Düzgün Baba Efsanesi (Şah Haydar) ve Ziyaretgâhı

Muhammed geliyor,
Ali de önündedir.
Muhammedi sorarsan;
O bizim dedemiz.
Hazreti Ali’yi sorarsan;
O bizim kolumuz kanadımız.
İmam Hüseyin’i sorarsan;
O Kerbela şehididir.
Bektaş Veli’yi sorarsan;
O el’in üstündeki el’dir.
Kureyş’i sorarsan;
O sır keramet sahibidir.
Düzgün Baba’yı sorarsan;
O murad kapısıdır.

Şah Haydar Seyyid Mahmud-i Hayrani’nin oğludur. Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanlarıyla meşgul olur.
Kışın zemherisinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyid Mahmud-i Hayrani “Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar.” Diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. Taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlar.
Seyyid Mahmud-i Hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar ne oldu babam Derviş Mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.
Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için mahcup olur. Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün Baba Dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar. Rivayet olunur ki Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya leken varmış. Bu hediklerle Zargovit’ten Düzgün Baba tepesine kadar (Takriben 5 Km.) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmıştır. Bu izler hala durmaktadır.
Şah Haydar bir iki gün eve gelmeyince annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için Şah Haydar’ın babasına rica eder. O da yanındaki müritlerine “Gidin bakın bakalım bizim Şah Haydar ne alemde?” der.

Müritlerden birkaç kişi 2500 metre yükseklikteki dağın tepesine çıkıp Şah Haydar ile görüşürler. Durumunun iyi olduğunu ve herhangi bir sorununun olmadığını öğrenerek tekrar Zeve’ye dönerler. Seyyid Mahmud-i Hayrani’ye, Şah Haydar’ın durumu düzgündü, merak edilecek herhangi bir şey yoktur. Selam ve hürmet eder ellerinizden öper derler.
Bu işi düzgündür sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı Şah Haydar olan bu zata artık bir süre sonra Düzgün Baba olarak bir isim atfedilir. O günden, bugüne Düzgün Baba olarak söylenir.

245

Nazimiye’de bulanan bu ziyarete genelde kısır kadınlar, erkek çocuğu olmayanlar, hasta ve sakat kişiler gitmektedir. Halk arasındaki kimi sorunlar ve anlaşmazlıkların bile, adaletine güvenilen bir yargıç gibi, ona havale edildiği de olmaktadır. Halen mezar yeri, yığma taşlarla çevrili olarak Düzgünbaba Tepesi’nin zirvesinde bulunmaktadır. Bazılarına göre bu mezar Mehmet isimli bir dervişin/seyyidin mezarıdır. Çünkü Düzgün Baba sır olmuştur, mezarı olamaz. Bu mezarın yakınında da Düzgün Baba’nın yaşadığına inanılan mağara vardır.
Ayrıca mezarın hemen yakınındaki bir zirvede taştan yapılmış üç adet (muhtemelen) top kalıntısı vardır. Ancak ne olduğu net olarak anlaşılamamakla beraber bu kalıntılar da yörede yaşayan insanlar tarafından (cengâverliğine bir işaret olarak) Düzgün Baba’nın topları (bazen kız kardeşleri ve Munzur Baba ile karşılıklı haberleştikleri sevgi topları) olarak kabul edilir ve zaman zaman kendiliğinden ateşlendiğine (top seslerinin Cemlerde Söylenen Bir Deyiş duyulduğuna) inanılır.
Bu ziyaret yerine her yıl yaklaşık 5000 kişi gelmektedir. Ziyaretçiler genelde kayaları öperler, kurban keserler, mum (çıra) yakarlar. Bazı ziyaretçiler ise geceyi de mağarada geçirirler. Böylece rüyalarında Düzgün Baba’yı (beyaz sakallı bir ihtiyarı) görüp dilekleri ile ilgili bir işaret almaya çalışırlar. Bu amaçla daha önceden mağara içerisinde (kadınlar için) bir konaklama yeri yapılmıştır.
Bazı ziyaretçiler, Düzgün Baba’nın yaşadığına inanılan mağaranın yakınındaki bir başka küçük mağara içindeki ince ince akan ve tas şeklindeki su kaynağından (tas çeşmesinden) su içerek kendi iyiliklerim ölçerler Söylendiğine göre; kalbi temiz (iyi ruhlu) olanlar rahatlıkla su içebilirken; kalbi kötü (kötü ruhlu) olanlar veya inanmayanlar, su içmek için eğildiklerinde, su kana dönüşür veya kurur ve içilemez hale gelir.
Buradaki taşlarda Düzgün Baba’nın uzanarak yattığı farz edilen bir yatma yeri izi de vardır. Yine bazı ziyaretçiler, Düzgünbaba (Çele) mağarasının bulunduğu yerden 3-4 adet küçük taş toplayarak evlerine götürürler; bunları beyaz bir bez torba içine koyup, bereket getirsin diye, genelde mutfaklarına asarlar. Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gecelerde ise, torbaya yakın bir yerde mum yakılır ve böylece Düzgün Baba hatırlanır. Çok inananlar yemin ederken/and içerken; bu torbaya ellerini koyarak ve “Düzgün Baba çarpsın ki. Düzgün Baba adına vb.” diyerek yemin ederler.
Yemin ederken, güvence vermek için Düzgün Baba’nın adının kullanılması, Düzgün Baba’nın çok dürüst, doğru, adaletli ve sözüne güvenilir bir kişi olduğunu göstermesi açısından “Düzgün” olarak konan adım da bir başka açıdan açıklıyor olabilir. Halk arasında Düzgün Baba adım kullanarak yapılan dua ve beddualarda oldukça yaygındır. Çocuğu olmadığı için Düzgün Baba’ya çıkıp da dua edenler, çocukları olunca, adım da çoğunlukla “Düzgün” olarak koyarlar.

Düzgün Baba Ziyaretgahı

İlçe Merkezine yaklaşık 15 Km. mesafede bulunmaktadır. Tunceli İl merkezinden Kılköyü üzerinden ve İlçemiz merkezinden toprak bir yol ile Günlüce ve Çevrecik köyleri üzerinden ve türbeye araç yolu bulunmadığı için yaya yürünmek suretiyle ulaşılmaktadır.
Düzgünbaba dağının yüksekliği 2097 m. olup,ziyaret yeri dağın zirvesinde bulunmaktadır. Ziyaret yemde meşhur olup ve mutlaka uğranılan yerlerden olan Çele Mağarası 2100 m. Yüksekliktedir. Yol boyunca doğal güzellikler içerisinde ziyaret yerine ulaşılmaktadır. Her yıl Mayıs ayı ortasından Eylül ayının sonlarına kadar ziyaretçi akınına uğramaktadır.
Bütün Türkiye genelinde dini büyüklere karşı gösterilen ilgi Düzgünbaba’ ya karşıda gösterilmektedir. Bu nedenle her yıl Erzurum, Sivas, Tokat,Amasya, Çorum, K.Maraş , Erzincan gibi Alevi nüfusun bulunduğu iller ile komşu ve diğer illerden çok sayıda ziyaretçi gelmekte ve gelen ziyaretçi sayısı İlçe Jandarma Komutanlığının kayıtlama göre 5000′ i bulmaktadır.
Ziyaret yerine araç yolunun ve konaklama tesisinin bulunmaması ziyaretçi sayısını sınırlandırmaktadır. Yol ve Konaklama tesisinin yapılması halinde gelen ziyaretçi sayısı 10.000′ i geçecektir.
Düzgünbaba Ziyaretgahının önemi,gelen ziyaretçilerin İlçeye ekonomik katkıları ve manevi yönünden kaynaklanmaktadır. Ziyaretler , manevi değerlerin gerek sonraki nesillere aktarılmasında ve gerekse de birleştiricilik yönünden büyük önem taşımaktadır.

kadinlar_ic-20121006184101


Düzgün Baba (Şah Haydar) Ziyaret Yeri Hikayesi

Hz. Ali evlatlarından 7. İmam Musa Kazım’ın neslinden büyük Türk mutasavvıfı Hacı Bektaş-ı Veli (1209/1210-1270/1271) (çoğunluğun katılmadığı bazı araştırmacıların görüşüne göre 1248-1337) Xlll’ncü Yüzyıl’da (Anadolu Selçuklu Devleti döneminde) Horasan’dan ayrılıp; 1264 yılında Erzincan üzerinden Anadolu’ya geçerken; o zamanlarda halkı arasında Zerdüşt dini özelliklerine de rastlanan Dersim bölgesine Alevîliği anlatmak için üç halife gönderir.
Bu halifelerden birincisi, Şah Kasan/Kasan Halife’dir ve Pertek ile Hozat taratma gider. Bu halifelerden ikincisinin Kalmamsır olduğu ve bir inanışa göre; Büyükyurt tarafında sırra erip kaybolduğu söylenmektedir. Diğer bir inanışa göre ise; Günlüce köyünde yaşamış ve orada ölmüştür.
Bu halifelerden üçüncüsü, (8’nci imam Ali Rıza’nın oğullarından) Seyyid Mahmud Hayrani olup;Mazgirt Dedebağ (Bağın) köyü ve Nazimiye Bostanlı köyü bölgesinde bir süre kaldığına ve sonra Konya ili Akşehir ilcesine döndüğüne ve orada 1268 yılında öldüğüne inanılır. (Halen türbesi Akşehir’dedir.) İnanışa göre; oğlu (kardeşi veya amcası da olabilir) Hacı Kureyş, Bostanlı köyü Zeve mezrasında yaşamıştır, işte onun da (muhtemelen birinci) oğlu Şah Haydar/Ak Haydar’dır.
Bazı araştırmacılara göre; Şah Haydar, Silvan’da öldürülen ve Zaza Türkleri tarafından Tunceli bölgesine getirilerek sonradan Sultan Baba/Tacik Baba ismiyle anılan ve ziyaret yeri haline getirilen dağa gömülen Celaleddin Harzemşah’ın komutanlarından/beyierinden biridir. Celaleddin Harzemşah’ın diğer beyleri gibi, bir süre Selçuklu Sultanı’na bağlı kalmış ise de daha sonradan başkaldırarak Tunceli bölgesindeki dağlara sığınmıştır.

Kaynaklar:
1. Danık Ertuğrul, Koç ve At Şeklindeki Tunceli Mezartaşları, Türk Kültürünü Araştırma EnstitüsüYayınları, İkinci Baskı, Ankara, 1993.
2. Güven Kenan, Tabiat Güzellikleri ve Kültürel Değerleri İle Tunceli, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını-Sayı:52, Ankara, 1991.Kalafat Yaşar, Dr., Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını-Sayı:112, Genişletilmiş ikinci Baskı, Ankara, 1995.
3. Yolga Mehmet Zülfü, Nazimiye Eski Kaymakamı, Dersim (Tunceli) Tarihi, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları, Yayın No.:9, Ankara, 1994.
4. Kemali Ali, Erzincan Eski Valisi, Erzincan, Kaynak Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1992.
5 Aksoy Gürdal, Mithra’dan Bava Duzgın’a: Dersim’de Antik Dönem İnançlarının Sürekliliği Üzerine,Makale (Munzur isimli derginin 2000/2 sayışı sayfa:22-67), Ankara, 2000.
6. Yörede yaşayan halkın birbirlerine aktardıkları hikayeler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir