İslam’ın 5 İlkesi – Mehmet Özgür Ersan

Tevhid (Allah’ın Birliği)
Nübüvvet (Peygamberlere İman)
Velayet (Velilerin Mahşere kadar bizi irşat edeceğine)
Mead (Mahşer Gününe)
Adalet

(Tevhide İman)

Tevhide iman esaslarının içerisinde sayılan Tevhid, Adalet, Nübüvvet, İmamet ve meada iman konularınıda bu makamda işleyeceğiz.

Allah’a İman esaslarının 1. Maddesi Tevhittir Allah’ın birliğine ve tekliğine iman etmektir. Tevhit denince akla ilk olarak kelime-i Tevhit gelir. Kelime-i Tevhit: “LA İLAHE İLLALLAH” dır.

Yani Allah’tan başka ilahın olmadığı anlamındadır. Tevhit: Allah’ın varlığına, birliğine, tek olduğuna, başlangıçsızlığına, sonsuzluğuna, tüm evreni yarattığına, her şeyin ona muhtaç olduğuna, O’nun hiçbir şeye ihtiyacının olmadığına inanmak demektir.

İhlas süreside de şöyle buyuruyor: 1) “De ki: O, Allah birdir. 2) Allah sameddir. 3) O, doğurmamış ve doğmamıştır. 4) Onun hiçbir dengi yoktur.”

Bakara suresi 3. Ayeti: “Onlar ki gaybe iman ederler, salatı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.”

Nisa suresinin 136. Ayeti: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.”

Maide suresinin 9. Ayeti: “Allah, inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlara vaatte bulunmuştur: Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.”

İman konusunda Hacı Bektaş Veli (k.s.a) şöyle buyuru: “İman ten üre değildir. Her kim iman ten üzeredir derse hatadır. Peş şöyle bilmek gerek kim, iman akıl üzredir. Ama arifler katında maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzeredir. Her kim Hak Teâlâ’ya gönülden tanıklık vermezse mutlak kâfirdir. Yahut dil tanıklık verip gönül inanmazsa münafıktır. (Akıl tanıklık eder, gönül ise teslim olur.)

Adalet iman:
Adalet’te dinin temel ilkelerinden birisidir. Adalet; Allah’ın adaletli olduğuna kesin inanmaktır. Allah’ın hiç kimseye zulmetmeyeceğine ve aklıselimin kötü gördüğü şeyi işlemeyeceğine inanmaktır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimin Mü’min Suresinin 20. Ayeti: “Ve Allah, olarak hükmeder. Ondan başka kulluk ettikleri şeyler, hiçbir şey hakkında hüküm veremezler; şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar be bilir”
Ali İmran Suresi 182, Ayette: “Bu da, ancak elleriyle kazandıklarının cezası ve Allah, şüphe yok ki kullarına zulmetmez” buyurur. Adalet sahibi olan Allah’ın zulmetmesi imkânsızdır. Çünkü O Hâkim’dir, hükmünde hikmet ve isabet vardır, zulüm ise kötü şeydir. Yine Kur’anın Ali İmran Suresi 108, Ayette: “Allah, âlemlere zulmetmeyi istemez” buyrulur.

3.Nübüvvete iman:
Nübüvvet, nebe kökünden türemiştir. “Nebilik, Peygamberlik ve Allah elçiliği “anlamına gelmektedir. Nübüvvet; Kur’an-ı Keriminde bildirdiği gibi bütün Peygamberlerin Allah tarafından gönderilmiş olan Resuller, Peygamberler olduğuna inanmaktır. Âdem peygamberden, Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar gelmiş olan peygamberlerin peygamberliklerini kabul etmektir. Konu, yukarıdaki Nisa suresinin 136. Ayetinde zikredilmektedir.

4. İmamet-Velayete iman:

Velayet gerek nübüvvetin ve gerekse imametin gönderilenler itibariyle son bulacağına nübüvvetten imamete ulaşan dini hükümleri açıklama yetkinliğinin, imamet olan velayete geçeceğine, velayetin Nübüvvet gibi sona ermeyeceğine, insanlık durdukça bu yetkinliğin devam edeceğine inanmaktır.

Maide suresi 35. Ayette: açıklamıştır. Velayet din ve dünya işlerinde önderlik anlamındadır. Velayet hakkında Maide suresi 55. ayeti, Yunus suresi’nin 62. ayetleri kanıt olarak yeterlidir.

Kur’an-ı Kerim Kasas Suresi 5. ayette ” Ve biz seni yeryüzünde zayıf bir hale getirilmesi istenenlere lütfetmeyi ve onları, halka imam kılmayı ve yeryüzüne onları mirasçı bırakmayı dilemedeydik”. Buyuruyor. Yani yüce Allah’ın imamları da kendi seçip, onları bu vazifeye kendisinin getirdiği bildiriliyor.

Bilindiği gibi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a)’nın Hakk’a yürümesinden sonra Nübüvvet makamı son bulmuştur.

Fakat Allah dini olan İslam ve tebliğ ettiği Kur’an hükümleri, kıyamete kadar bakidir. İslam’ın hükümlerini yürütmeye, insanları ilahi hükümlere göre tam bir adaletle idareye bir hak ve hakikat kudreti haline gelmiş olan İslam’ı korumaya ve yaymaya memur ve mükellef olan İmamet makamında ki insanda bütün bu üstünlüklerin bulunması ancak onun masum olmasına bağlıdır.

Yani İmam; bütün günahlardan arınmış, yıkanmış, her türlü fenalıklardan, kötülüklerden temizlenmiş, pak ve masum olan kişilerdir. Nitekim Kur’an da Ahzap Suresi 33. Ayetinde: ” Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.”

Ayette bahsedilen Ehl-i Beyt Hz. Muhammed’in soyundan gelen kişilerdir. Onların sayısı da tam olarak on ikidir. Bu on İki İmama inanmak İmametliğin şartlarındandır. On İki İmamlarla imamlık sona ermiştir.

Bu bakımdan, Peygamberlerin yerine geçecek, onun dininde hüküm sahibi olacak kişinin, Allah tarafından tayini, Peygamber tarafından insanlara bildirilmesi vahiyle bildirilmesi icap eder.

Hz. Veda haccından gelirken, gelen vahiy üzerine konaklayıp, halka İmam’ın kim olduğunu bildirmiştir. Maide Suresi 67. Ayette: ” Ey Peygamber bildir sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun” ayeti inince, Hz. Peygamber konaklayıp, İmam Ali’yi de yanına alarak; “Ben kimin Mevlası isem, Ali’de onun Mevlası, efendisidir” diyerek imamın kim olduğunu ilan etmiştir. Ve bir başka hadisinde ” Ey Ali senin bana menzilin Harun’un Musa’ya olan menzili gibidir” buyurmuştur. Harun Peygamberde, Hz. Musa’nın halifesiydi. Hz. Musa’da kendisinden sonra Allah’ın emriyle Harun Peygamber’i yerine bırakmıştır.

5.Mead: Ahirete iman:
Mead ölüm sonrasına inanmaktır. Yani Allah’ın kullarını ölümlerinden sonra tekrar diriltip hesaba çekeceğine inanmaya denir.

Kur’an-ı Kerim Müminin Suresi 12-16 ayetlerinde: ” Andolsun ki biz, insanı, balçık mayasından yarattık; sonra onu sağlam bir karar yurduna, bir katre su kıldık; sonra o bir katre suyu kan pıhtısına döndürdük; derken kan pıhtısını bir parça et haline soktuk; derken onda kemikler yarattık; derken kemiklere et giydirdik; sonrada onu, başka bir yaratılışla meydana getirdik; ne de yücedir şanı, yaratışı en güzel Allah’ın. Sonra şüphe yok ki siz, öleceksiniz; kıyamet günü, tekrar dirileceksiniz” buyrulmuştur.

Ankebut Suresi 57. ayette: “Herkes tadacak ölümü, sonrada dönüp tapımıza geleceksiniz.” Herkesi hesaba çekip, dünyada yaptıklarının karşılığını vermesidir.

Kasas Suresi 84. ayetinde: “Kim bir iyilikle gelirse ona, yaptığından daha hayırlı mükâfat var ve kim, bir kötülükle gelirse o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıklarının karşılığı neyse onunla cezalandırılır.”

İnsan bu dünyada ne kadar sevap işlemişse, hayır yapmışsa, yetime, yoksula, muhtaca yardım etmişse şüphe yok ki bu yapmış olduğu iyiliklerinin karşılığını yüce Allah verecektir. İnsan ne kadar şer işlemişse, yetimin, yoksulun hakkını yemişse gene bu yaptıklarının karşılığı olarak cezalandırılır.

15th August, Mehmet Özgür Ersan tarafından yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir