şubat

şubat’tı ilk kelepçelenmem
o dumanlı ankara ayazında
bir karanlık edinmiştim
nemli duvarlarından
atıldığım o hücrede

ter içinde sakallarım
gök mavisi umutlarla
uğrarsanız diye oradaydım
puslu, uslu ve ağır o gecede

kalan arkadaşlarımı anar yüreğim
üstüme varmayın bulutlar
yolculuk düşleri paldır küldür
aldılar sevdiklerimi çivileyerek
parmak uçlarına unutlarını

benim o duvarlarına
yazdığım yazıları
kimler okudu hiç bilmedim

babam her akşam
bitkin bir karanlıkta
sol göğsünü tutarak
dönmüş eve
kaybolurum sanmış
ankara’nın o köhne
yerlerine atılır cesedim

yeryüzüne sığmıyor yüreğim
her yağmuru bir şenlik
bağ bozumları arasında
öteki dünyayı istiyorum
bir başka dünya mümkün
olsun istiyorum

sabahı olmayan
geceler içinde yaşamak
şimdi sabah olmamayı bırak
başımı sokacak yer arıyorum

yağmurun yerden göğe yağdığı
silahların içinde bütün sevişmelere
kapanmışken kapısı bu kentin
öpüşmelerimizi bıçak sırtında bırakıp

dudağında gök yarıldıkça
aynalarda kilitli umutlarım kanar
elektrikten kıvılcım uçar kirpiklerimden
ruhum vücudumu arar
bir yerdeyim eksi sonsuzum artık
korkarım sanki elleriyle ağlıyordu
hatırladım yarım kalmış ölmek

o bulvarda doksandört
ondört nisan’da yapraklar gibiydik
kurşuna dizilmediysek de
zincirlerle kancalarla kovalandık
isli bahçelerde kirli bodrumlarda
karanlık hücrelerde
yaşamın hesabını sordular

Mehmet Özgür Ersan 02.02.2013 tuzluçayır mamak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir