Seyri Süluk

Tevhid Mertebeleri ikidir;
1- Fenafillah Mertebeleri
2- Bekabillah Mertebeleri

Fenafillah Mertebeleri üç makamdır.
1- Tevhidi Ef al (Fiil ve işlerin birliği)
2- Tevhidi Sıfat( Sıfat Birliği)
3-Tevhidi Zat (Vücut Birliği)

Bekabillah Mertebeleri ise dört makam olarak isimlendirilir.
1- Makamı Cem
2- Hazretül Cem
3- Cemül Cem
4-Ahadiyet (bu makam yalnız Peygamber efendimize ait olduğu için telkin edilmez. Edilse bile anlaşılmaz.)

Tevhidi efal: Fenafillah mertebelerinin başlangıcı olup fiil ve işlerin birliği demektir. Bir salikin bu mertebeye gelebilmesi için her Nefeste daimi zikirle kalbinin mutmain olması. Fecr Suresi 27-28-29-30.Ayetlerindeki: ‘Ey mutmain olmuş nefis dön Rabbine’[1] hitabına mazhar olarak Tevhidi Efal telkin ve talim edilir.
89 / FECR – 27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!

89 / FECR – 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89 / FECR – 29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89 / FECR – 30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
Bu mertebede salike 4 şuhud gösterilir;
1- Tevhidi Ef al
2- 2- Fenayı Efal
3- 3- tecelli Efal
4- 4- Cennet-ül Efal veya İrfan Cennetidir.
Rabıtası da La Faile illallahtır. (Allah tan başka Fail (halkedici) yoktur.) Salik, Enfüsde, Afakta, sükun ve hareket halinde bütün fiilleri birleyerek, bunların hepsini Hakka nispet eder. Fiiller her ne kadar iyi ve kötü fiiller diye isimlendirilse de iyilik ve kötülükler bizler içindir.
Yoksa Hakka nisbet edildiğinde hepsi hayırdır. Arifler fillerin cümlesini Hakka nispet ederler. Yine de Allah kötü yaptı denilmez. Zira kötü ismini icat eden nispettir. Eğer işin kula nispeti olmamış olsa, o işin iyiliği ve fenalığı tayin olunamazdı. Şu ayetten anlıyoruz ki fiillerin faili Allah tır. Saffat Suresi 96. Ayette; ‘Allah sizleri ve sizlerin amellerinizi halk eyledi.’[2]
İşte salik Enfüsün de ve Afakın da bütün fiilleri hissi ve kalbi olarak Hz. Allah a nispet ederse, Kalbi müşahede ile zevk haline geçer. Karşılaştığı her olayda fiillerin meydana gelmesine vesile olan mazhar veya kullara nispet etmeyeceği için şirkten kurtulan o salik; Hacivat ile Karagözün kendilerinin hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmadıklarını, onları kavga ettirenin, onları oynatan sanatkârın olduğunu bildiği gibi, bilecektir. Her şeyi yerli yerinde görüp; Enfüsünde fark, (Şeriata uyup uymadığını tartması)kendi eksikleri varsa peyder pey onları yok etmesi, Nefsini levm etmesi lazımdır. Afakta ise Cemde (birlikte) mütalaa edip, mutlu olacaktır.
Bu salikler yaşamlarında sakin ve şeri hükümlere tabii olarak yaşarlar; bütün tecellilere nazar ederler ve zuhurata tabi olurlar. Cenabı hakka boyun bükmüş,ve tam teslimiyetle,kalbi ile daimi zikir,hissi ilede Rabıtayı kullanırlarsa, Efendisinin himmetiyle Tevhidi Efal zevkine ermiş olurlar.

Hz. Ali’den Allah Tealâ’nın Fail oluşu üzerine Hutbe

Hz. Ali dünya görüşünde varlık âlemi nedensellik ilişkisine dayalı bir evrendir ve Allah Tealâ evrende var olan her şeyin nedenidir.
Burada birtakım sorular karşımıza çıkıyor: Acaba Hz.Ali’nin söz konusu ettiği nedensellik ilkesi, diyalektik esasına dayalı bir nedensellik midir? Yoksa ilâhî felsefenin yüce zirvesinde sözü edilen nedensellik midir?
Acaba Allah Tealâ’nın failliği nasıl bir faillik türüdür? Acaba Allah Tealâ’nın işi “hareket” ile birlikte midir, değil midir? Hareket, Allah Tealâ’nın yüce makamına yakıştırılır mı?
Hz Ali (a.s) bu sorulara büyük bir dikkat ve derinlikle cevap vermiştir. Hz. Ali’nin dünya görüşünde ne Allah Tealâ’nın zatı hareket eder, ne de zatının aynı olan zatî sıfatları.
Nehc’ül-Belâğa’nın birçok hutbelerinde, özellikle de söz konusu olan 186. hutbede Hz. Ali (a.s) bütün bunlara tam manasıyla bir açıklık getirmiştir. Hz. Ali (a.s) sözü geçen hutbede şöyle buyurmuştur:
“Allah yapandır, alet kullanmaksızın; takdir edendir, fikir yormaksızın.” Nehc’ül-Belâğa’nın birinci hutbesinde de; “Allah yapandır; ama hareket ve aletten yararlanma anlamında değil.” buyurmuştur.
Yani Allah ne fikrî hareket, ne de bedensel hareketle nitelendirilemeyecek bir failliğe sahiptir. Allah’ın failliği, ne nefsi hareket ile iç içe olan mütefekkir insanın failliğine benzer, ne de işlemesi için organ ve araçların hareketi ile araç ve aletlere muhtaç olan diğer maddî varlıkların failliğine.
Sonra Hz. Ali (a.s) bahsi geçen hutbenin devamında şöyle buyurmuştur: “O’na sükun ve hareket cari olmaz. Hiç O’nun kendisinin cari kıldığı bir şey, O’nun kendine cari olur mu? Hiç O’nun kendisinin başlattığı, O’nun kendine döner mi? Hiç O’nun kendisinin ihdas ettiği, O’nun
kendinde hâdis olur mu?”
Evet; Allah Tealâ “Hareket Kanununa” mahkum olamaz. Allah için ne, hareketlidir denebilir, ne de sakin. Zira bu kavramların her ikisinin de mahzeni maddedir. Allah Tealâ ise maddeyi yaratan bir varlıktır. O hâlde Allah ne sakindir, ne de hareketli.[3]

Tevhidi sıfat: Fenafillah mertebelerinin ikincisidir. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar ve kelam sıfatları Hakkın olup, bu sıfatlar salike ayna olmakta ve orada Hz. Mevla müşahede edilmektedir. Burada salik zevken bu sıfatlar ile mevsuf olanın Hak Teala olduğunu bilecektir. Bunun için de bu mertebede 4 şuhut öğretilir;
1- Tevhidi Sıfat
2- Fenayı Sıfat
3- Tecelli Sıfat
4- 4- Cennetül Sıfat.
Rabıta olarak ta La mevsufe illallah verilir. Bakara Suresi 255[4], Şuara 11[5] ve Kasas 68[6] gibi ayetlerde bütün subut (sabit) sıfatların halikinin Allah olduğunu anlamaktayız.

BAKARA Suresi 255. Ayeti: Allâh, ki O’ndan başka tanrı yoktur, dâimâ diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefâat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O’nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun Kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır (O yüce padişah, göklere, yere, bütün kâinâta hükmetmektedir). Onları koru(yup gözet)mek, kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.)
KASAS Suresi 68 . Ayet: Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onların değil/onların seçme hakkı yok. Allah, onların ortak koştuklarından yücedir, arınmıştır.
ŞUARA Suresi 10-11 Ayet: Hani Rabbin Musa’ya: O zalimler güruhuna, Firavun’un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.)
Sıfatlar gayba aittir, zuhura gelince şehadete intikal ederek esma adını alır. İlim bir sıfattır, zuhura gelince Alim adını aldığı gibi bu mertebeyi gören saliklerde edep, ahlak ve yüceliklerin görülmesi lazımdır. Zira fiil ve subut sıfatların nisbiyetlerinden kurtulan bir kulun mağfirete ermesi, temizlik, doğruluk ve Resulullah Efendimizin güzel ahlakını sergilemesi lazımdır. Efal ve Sıfat mertebelerini görenlere Tevhid de tarikat ehli de denilir.
Tevhidi zat: Tevhidi Zat, vücut birliği demektir. Vücut Hakkındır. Efalin vücudu yoktur. Sıfattan tecelli ediyordu. Sıfatın da vücudu yok o da vücuttan tecelli ediyor. Allah Vacibul Vücuttur. İşte salike fenafillah mertebelerinin sonuncusu olan Tevhidi Zat Mürşidi tarafından 4 şuhutla tarif edilir.
1- Tevhidi Zat
2- Fenayı Zat
3- Tecelliyi Zat
4- 4- Cennetül Zat.

Rabıtası ise La mevcude illallahdır.
Bu makamda salik hissen, aklen ve hayalen gerek Efal, gerek Sıfat ve gerekse Zat aynalarından Vücudullaha bağlanıp cümle eşyanın vücudu Hak olduğunu mülahaza eder ve zevk alır. Daimi zevkte kalabilmesi için Rabıtaya sımsıkı sarılır. Halkın fani Hakkın ise baki ve zahir olması halinde zevkidar olur. Bu halle hallenen kişi ihtiyari bir ölümle ölmüştür.
‘Mutu kable ente mutu’ ‘Ölmezden evvel ölme’ budur
Hadisi Şerifi
Kasas Suresi 88 Ayeti, Rahman Suresi 26-27, Yunus Suresi 62. ayetlerinde açık olarak bu mertebenin halini görmekteyiz.
KASAS Suresi 88 Ayeti: Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zâtından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.
RAHMAN Suresi 26-27 Ayeti ; Yer üzerinde bulunan her canlı fanidir (yok olacaktır). Ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin zatı baki kalacaktır.
YUNUS Suresi 62 Ayet :İyi bilin ki, Allah’ın velilerine korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Bu Fenafillah mertebelerini gören bir salik Nefsini bildiği için Rabbini de tanımıştır. Nefsini bilen Rabbini bilir.[7] Her ne kadar ilimle Fenafillah olunmuşsa da yine de zaman zaman Nefsine tabiliğinden geçemediği için hem mahcubiyeti görülür; hem de makam zevkleri tecelli ettiğinde ehli keşiftirler. Yani halkla olduklarında hicapları, Hakla oldukları zaman keşifleri artar. Ehli velayettirler.

Cem makamı: Beka makamlarının birincisidir. Fenafillah mertebelerini zevk edip kulun kendisinin zannettiği Fiil, Sıfat, ve Zatın da yok olduğunu anlayınca bu mertebe de telkin edilir.
Salik bu yerde Hakkı zahir Halkı batın müşahede edecektir. Bu makamda halk ayna olup, oradan Hak zahir olmaktadır. Ve Vahdet şuhudu kişiyi istila eder. Cem makamı telkin edilen salik Hakka kuvve olup onun kuvvesinden Hak zahir olurken, kendisi batın olur.
Aynı zamanda eşya da butuna girer. Bir cismin gölgesinin, öğle vakti cisimde yok olduğu gibi halk mazharından Hakk ın zahir olmasıdır. Efalin, Sıfatın, Zatın birliği zevkiyle her nereye bakarsa Hakkın Cemal yüzünü görmesi onun zevki olacaktır.
BAKARA Suresi 115 Ayet: Diyanet İşleri (2/BAKARA-115: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.) / Abdulbaki Gölpınarlı (2/BAKARA-115: Doğu da Allah’ındır, batı da. Artık nereye dönerseniz dönün, orada Allah’a dönmüş olursunuz. Şüphe yok ki Allah’ın lütfü, rahmeti boldur, o her şeyi bilir.

Saliki ismi ile çağırsalar ismini bile duyamayışı onun zevki olacaktır. Bu makama Kurbi Feraiz, Uluhiyyet, Ruh makamı gibi isimler de verilmiştir. Bu makamda salik fazla durdurulmaz. Salik kabızlık ve yalnızlık içindedir. Cem Makamı Hz. İsa A.S.ın makamıdır.

Hazretül cem makamı: Bekabillah mertebelerinin ikincisidir. Bu makamda halk zahir Hak batındır. Hak aynasından halk zahir olarak müşahede edilir. Cem de bilen gören ve işiten abdın kuvvesiyle Hak idi; bu makam da ise, Hak kulun kuvvesi olmaktadır.
Hadisi Kudsi de; ‘Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman duymasına kulak, görmesine göz, konuşmasına dil olurum… buyurulmuştur. Her nereye nazar edersek edelim zahirde halkı batında ise Hakkın tecellisini zevk ve ifade ederiz. Necm Suresi 8. Sarktı-Fetadalla miraç ayeti Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlara yani kesret alemine zuhuratı olarak da zevk edilir.
NECM Suresi 8 Ayeti: Sonra (Cebrâil, Hz. Peygambere) yaklaştı da sarktı.) / Sonra yaklaşmış ve inmiştir.
Hazretül Cem e bütün sıfatların, Zatı Hak ile kaim olduğunun müşahede ve zevk olduğu bir makam olması nedeniyle sıfatıyyun da denilir. Bu mertebedeki saliklerin şeriatlarında kemalat, yücelik ve ahlakı Resulullah görülmektedir. Bunlar Mukarribindirler.
Cemül cem makamı: Bekabilah mertebelerinin üçüncüsüdür. Makamı Cem ile Makamı Hazreti Cem i kendinde toplayan yani vahdet ve kesreti cem eden bir makamdır. Buna Tenzih ve Teşbihi Tevhid yapmak yeri de diyebiliriz. Batın olan mutlak ve zahir olan mukayyedin hepsi Haktır diye zevk ederiz.
Kur-an-ı Kerim Hadid Suresi 3. ayeti[8] ;‘O evveldir, o Ahirdir, o zahirdir, o batındır’ bu zevkimize delildir. Ayrıca Necm suresi 9:[9] da kabe kavseyn Celal ve Cemal yaylarının birleştiği Kalp mertebesi de denilir. Vahdet aynı kesret, kesret de aynı vahdet olarak zevk edilir.
Tevhidi Efal mertebesinde fiillerden soyunan salik bu yerde Hakkın fillerini giyer. Peygamber ve Velilerin sırlarına vakıf olmak isteyenler bu makamı gerçek yönüyle zevk etmelidirler. İşte o zaman hafi şirklerin de tamamen yok olduğu bu yerde ibadet eden, ibadet ve ibadet edileni birlemişlerdir. Mürşid-i Kamillerin saliklere telkin ettikleri son mertebedir.
Ahadiyetül cem makamı: Bekabillah mertebelerinin 4. ve sonuncusudur. Bu makam Makamı Muhammed dir. Makamı Mahmud da denilir. Kesret olan varlıklardan kaydın kaldırıldığı yerdir. Bundan sonra başka bir makam da yoktur, en yüce mertebedir. İbrahim (A.S.) Tevhid babası olduğu halde bu makama ancak Muhammed Efendimizin müsadeleri ile girebilir.
1- Ahadiyetül Ayn
2- Ahadiyetül Kesret diye iki kısımda mütala edilir.
İhlas Suresi 1: ‘Kul huvella hu ehad (de ki o Allahtır bir tektir) Enfal Suresi 17: ‘Habibim sen attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı’ İsra Suresi 34[10], Enam Suresi 152 ayetleri [11]bu makamın zevkinin delilleridir.

[1] 89 / FECR – 27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89 / FECR – 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
89 / FECR – 29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89 / FECR – 30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
[2] Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).
1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. ve mâ : ve şey(ler)
4. ta’melûne : yapıyorsunuz
[3] Nehc’ül-Belâğa 186. hutbe
[4] Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : ancak, sadece, den başka
4. huve : o
5. el hayyu : hayy olan, diri olan, canlı olan
6. el kayyûmu : kayyum olan, zatı ile daimî, bâki olan, herşeyi (kâinatı) idare eden
7. lâ te’huzu-hu : onu almaz (ona olmaz)
8. sinetun : uyuklama hali
9. ve lâ nevmun : ve uyku yoktur, olmaz
10. lehu : onun
11. mâ fî es semâvâti : göklerde olan şeyler
12. ve mâ fi el ardı : ve yeryüzünde olan şeyler
13. men zâ : kim sahiptir (yetkiye sahiptir)
14. ellezî : o kimse ki, o ki
15. yeşfeu : şefaat eder
16. inde-hu : onun katında, yanında
17. illâ : ancak, sadece, den başka
18. bi izni-hi : onun izni ile
19. ya’lemu : bilir
20. mâ beyne eydî-him : onların elleri arasında olan şeyler, onların önlerindeki
21. ve mâ halfe-hum : ve onların arkalarında olan şeyler
22. ve lâ yuhîtûne : ve ihata edemez, kavrayamaz,
23. bi şey : bir şey
24. min ilmi-hi : onun ilminden
25. illâ : ancak, hariç, den başka
26. bi mâ şâe : dilediği şey, dilediği
27. vesia : (geniştir) kapladı, kuşattı, kapsadı
28. kursiyyu-hu : onun kürsüsü
29. es semâvâti : semalar, gökler
30. ve el arda : ve arz, yeryüzü
31. ve lâ yeûdu-hu : ve ona ağır, zor gelmez
32. hıfzu-humâ : onları (o ikisini) koruma, muhafaza etme 33 – ve huve
33. el aliyyu : âlâ, çok ulu, çok yüce
34. el azîmu : azîm, büyük
[5] Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).
1. kavme : kavim
2. fir’avne : firavun
3. e : mi
4. lâ yettekûne : takva sahibi olmuyorlar
[6] Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâru, mâ kâne lehumul hıyaratu, subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).

1. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
2. yahluku : yaratır
3. mâ : şey
4. yeşâu : diler
5. ve yahtâru : ve seçer
6. mâ kâne : olmadı, değildir
7. lehum : onlar, onlar için
8. el hıyaratu : tercih, seçim
9. subhâne : sübhan, münezzeh
10. allâhi : Allah
11. ve teâlâ : ve yüce
12. ammâ (an mâ) : şeylerden
13. yuşrikûne : şirk (ortak) koşarlar
[7] Hadisi Şerif
[8] HADİD-3 için 40 meâl bulundu. Adem Uğur (57/HADÎD-3: O ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.) / Ahmed Hulusi (57/HADÎD-3: “HÛ”dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın (“HÛ”dan gayrı olarak hiçbir şey yoktur)! O Bi-küllî şey’in (Esmâ’sıyla her şey’i yarHuvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).

1. huve : o
2. el evvelu : evvel, ilk, tüm varlıklardan önce var olan
3. ve el âhiru : ve ahir, son, tüm varlıklardan sonra bâki olan
4. ve ez zâhiru : ve zahir, varlığı alâmetleri tüm varlıklarda görünen
5. ve el bâtinu : ve bâtın, görülemeyen, gizli olan
6. ve : ve
7. huve : o
8. bi kulli şey’in : herşeyi
9. alîmun : en iyi bilenatmış olan olarak) Aliym’dir (Bilen’dir şeylerin tamamını)!)
[9] Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.

1. fe kâne : böylece oldu
2. kâbe : uzaklık, mesafe
3. kavseyni : iki yay (bir yaydaki kabza ile uç arası)
4. ev : veya, yahut, hatta
5. ednâ : daha yakın
[10] Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfû bil ahdi, innel ahde kâne mes’ûlâ(mes’ûlen).

1. ve lâ takrebû : ve yaklaşmayın
2. mâle el yetîmi : yetimin malına
3. illâ : ancak, den başka (şekilde), olmadıkça
4. bi elletî : o şey ile, ki o
5. hiye : o
6. ahsenu : en güzel
7. hattâ yebluga : erişinceye kadar
8. eşudde-hu : onun en kuvvetli (bulûğ) çağı
9. ve evfû : ve vefa gösterin, yerine getirin, ifa edin
10. bi el ahdi : ahde
11. inne el ahde : muhakkak ki ahd
12. kâne : oldu
13. mes’ûlen : mes’ul, sorumlu
[11] Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

1. ve lâ takrabû : ve yaklaşmayın
2. mâle : mal
3. el yetîmi : yetim
4. illâ : dışında, …’den başka
5. bi elletî : ki ona
6. hiye : o
7. ahsenu : en güzel
8. hattâ : oluncaya kadar
9. yebluga : erişir, yetişir, gelir
10. eşudde-hu : onun en kuvvetli çağı, erginlik çağı
11. ve evfû : ve vefa edin, ifa edin, yerine getirin
12. el keyle : ölçü, ölçek
13. ve el mîzâne : ve tartı, terazi, mizan
14. bi el kıstı : adaletle
15. lâ nukellifu : biz sorumlu tutmayız
16. nefsen : bir nefs, kişi, kimse
17. illâ : dışında, …’den başka
18. vus’a-hâ : onun gücü, kapasitesi
19. ve izâ : ve olduğu zaman
20. kultum : siz (söz) söylediniz
21. fa’dilû (fe ı’dilû) : artık adaletli olun
22. ve lev kâne : ve olsa bile
23. zâ kurbâ : yakınlık sahibi, akraba, yakınınız
24. ve bi ahdi allâhi : ve Allah’ın ahdi
25. evfû : vefa edin, ifa edin, yerine getirin
26. zâlikum : işte böyle
27. vassâ-kum : size vasiyet etti, emretti, farz kıldı
28. bi-hi : onunla, onu
29. lealle-kum : umulur ki böylece siz, böylece siz … diye
30. tezekkerûne : siz tezekkür edersiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir