Erguvanlı hare

Her bahar namlusuna
Kiraz çekirdekleri sürülmüş
Aklını oynatan
Zurnasını kaybetmiş bir Abdalan’ım

Salacak’ta yosunların üzerine
Denizin sokak çocukları konar
Bahar çarpmış
Yeşil yosun kokuyor
Sarı saçların

Deli ediyor maviyi
Dalların uçlarında tomurcuklar
Düşmüş sanki erguvanların içine

Çobansız kalmış tekneleri güdüyor ay
Şakaklarımda ötmeye başlıyor
Nabzımın kızıl serçesi

Yaprakları akan bir ırmağa dönmüş yatağımız
Boğazda erguvan olurum kanatlarıyla
Suyu havalandıran balıklara inat

Kuru çiçek ve kül tozları serpmiş
Dağınık saçlarına gecenin meltemi
Işıl ışıl yağarken üstüne gökten çiğ taneleri

Koynuna sımsıkı büzüşüp sarılmış sanki
Yalnızlık kayalar, yıldız
Ak hüzünlü tuvalimiz

Hüzünlü gaga vuruşlarıyla
Kemiklerinin öcünü almaktan
Hüzünleniyordu ay buğulu

Çiçeklerin dinginliğinde
Taşların mavisinde kayan ak hıçkırıklarla
Tellerini inceleyen bir lavtanın ustasısın
Üzgün düşüncelerim bana zulmetmeyi seviyordu

Düş hasat’ı onu devşiren yüreklere
Bıraktığı hazin, hoş kokular ıtırlar ile
Ağzının içinde ne acılık ne buruk bir tat
Yazgısını kıskanıp alev tüketiyorum

Ey tenin karanlığı
Buzulların suyunda boğulmuş düzgün kokum
Çürük tenini ısıtmaktan
Başka bir şey sana duyduğum

Kötü bir sözcükle yanan bir ağızla
Geldim sana
Mavi göğe hasret kirletiyor
İçimdeki çocuğu

Ilık, altın camları öpüp birden
Kendimi aynada melek gibi görüyorum
Koyu bir gizem
Yeniden doğmayı düşlüyorum
Güzelliğinle yeşerdiği ufuklara

Tutsağıyız şu yalan dünyanın
O rezil o berbat soluğuyla
Budalalığın acıyı bileyen
Tekinsizliği
Camları kırmanın hasreti
Yüreğimi çizmek istercesine

Düşmek pahasına
Tüysüz kanatlarımla
Havalanıp kaçmanın
Dayanılmazlığı
Sana olan hasretim

Mehmet Özgür Ersan 17-18.05.2016 Maltepe-Taksim-Üsküdar

18th May, Mehmet Özgür Ersan tarafından yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir