Musahip -Mehmet Özgür Ersan

Musahip Arapça bir kelime olup “arkadaşlık eden, sohbeti güzel olan” anlamına geliyor. Alevilik inancında ise anlamı, “ikrar verme, kardeş (yol kardeşi) edinmedir”.
Musahipliğin (Zahiri olarak) tarihsel çıkış noktası hakkında Alevi kaynakları genel olarak Hz. Muhammedin Medine’ye Hicretinden (göçünden) sonra oluştuğu bilgisini veriyorlar (bazı kaynaklar Mekke de ilk dönem Müslümanları arasında da musahipliğin meydana geldiğini belirtseler de genel kanı Medinede ortaya çıktığı yönündedir. Yine musahipliğin oluşumu ile ilgili bazı Batıni anlatımlarda var. Ancak bizler anlatımlarımızı kısa ve öz olarak yansıtmak istediğimizden bu detaylara girmeyeceğiz. Konuyla ilgili daha derin ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler Alevi kaynaklarına başvurabilirler).
Hz. Muhammed, Mekke de müşriklerin baskıları sonucu kendisine kucak açan Medine şehrine hicret etti (622). Müslümanların geneli Medine de bir araya geldiler. Hicretten kısa bir süre sonra Medine Müslümanların merkezi oldu. Böyle olunca Medine’nin yerlileri (Ensar) ile sonradan gelenler (Muhacir) iki farklı toplumsal kesim oluşturdular. Ensar yerleşik olmanın avantajıyla her türlü temel gereksinime sahipken Muhacirler ise bir çok konuda yoksunluk çekiyorlardı. Buna birde müşriklerin baskısı eklenince ortaya çözülmesi gereken önemli ve temel bir sorun ortaya çıkmış oluyordu.
Musahiplik bu dönemde ve bu zorlu şartlar altında ortaya çıktı.
Kuranda Enfal Suresi 72, 73, 74, 75. Ayetlerde de ifadesini bulan kardeşleşme/musahiplik kurumunun temeli Hz. Muhammed tarafında bu süreçte atıldı. Buna göre yerli (Ensar) ile yabancı (Muhacir) kişiler kardeşlik ikrarı vererek kardeş oldular. Böylece dışarıdan gelen ve hiç bir şeyleri olmayan Muhacir Müslümanlar ile toprak ve başka zenginlikleri olan yerli Müslümanlar olan Ensar bundan böyle ortak üretip ortak tüketecekler ve kardeşlerden bir vefat ettiğinde veya başka bir zorlukta onun ailesine kendi ailesi gibi sahip çıkacaktı.
Hz. Muhammed, kimin kimle musahip olacağına bizzat kendisi karar veriyordu.
İlk etapta kaç kişinin musahip olduğu konusunda kesin bir rakam yoksa da sayının yüzleri aştığını bir çok kaynak teyit ediyor.
Kural olarak bir Ensar ile bir Muhacir kardeş oluyordu. Bu sebepten Ensar’dan çok sayıda kişi Hz. Muhammed ile musahip olmak istiyordu. Ancak Hz. Muhammed musahip olarak kendisine Hz. Ali’yi seçti.
Musahiplik ile ilgili Batıni bilgileri bilmek de musahipliği daha iyi anlayıp yaşamamıza katkı sağlar düşüncesiyle, özet olarak Batıni anlatımları da örnekleyelim.
Musahiplikle ilgili Batıni anlatımlar, Batın kavramına uygun olarak Zahiri anlatımlardan farklılıklar içeriyor.
Batıni anlatımlar musahipliğin ikrar olduğunu belirtip ilk ikrarında daha kainat var olmadan “Bezm-i Elest’te” (Ruhlar Meclisi) verildiğini belirtiyorlar. Yüce Yaratıcı “Ben sizin Rabb’iniz miyim?” diye sorup “evet “cevabını alıyor bu mecliste. Allah bu evet cevabı üzerine kainatı var ediyor. Dolayısıyla musahiplikte ikrar Bezm-i Elest’teki ikrarın devamıdır.

Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin musahipliği, Batın kaynaklarda “Kırklar Ceminde” gerçekleşiyor.
Batıni anlatımların devamında yerin gök ile ve Cebrail’in Hz. Adem ile musahip olduğu, Hz. Musa ile Harun’un (yine Hz. Musa’nın Hızır ile), on iki Havarinin bir biriyle musahip olduğu bilgisini ve daha benzer bilgileri veriyor.
Özet olarak musahipliğin çıkış tarihi ve oluşumu hakkında Zahiri ve Batıni bazı özet bilgiler verdik (konuyla daha detaylı olarak ilgilenenlerin Alevi kaynaklarına başvurmalarını öneririz).
Bunlardan yola çıkarak tekrar şu noktaların altını çizelim:
Musahiplik, Muhammed Ali’den kalmıştır.
İkrar verip musahip tutmak Muhammed- Ali yoluna girmenin en önemli şartlarındandır.

Şartlar uygun olduğunda her Alevi musahip edinmek yükümlülüğündedir.

15th August, Mehmet Özgür Ersan tarafından yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir