Kurtuluş

tanrının sureti olsanda
zor anlar yaşayacaksın
ey insanoğlu

duvar örüldü sana demirden
perslere gereken kudret verildi
zülkarneyn’e doğu’nun batı’nın anahtarı

tanrı neyi yüceltir biliriz
erittik demirden duvarı
açıldı kapı sessiz gecede

sevgili burada
hür yaşama hasreti
doğaya derin bakış
inanırsan insanoğlu

insan emeğiyle
iveşir tanrıyla /yanılmasın
insan bu yalancı sözlere
bunlar tanrı kelamı değil
tanrı ile aldatanların
türküsü

yeşil yaprakların arasında
ne güzel bir salkım
ne güzel bir bağ
yanılsamanın

göz bağı çözülsün
bu çılgın kargaşaya
söz verdiğimiz sağaltma
yaşansın

doğanın kendisi
ya asil insanın
kanı ile bu iksiri yaratılır
ya da çaresizlik

bilgece konuş benimle
o kildendir
ve keskindir kırıkları

suyla, ateşle demirleşir
isterse yüreği

asil iblis misafirimiz olsun
o bile korkar ateşiyle
kutsadığı bu çamur yığınından

oysa gerçeğin yerine
yanıldığıyı yaymak
bütün çağlardan gelerek sayıldı

ve içten bir keyifle
fark edeceksin birazdan
teninin nasıl kımıldandığını

sevinç ve acılarda bana da
bir yer bağışla
şimdi bir aşkın düşünde dağılıyorum

insan hemen değişiveriyor
korkudan dizleri tutuluyor
edebi ve soğuk yatağı /kutsanmış bir toprakta /iyi yürekli
suçsuz bir çocuk oluveriyor

ama inkar ederse bu yüce sevgiyi elemli zaman gelir çatar
ve yapayalnız bir ihtiyar
olarak mezara kadar sürünmek
zorunda kalır

ah yalınlık ve çocuksuluk
siz beni yalnızca
küçük bir an için aklınıza getirin

benim sizi düşünmek için
yeterince zamanım olacak

ah zavallı kadınlar ne talihsizdir
müzmin bekarları doğru yola yöneltmek
gerçekten çok zor iş

hiç korkma söylenmeyeni
ellerinde hisset
kendini tümüyle ver ki
sonsuza kadar sürmesi
gereken bir sevinçle dolalım

sonsuz karanlık çöküyor
evet biz gitmeliyiz artık
buradaki yoldan uçup gittiler
sevinçli göçmen kuşlar
alıp kanatlarına bulutları

ve kendi gönlümde
gizli derin yaralar açıldı
ve bulanık gözlerimin
önünde yatıştıran
arınmış bir ay doğunca

kaya duvarları
ve ıslak çalılıklar
eski çağlara ait
gümüş rengi gölgeleri yansıttılar
ve dindirdiler yoğun duyguları

gece vakti çiylerin içinde
dağlara yatmak
dünya ve gökyüzünü
hazla kucaklamak

bir tanrı olana kadar
yükselmek
sezgilerle dünyayı
delip deşmek

altı günlük yaratılışı
gönlünde duymak
gururlu bir güçle bilmem neyi tatmak

çünkü iffetli kulaklar duymamalı
iffetli yüreklerin vazgeçmediklerini

nasıl da kaynıyorsun yine
ve köz gibi yanıyorsun yine
duygu herşeydir

sesle dağılıp gider
gökyüzünün közlerinde

puslara sarar
ariel ezgiler estirir
tanrısal berrak tınılarla

çirkinleri çağırsa da
güzelleri de getirir

çalı kurbağası cırcır böceği
orkestranın çalgıcıları
sömüklü böcek zırıltısı

örümcek ayağı
ve kurbağa göbeği
ve uçuran kanatçıklar

misk gibi kokular içinde
ve çamurlu sularda da
dolayısıyla benim gibi bir imam
şeytanlara karışır zaman zaman

inanın bana sofular için
gölgesine bıçak çekiyordu

ölüm gelecek gözlerinde
solacak herşey

onulmaz bir yara açmışımdır bağrında
öncesi yokmuş bu sayrının sonrası da
iki ucu kör bir karanlık

her satırı boş ömrüm beni
yalanıma bağışlasın
bir kusur gibi taşıyıp durduğum yüzümde

beni susmaya çağırın
korkaklığımla yüzleşmeye sıkıldım
arsız bir gölgeyi kendim
bilmekten

son sözüm aşk
üstüne olsun belki bir derinlik
edinirim alnımı bıraktığım
uçurumda

bir yılkının ortasındayım
ateşe düşmüş ellerimde
acemi bir telaş

Mehmet Özgür Ersan 14.02.2013 üvercinka kadıköy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir