gün görmüş serçe

öyle garip bir makine ki bu
yaşam denen büyük saat
yitirmiş mihrabını zamanın

mabedinde bir ülke
yanlış secdelerde
eğil eğil bunalıyor
dillerinde eski bildik rüzgârla

salyangoz gibi kireç boyalı
evlerinin kabuğuna çekilip
düşleyen direnen konuşan
yanlarını budayıp

bir kent karşıladı beni
kuşkunun kuyularında
evlerine çekilmiş yenildikçe

durmadan bir şeyler satın alıyor
yıpranan yerlerini yeniliyor kadınlar
saçları sözlerine karışmış konuşuyorlar

gün görmüş serçe
oğlunu seyrediyor kendi suretinde
söndürüp etinde hasretin acısını
gömülmüş anıların iç denizlerine

akmış ayrılığın yankısız
yollarına ömrünü çiziyor
zaman hayatın gözeneklerinden süzülen
bir ince yalnızlık nicedir

ellerinin arasında küçük başı
mırıldanıp duruyor
‘tanımadık biz o serçeleri hiç
hep korktuk neden korktuğumuzu

bilmeden küçük rahatlar uğruna
büyük heyecanlardan kaçarak
biliyor musun güz daha
dokunaklı geçiyor’diyor

dalıp derin düşüncelere silerek
kirpiklerinden süzülen heyecanıyla

Mehmet Özgür Ersan Kuzguncuk 2011

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir