesir, c: 2,s: 42. Tefsiri numune, c: 5,s: 195.
[6]Cafer Subhani, Ferazhayi Ez Tarihi Peyamberi İslam, s: 163. Seyit b. Tavus, et-Taraif, s: 85.
[7]Cafer Subhani, Ferazhayi Ez Tarihi Peyamberi İslam, s: 163. Seyit b. Tavus, et-Taraif, s: 85.
[8]Muhammed Cemaluddin Mekki, el-Lume ed-Dimeşkiye, s: 20,Muessese-i Darul Fikr, 1374. İmam Humeyni, Tehrirul Vesile, c: 1,s: 65,Darul İlm,1374. Tevzihul Mesaili 13 Meraci, c: 1,s: 313,Mesele: 542,Defteri Tebligatı İslami, 1383.
[9] Tevbe: 113.
[10] İbni EbilHadid, Şerhi Nehcül Belağa, c: 14,s: 76.
[11]Cafer Subhani, Furuğu Ebediyet, c: 1,s: 77,Merkezi İntişaratı Defteri Tebligatı İslami, 1377,Usulu Kâfi s: 244’ten naklen.
[12] Hayrullah Merdani, Pertovi Ez Simai Tabnakı Ebu Talib, Neşri Rahı Kuran, 1384.
[13] Muhammed Huseyn Tabatabi, Elmizan Tefsiri, c: 2,s: 308. Nasır Mekarim Şirazi, Tefsiri Numune, c: 24,s: 35.
[14] Fehhar b. Me’d Musavi, İmanı Ebu Talib, Bir Cilt, İntişaratı Seyyiduş Şüheda, Kum, 1410.
[15] El-Gadir, c: 8,Tefsiri Numune, c: 5,s: 198.
[16] El-Gadir, c: 8,Tefsiri Numune, c: 5,s: 198.

Mehmet Özgür Ersan tarafından yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir