Küntü Kenz esrarı TEVHİT’i bilmek? -Mehmet Özgür Ersan

Hadis-i şerifte : “KÜNTÜ KENZEN MAHFİYYEN FEHALAKTÜ’L HALKA LİYA’RİFÛNÎ.”

ANLAMI: “Ben bir gizli hazine idim, görülmek, bilinmek istedim, bu yüzden âlemi yarattım.”
Allah, Küntü kenzen mahfiyyen hadis-i kudsi’sinde, “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murat ettim. Muhabbetimden halkı yarattım,” buyuruyor. Böylece, zatının bilinmesine, bizi vasıta kıldı. Bizi bilinmekliğinin şerefi ile şereflendirdiği için ve zatına benzer hiçbir varlık yaratmadığı için, insanları da varlıklara benzetmeyerek, onlara bir şeref daha verdi.

“ Ben İlm-i zatiyyede malumatla mütecellî idim, istedim ki bilineyim, halkı halk ettim. Halk mahzâ (ancak, yalnız) Hakkı bilmek ve vech-i ahadiyeti seyretmek için bu âleme geldi” buyurulmuştur. İşte sen bu hadisin sırrını anladın ise, sakın onu nâdana, ona lâyık olmayana ifşâ etme, yani tevhidi kıymetini bilmeyene verme.

Menakıp’da Ishak bn. İsmail Nişaburi’den, Cafer-i Sadık’dan babasından, dedesi Ali bin Hüseyin’den
Amcam Hasan dedi ki: Dedem Resullullah’dan duydum: ‘ Ben Allahu Subhanebu ve tealanın nurundan halkoldum, Ehl-i Beytim de benim nurumdan halkoldu, Ehl-i Beytimi sevenler de onların nurundan halkoldu. Diğer nas nardadır.’

İbnil Muğazili El- Vasıti El- Şafii namı ile maruf Ebul Hasen bin Muhammed ‘Menakıb’ adlı kitabında Selman Farisi’den :

Habibim Muhammet şöyle söylediğini duydum: ‘Ben ve Ali Allah’ın elleri arasında tek bir nur’idik . Cenabı Hakk Ademi halketmeden öndörtbin sene önce, o nuru teşbih ve takdis ediyordu. Ademi halkedince o nuru onun sulbüne vazetdi. O zamanda beri ben ve Ali ayni şey olarak kaldık, ta ki Abdülmuttalib’in sulbünden ayrıldık. Ben nübüvvet, Ali’de imamet..’(velayet)

Çatılmadan yerin göğün binası
Muallâkta iki nura düş oldum
Birisi Muhammed birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti
Birisi doldurdu biri nuş etti
İkisi bir derya olup cuş etti
Lâl ü mercan inci dür’e düş oldum

Ol derya yüzünde gezdim bir zaman
Yoruldu kanadım dedim el’aman
Erişti carıma bir ulu sultan
Şehinşah bakışlı ere düş oldum

Açtı nikabını ol ulu sultan
Yüzünde yeşil ben göründü nişan
Kaf u nun suresin okudum o an
Arş-Kürs binasında yâre düş oldum

Ben Âdem’den evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Bülbül olup Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için hara düş oldum

Âdem ile balçık olup ezildim
Bir noktada dört hurufa yazıldım
Âdem’e can olup Sit’e süzüldüm
Muhabbet şehrinde kâra düş oldum

Mecnun olup Leyla için dolandım
Buldum mahbubumu inandım kandım
Gılmanlar elinden hulle donandım
Dostun visalinde nâra düş oldum

On dört yıl dolandım Pervane’likte
Sıtkı ismin buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum

SITKI’yam çok şükür didare erdim
Aşkın pazarında hak yola girdim
Gerçek âşıklara çok meta verdim
Şimdi Hacı Bektaş Pir’e düş oldum
Sıdkı Baba

Hamevi ‘Feraidussimtaym’ adlı kitabında, Ziyad Bin El Münzir’den, Ebu Cafer, El-Bakır’dan, dedesi Hz. Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib’den:
Peygamber Efendimiz buyurdular ki: ‘Ya Ali! Ben ev sen Adem halkolunmadan on dört bin sebe önce Allah’ın elleri arasında nuridik. Ademi halkedince o nuru Adem’in sulbüne koydu. Cenab-ı Hakk o nuru, tertemiz sulblerden tertemiz rahimlere nakl ede ede ta ki Abdülmuttalib’in sulbünden karar kıldırtdı. Sonra iki kısma ayırdı, bir kısmını da Amcam Ebu Talib’in sulbünden çıkartdı. Böylece Ali bendendir, ben de Ali’denim, onun eti etimdir, kanı kanımdır

15th August, Mehmet Özgür Ersan tarafından yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir