Ümmü’l Kitab Nedir ? Kur’an aslı nerededir o zaman?

Mushafın içindedir. Ama ilk okuyuşta elde edilecek bir şey değildir.
Çünkü ayet-i kerimede Cenab-ı Allah’ın kendisi diyor ki “Biz o
Kur’an’ı gizli bir kitabın içinde indirdik.” Kitabı kitabın içine
koyduk diyor Cenab-ı Allah.

Biz bugün “Kur’an okuyoruz” diyoruz. Oysa okuduğumuz, mushaftır.
Mushafı okuyarak, teemmül ederek, mushafın derinliklerine nüfuz ederek
Kur’an’a ulaşmamız mümkün. Onun için ehl-i mushaf çoktur, ama ehl-i
Kur’an çok azdır.

Kur’an, Furkan mertebesinden iner. Furkan, niteliği, kaynağı ima eder.
Geldiği yer Ümmü’l Kitab’dır. Ümmü’l Kitab’tan, yani kitapların
anasından inmektedir. Ümmü’l Kitab da âlemin ümmü olan Hakikat-i
Muhammediyyedir.

Kaynağı aynıdır, ama birisi harf ve ses halindedir. Birisi ete-kemiğe
bürünmüş halidir. Bu açıdan bakıldığı zaman Hz. Peygamber’e “Yürüyen
Kur’an” denir. Hz. Peygamber ve daha sonra Hz. Ali ve On İki İmamlara,
hiçbir zaman bir Kur’an-ı Kerim göstermediler. Her zaman
“Ene’l-Kur’an”, yani “Kur’an benim” dediler.

Kur’an, ete-kemiğe bürünmüş bir hakikatti onlara. Bundan dolayı Hz.
Peygamber Efendimize izafe edilen bir söz şöyledir: “Eş-şeriatü
akval”; yani “şeriat benim sözlerimdir” ki bu dinin zahiri yönüdür.
Ama bir de bunun ötesi vardır.

Peygamberimiz İmam Ali’ye bıraktığı yol ise, “Et-tarikatü ef’al”;
yani benim fiillerim, amellerim, yapıp ettiklerim de yolumdur,
tarikattir. Fakat bir de; “el-hakikat-i ahval” sözü vardır ki o da
“hakikat benim halimdir” anlamına gelmektedir.

Bu nedenle sufilerin İslam dinini derece sistemine tabi tutmaları çok
önemlidir. Kainat dereceli bir sistem üzerine yaratılmıştır. Kur’an-ı
Kerim’de yedi kat semadan söz edilir ve onun misli olarak yeryüzünden
bahsedilir. İlimde derinleşenlerden bahsedilir.

Kur’an’ın semiotik bir diagramını çıkaracak olursak, Kur’an-ı
Kerim’deki ayetlerin işaret ediş şekillerinde, yataylıktan ziyade hep
bir dikeylik söz konusudur.

Siz kendi nefsini değiştirmedikçe toplumu değiştiremezsiniz. Siz kendi
nefsinizin dönüşümünü yapamadığınız sürece afaki dönüşümü
gerçekleştiremezsiniz… Hz. Peygamber Efendimizin sözlerinde de hep
dikeyliğe temas eden noktalar vardır.

Yatay alemdeki müthiş bir savaştan dönen arkadaşlarına “Bu küçük bir
savaştı” deyince bütün dostları şaşırır. “Allah Allah” Bundan daha
büyük bir savaş olur mu?”

Hz. Peygamber cevap verir: “Evet, büyük savaşa şimdi gidiyoruz. O,
nefsimizle olan savaştır, Cihad-ı Ekber’dir.” Demek ki Hz.
Peygamber’in esas gayesi dikey, olanla ilgilidir. Yatay olan arızidir;
asli olan, dikeyliktedir, enfüs olandadır.

Kısacası kendini bilen rabbini bilir.

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir