On İki Hizmet nedir? – Mehmet Özgür Ersan

On İki Hizmet, Cem ibadeti sırasında görevli on iki kişinin yerine getirdiği hizmetin adıdır. On İki Hizmet olmazsa Cem de olmaz.
Cem de On İki Hizmet sahipleri tarafından yerine getirilen On İki Hizmet, sembolik olarak algılansa da özde çok derin manalara ve gerçeklere işaret ediyor. Dolayısıyla On İki Hizmet çok önemlidir. On İki Hizmeti biçimsel bazı kurallar algılamamak gerekiyor. Sembolize ettiği hizmetlerin derin felsefi, toplumsal, inançsal boyutları vardır.

On İki Hizmetin dağılımı su şekildedir:

1. Dede (Mürşid)
2. Rehber
3. Gözcü
4. Çerağcı (Delilci)
5. Zakir(Aşık)
6. Ferraş (Süpürgeci)
7. Sakka (İbriktar)
8. Kurbancı (Sofracı)
9. Pervane
10. Peyik (Davetçi)
11. İznikçi (Meydancı)
12. Bekçi

CEM, Alevilik;te en önemli dini törenin adıdır. Cem;e ayrıca; Âyin-i cem(cem âyini),Ali cemi, Görgü cemi denir. Cem;de ONİKİ HİZMET ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her Alevi yılda bir kez görgüden geçer, hâl ve gidişatının muhasebesini yapar, ikrârını tazeler ve sorumlu olduğu topluma hesap verir. Kendilerinden şikâyetçi olanlar Cem;de bulunan canlar şikâyetlerinde haklı görülürse, şikâyet edilenler onları râzı etmek zorundadır. Kimseye küsülü, dargın ve kavgalı kalamazlar. Birine hakları geçtiyse ya da başkasının hakkı kendisinde kaldıysa hesaplaşır ve helâllik alır. Barışmadıkça görgüleri yapılmaz. Borçları varsa, görgüden önce ödeyeceklerdir. Yıllık görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptığı hatayı bir daha tekrarlamamak üzere tevbe ederler. Görgüden geçtikten sonra mânen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler.
Düşkünler(haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, adam öldüren, vergi ve askerlik gibi vatan borcu ödemeyen, annesine-babasına evlâtlık görevi yapmayan, insanlara zarar veren, komşusunu inciten, yetim hakkı yiyenler) Cem’e alınmazlar. Böylece Cem halkı(Alevi toplumu) zararlı insanlardan, yaramazlardan arınmış olur.
Hz. Muhammed şu şekilde buyurmuştur:“Ben ancak ahlâki fazîletleri tamamlamak için gönderildim.”
İmam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda yol hizmetlerinin sahiplerini şu şekilde anlatılır:
Sual: Pirlik kimden kaldı?
Cevap: Hazreti Şahı Merdan Ali’den kaldı. Zira Cebrail’in piridir.
Sual: Sabri seyitlik kimden kaldı?
Cevap: Hz. resul Ekrem’den kaldı. Cümle âleme sadrîdir.
Sual: Şahmalık kimden kaldı?
Cevap: İsmail Aleyhisselâmdan kaldı.
Sual: Zakirlik kimden kaldı?
Cevap: İsmail Aleyhisselâmdan kaldı
Sual: Zakirlik kimden kaldı?
Cevap: Cebrail Aleyhisselâmdan kaldı. Ve bir kavilde dahi kalem kudrettir, ondan kaldı.
Sual: Sâkîlik kimden kaldı?
Cevap: Hazreti İmam Hüseyin’den kaldı ki sâkîi kevserdir. Sakalık onun elindedir.
Sual: Çırakcılık kimden kaldı?
Cevap: Hazreti Selman Farisî’den kaldı. Zira heşt çerak onun elindedir.
Sual: Hâdimlik kimden kaldı?
Cevap: Hazreti Resul’den kaldı.
Sual: Tarikçilik kimden kaldı?
Cevap: Mikail Aleyhisselâmdan kaldı.
Sual: Ferraşlık kimden kaldı?
Cevap: İbrahim Halilullahtan kaldı.

Hazreti Muhammed tarafından, Mekke ve Medine Müslümanları arasında habercilik, yol göstericilik ve gözetleme hizmetleri için oluşturulan bu görevler, Hazreti Muhammed’den sonra da sürdürülmüştür. Akabe’de seçilen oniki kişinin bazıları bizzat Peygamberin özel hizmetlerini de yapmışlardır. Örneğin; Cabir Ensari Çerağcılık, Selman-ı Farisi temizlikcilik (süpürgecilik), Amrı Ayyar habercilik, Hz. Eyma tül Yemani meydancılık, Mahmud ül Ensari kurbancılık, Hz. Ali’nin kölesi Kanber Hazretleri ibriktarlık, Peygamberin kölesi Keysani sakacılık, Ebu Zer Gaffari gözcülük görevlerini yürütmüşlerdir. Alevi ve Bektaşilikte bu hizmetlerde bazı ufak tefek değişiklikler yapılarak, Ayin-i cemin durumuna uyarlanmıştır. Ancak öz aynen korunmuştur.
On iki hizmet ve Cem, Alevi anlayışında önemli bir hizmettir. Bu hizmetin ana kaynağı Kuran-ı Kerim’deki ayetlere ve Kırklar Cemi’ne dayanmaktadır. Bizim cemlerdeki canlar “Ölmeden önce ölünüz.” Hak huzuruna varmadan, meydan ortasında yargılanırlar. Halk arasındaki yanlış söylemleri ortadan kaldırmak için, cemler herkese açıktır. İsteyen gelip görebilir.
Peyik, kapıcı, gözcüve diğer hizmet sahipleri cem evinde bulunurlar. Cem evine gelen canlar önce kapıda kapıcıya niyaz eder. Ondan sonra kapının sağ tarafına niyaz eder; sonra da sol tarafına niyaz eder. “Bismillah…ya Allah!…” diyerek sağ ayağını önce içeri atar ve içeri girer.

Gelin hey kardeşler gelin varalım
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Hakk’a niyaz edüb dâra duralım
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem.
Kin ve hasedi dilden silelim
İş bu yolun bizler kadrin bilelim
Niyaz edüb Hakk’a cemâl görelim
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Mü’min, Müslim, mürşid cümlesi bile
Ehli olmayanı almayın Yol’a
Hakk Muhammed Ali, Pir razı ola
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Bir tek sözüm var inceden ince
Âşık gerek Hakk sözünü duyunca
Üç beş muhib bir araya gelince
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Bir sırr verdi bize o Şah-ı Merdân,
Bul yoldadır elbet küfr içre imân,
Bu sırrı cihânda edelim nihân
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Sakın her bir cana açma bu sırrı
Biz Yol’u örtelim,Yol örtsün bizi..
Dâr Mehmed Ali’de vedik ikrârı
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Matlûbî gel doğru yola gidelim,
Erenler Yo’un Yol’ca güdelim,
Ay-ül-cem’de varub sohbet edelim,
Muhammed Ali’nin cem’idir bu cem
Matlûbî (Mutlûbî)

1- Mürşid (Dede) :Hizmet itibari ile Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hacı Bektaş-ı Veli’yi temsil eder. Cem Erkânı Başkanlığını yapar, ikrar alır nasip verir. Cenaze, Müsahiplik, Nikâh, Sünnet, Ad takar (isim takar).

2- Rehber: Görev itibariyle Hz.Alive İmam Hüseyin´i temsil eder. Yola girmek isteyenleri hazırlar, yol gösterir. Mürşidin en yakın yardımcısıdır.

3-Gözcü: Görev itibariyle Ebuzer Gaffari’yi temsil eder. Rehberin yardımcısıdır. Cem’in sessiz ve sakinlik içinde geçmesini sağlar. Cem’in bekçisidir.

4- Çerağcı (Delilci):Görev itibariyle Cabirü’l Ensari’yi temsil eder. Cem evinde bulunan aydınlatma araçlarını yakar. Buhurdanlıkları ve Mumları (Çerağları) hazırlar.

5- Zakir (Âşık):Görev itibariyle Bilal Habeş’i temsil eder. Cem’de Tevhid, Duazde imam, Mersiye, Semah, Nevruzi’ye söyler.

6- Süpürgeci(Ferraş) :Görev itibariyle Selman’ı Piri pak’ı temsil eder. Cem evinin sürekli temizliği ile görevlidir.

7- Meydancı: Görev itibariyle Hüzeymetü’l Ensari ’yi temsil eder. Cem evinde Semahserleri kaldırır. Postları yerine dizer.

8- Niyazci: Görev itibariyle Mahmut’ül Ensari’yi temsil eder. Kurbanları tekbirler ve keser. Gelen Lokmaları alır ve dağılımını sağlar.
9- İbrikci: Görev itibariyle Gulam Kamber Hazretlerini temsil eder. Cem de Mürşidin ve Cem erenlerinin abdest almalarını sağlar.

10- Kapıcı: Görev itibariyle Gülam Keysani’yi temsil eder. Cem’e gelen erenlerin evlerini gözetler.

11- Peyikçi: Görev itibariyle Amr-ı Ayyar’ı temsil eder. Cem olacağını tüm canlara duyurur.

12- Sakacı: Görev itibariyle İmam-ü’l Hüseyin Şehitler Şahı ’yi temsil eder. Cem evinde Su, Şerbet, Saka, Süt v.b. dağılımını sağlar.

12 hizmet Kırklar meclisinde uygulanmış bir erkândır. Cemlerde görev alan oniki hizmetlilerin isimleri değişik isimlerde olabiliyor. Örneğin Musa Karakaş’ın “Alevilikte Cem” adlı makalesinde Sivas, Kangal, Dışlık köyünde 1960’lı yıllardaki uygulanış şekliyle cem töreninden alınmıştır.

Hünkâr Hacı Bektaş Dergahın’da On İki Hizmetleri Kim Beyan İder

1. Tarikatçı: Hz. Hasan Mücteba
2. Davetçi: Hz. Hüseyin Desti Kerbela
3. Saki: Hallacı Mansur
4. Zakir: Seyyid Nesimi
5. İbriktar: Sarı İsmail
6. Gözcü: Karaca Ahmed
7. Cerağcı: Kara Pipabat Sultan
8. Sofracı: Garip Musa Sultan
9. Meydancı: Barak Baba
10. Ferraş: Resul Baba Sultan
11. Pervane: Taptuk Emre
12. Kapıcı : Güvenç Aptal

Bu tür çelişkili isimler 12 hizmet görevinin kime ait olduğunu tam olarak belirlenmesine engel olmuştur. Yukarda belirtilen isimler arasında yaşadığı dönemlerden dolayı zaman farkı vardır. Bu belirsizlik yüzünden Cem ibadetinin kaynağını Kırklar Meclisi’ne dayanmadığını savunan fikirler ortaya atılmıştır. Yazılı kaynakların azlığı ve olanlarının içinde de eksikliklerin bulunması günümüzde yapılan araştırmaların doğruluğuna zarar vermektedir. Ayrıca Alevilikte bir erkân name uygulamasının yörelere göre değişmesi yüzünden 12 hizmet görevindeki isimler değişebilmektedir. Bunun başlıca sebeplerinden biri her ocağın farklı şekilde cem yürütmesinden kaynaklanmaktadır. Hizmet görevlilerinin ismi Hz. Ali’nin yaşadığı döneme uygun olarak alındı.

Dede on iki hizmet sahiplerini Hak’tan bize nida geldi deyişiyle çağırır:

Haktan bize nida geldi
Pirim sana haber olsun
Şah’tan gülzarı geldi
Peyik sana haber olsun
Bu yola giden hacılar

Güruhları hep naciler
Cem kilidi kapıcılar
Kapıcı’ya haber olsun
Hak, kuluna eder nazar
Dört nesneden âdem dizer
Kalleş gelmiş cemi bozar
Gözcüsana haber olsun

Ey kalp evi dolu kişi
Daima Hak’ladır işi
Kimdir bu halkanın başı
Zakirsana haber olsun

Mümin yolun yakın ister
Münkirlerden sakın ister
Delil yanmaz yağın ister
Delilci’ye haber olsun

Mümin çekildi meydana
Münkir atıldı zindana
Hizmet verildi Selman’a
Tazeker’e haber olsun

Zakir zikreder sazı ile
Duaz okur avazı ile
Mümin müslim niyaz ile
Carcısana haber olsun

Haydin gidelim üryana
Mümin müslim bir yana
Tekbir verildi kurbana
Kurbancı’ya haber olsun.

Yola giden haslar hası
Silinsin gönüller pası
Doldur ver engür tası
Sakkacı’ya haber olsun

Haydın girek hakikate
Kulak tutun marifete
Mümin girdi ihtikata
Semacı’ya haber olsun

Fatımacemde oturur
Kurbana kepçe batırır
Gerçeğe lokma getirir
Nakıpsana haber olsun

Şah Hatayı’m barı çaldı
Şah’tan gülizarı geldi
Pirden bize destur oldu
İznikçi’ye haber olsun

Oniki Hizmet Sahiplerine Verilen Dua

Oniki hizmet sahipleri Delilci, delili ile; Gözcü, asası ile; Farraş, süpürgesi ile… Topluca dara dururlar. Dede, bu hizmet canlarına şu duayı eder:
Bismillah…
Bismi Şah Allah, Allah…
Akşamlar hayrola…. Hayırlar feth ola… Şerler def ola… Hizmetleriniz kabul ola… Muratlarınız hasıl ola… Hazır gaip, zahir, batın ayin-i cem erenlerinin gül cemallerine aşk ola… On sekiz bin âlemle birlikte cümle mümin müslüm âlemini Muhammet-Ali Gülbenginden mahrum eylemiye… Allah cümlemizi didar-ı Ehlibeyt’e, meşrebi Hüseyin’e nail eyleye…
Muhammedü’l Mustafa, Aliyyü’l Mürteza, gözcümüz Cebrailü’l Musaffa, çerağımız Cabirü’l Ensari, zakirimizi Bilal Habeşi, farraşımız Selmanı Piri Pak, iznikcimiz Hüzeymetü’l Ensari, kurbancımız Mahmutü’l Ensari, sakkacımız İmam-ü’l Hüseyin Şehitler Şahı, ibriktarımız Gulam Kamber, peyikimiz Mri Eyyar, Semahcımız Abuzer Gaffari ve bacımız Feyidetünnisa Fatimatün Zehra Hazretlerinin şefaatlarına nail ola…
Bu efendilerimizin hüsnü himmetleri üzerinizde şaye-ban ola… Saklaya, bekleye… Yolsuza uğratmaya… Hızır yoldaşınız, evliya haldaşınız ola… Dil bizden, nefes Kutbü’l arifin Gavsu’lvasilin Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den ola… Nuru Nebi, Keremi Ali, Gülbengi Muhammedi, Demi Pir Hünkâr Hacı Bektaşı Veli… Gerçek erenler demine hüüü…

1.)Dede (Pir, Mürşid):

Cem’de birinci hizmet sahibidir. Cem’i yönetir, cem âyini dışında kalan zamanda sorunları çözer, toplumu aydınlatır, eğitir ve yönetir. Halka doğru yolu gösterir. Evlâd-ı Resul’ün soyuna bağlı (Seyyid) olan dede eğitim görmüş, ilim, irfan ve ahlâk sahibi, Hak-Muhammed-Ali’nin yolunu, erkânını iyi bilen ve uygulayan, Cem’de On iki Hizmet’i hakkıyla yürütebilen kişi olmalıdır. Dede’ye Ser-Cem (Cem’in başı) denilir. Rehberi, dervişi, Talibi eğitir, gözetler ve olgunlaşmaları için gerekli olan ruhi ve pratik bilgileri verir. Mürşit, Hakk-el yakin mertebesinde kabul edilir.
Cemin başlamadan önce Dede, görevlileri çağırır, onları dua eder ve görevlerinin ne olduğunu bildirir, öğütlerde bulunur. Cemevinde düzenin sağlanması, gereksiz konuşmaların ve gürültülerin önlenmesi için gözcü denilen görevli sürekli ayakta bulunur. Gerekli durumlarda taliplere “Gerçeğe hû” diyerek cemde olduklarını anımsatır ve uyarır.

Cem için canlar toplandığı zaman cemi yöneten Dede:

Dede, pir postuna oturmadan önce dar meydanına niyaz eder ve kendi özünü dara çeker: Allah Allah!…Özüm darda, yüzüm yerde; Hak huzurundayım. Erlerin, pirlerin nüfuzunu üzerimden eksik eyleme. Doğruluktan, dürüstlükten ayırma. Eksiğimi, noksanlığımı affeyle…Eda edeceğim bu ağır ve kutsal görevde yardımını benden esirgeme….Yapacağım bu hizmetimi Aliyel-Mürteza’nın, Hüseyn’i Gerbela’nın dergahına kaydeyle…Nefes benden himmet Hünkar Hacı Bektaşı Veli’den ola. Hüüüü… Ya Ali!
Duadan sonra meydana niyaz eder, dizleri üstünde yürüyerek gider posta niyaz eder; ayağa kalkıp Elif darına durur. Ayetel Kürsü(Bakara 255) ayetini[1] okur. Ayet bittikten sonra pir postuna niyaz eder, postuna oturur.
“Erenler, 12 hizmete başlamadan önce birbiriyle küskün, dargın var mı? Alacağınız, vereceğiniz, davanız var mı? Yoksa herkes birbirinden razı mı?” diye sorar. Canların birbirlerinden razılıkları varsa hep bir ağızdan “Allah eyvallah” derler. Küskün, dargın veya herhangi bir sorun varsa davacı hemen yerinden kalkıp meydana gelir niyaz eder ve darda (ayakta) şikâyetini sorununu dile getirir. Bu arada ilgili kişiler de Dede tarafından meydana çağrılır ve onlar da aynı şekilde gelirler.

Dede Cem boyunca Kur’ân-ı Kerim’den şu ayetleri okur:

A’raf suresi 23. ayetini[2], Tevbe Suresi: 119. ayeti[3], Dedenin pir postu serilirken Ahzap Suresi 56. ayeti, Elif darına dururken Ayetel Kürsü(Bakara 255),Çerağ yakıldıktan sonra ise Nur Suresi 35. Ayet[4] okunur. Tercüman Kurbanı var ise Saffat Suresi’nin 103[5] ve 107.[6] ayetlerini okur. Hizmet itibari ile Hz. Muhammed’i temsil eder.

2.)Rehber:

Mürşidin yardımcısıdır, Cem içindeki hizmetlerin yerine getirilmesini sağlar. Tarikata girmek isteyen isteklilere kuralları ve koşulları öğretir. İsteklileri bu konuda eğitir ve olgunlaştırır. Dede buyruklarını, talimatlarını canlara ulaştırır. Talipleri eğitir ve cemde dedeye yardımcı olur. Tarikat ilmini Talip’e en iyi şekilde öğretmeye çalışır. Tarikata ters düşecek genel ahlak kurallarını ve davranışlarını engeller, Mürşid tarafından talibin eğitim ve öğretiminden(tarikat bilgisi yönünden) sorumludur.
Görev itibariyle Hz. Ali temsil eder.

3.)Gözcü:

Cem’de düzeni ve sükûneti sağlar, uygun davranmayan olursa önce uyarır, gerekirse Dâr’a çekilmesini ister, cezalandırır. Tarikata yeni girmiş talipleri ve dervişlik derecesine yükselmiş tarikat mensuplarını gözetler. Bazı yörelerde de gözcü sağ başta olmak üzere 12 hizmetliler hep birlikte dara dururlar. Gözcü:
“12 Hizmetlerimizin kabulüne gönül birliğiyle diyelim Allah Allah” der, ve Dede şu gülbengi okur:
“Bismi Şah Allah Allah… Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin ve Kırkların hürmetine…12 İmam, 14 Masum-u pak, 17 Kemerbest ve Kerbelâ Şehitlerinin hürmetine… Erenlerin, Evliyaların, âşıkların ve sadıkların hürmetine… Hakk erenler dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı vere… Gözcü Karaca Ahmet’in ve 12 Hizmet sahiplerinin de hizmetleri kabul muratları hâsıl ola… Eksiklerimiz tamama yazıla. Hz. Pir Divanına kaydola.. .Nur-u Nebi Keremi Ali Pirimiz Hacı Bektaş Veli… Dil bizden nefes Şah-ı Şehidi Kerbelâ’dan ola. Gerçeğe hüü…”
Görev itibariyle Ebuzer Gaffari’yi temsil eder. Gözcülük görevinin piri Karaca Ahmed Sultan olarak da bilinir.

4.) Çerağcı (Delilci):

Cemevi’nin ilâhi nur ile nurlanmasını sembolize mumları yakmak ile sorumludur. Bu işleme çerağ uyandırmak denir. 3 adet mum yakar. Bu mumlar Allah, Muhammed ve Ali’yi temsil eder. Nur sûresinin 35. âyetinden[7] dayanarak var olan bütün güzelliklerin Allah’ın zatından tecelli ettiğini ifade etmek için mum üç yakılır( çerağ uyandırılır). Allah’ı zatı her şeyin kaynağı olan özdür. Muhammed aklı, Ali ise aşkı temsil eder ki, kâinatta var olan her şeyin akıl ve aşk üzerine olduğu hepimizce malûmdur. Akıl olmasaydı doğada hiç bir denge olmazdı.
Aşk olmasaydı elektron çekirdeğin etrafında dönmezdi. Anne çocuğuna, evlât atasına sahip çıkmazdı. Bir başka yorum getirmek gerekirse, biz Allah’ın Hz. Muhammed’e bildirdiği, oradan da Hz. Aliye geçen zahiri ve bâtıni bilginin yolunda ilerliyoruz, onların ışığı ile aydınlanıyoruz. Nur sûresi çerağın (mumun) uyarılması ile bunlar anlatılmaktadır. Allah’ın zâtı olmasaydı Muhammed ve Ali’de olmazdı.Allah’ın kâinatı yaratması “Kün” (Ol) emri ile olmuştur. Karanlıklardan aydınlığa, yokluktan varlığa, vahdetten kesrete bu emir ile çıkmak mümkün olmuştur. Nasıl ki karanlıkta etrafımızda var olmasına rağmen hiçbir şeyi göremez isek; Allah’ın zâtı olmasaydı hiçbir maddenin olması da mümkün değildi.
Bu nedenle konu ile ilgili olması nedeni ile Nûr Sûresinin 35-36. ayetleri okunur.[8] Çerağcı (delilci) meydana gelir. O arada Gözcü: “Marifete Hüü…” der ve Bacılardan isteyen ayağa kalkar Fatıma Ana darında durur isteyen edep-erkân oturur. Delilciçerağı Dede’nin bulunduğu yere yakın serili postun üzerine koyup dört köşesine niyaz eder, ayağa kalkıp dara durur. Tüm canların duyabileceği sesle okumaya başlar.
“Destur-u Pir… Bismişah…
“ Göklerin ve yeryüzünün nuru Allahdır. Sanki minber üzerine konmuş bir çerağdır. Billur bir kandil içinde yıldız gibi parlamaktadır. O çerağın yağı mübarek bir ağaçdan çıkar. O mübarek ağaç, öyle bir zeytin ağacıdır ki; ne doğuda ne de batıda bulunmaz. O çerağın yağına ateş dokunmasa bile kendi kendine uyanıp saçar. Çünkü, o nurların üstünde bir nurdur. Tanrı, insanları o nur ile doğru yola iletir. İşte Tanrı, insanlara böyle örnekler getirir. Tanrı, gizli açık her şeyi bilir”. Ardından eğilip çerağı uyandırır (yakar). Çerağı yakarken iki diz üzeri oturur ve okumaya devam eder: “Allahümme salli ala seyyidina Muhammet Mustafa, İmam Aliyel Murteza, Hatice-i Kibriya, Fatima-i Zöhre, İmam Hasan Hulki Rıza İmam Hüseyni Kerbelâ, 12 imam 14 masum-u pak 17 Kemerbest…”der ve çerağı yakma işi bittikten sonra tekrar okumaya başlar:
“Çerağı ruşen, fahri dervişan, himmeti pirân, piri Horasan, küşad-ı meydan, kuvve-i abdalan, kanun-u evliya, gerçek erenlerin demine hüü”. Bunları da okuduktan sonra çerağcı: “Allah, Muhammet ya Ali” diyerek çerağın sağına, soluna ve önüne üç defa niyaz eder, ayağa kalkar ve üç adım geri çekilir, meydanın orta yerinde dara durup şu duazı okur:

“Çün çerağ-ı Fahr uyandırdık Hûda’nın aşkına
Seyyide’l- Kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına
Saki-i Kevser Aliyye’l Murtaza’nın aşkına
Hem Hatice Fatıma Hayrün’nisâ’nın aşkına
Şah Hasan Hulki Rıza hem Şah Hüseyn-i Kerbelâ
Ol İmam-ı etkiya Zeynel Aba’nın aşkına
Hem Muhammed Bakır ol kim Nesl-i Pâki Murtaza
Cafer-üs Sâdık îmam-ı Rehnüma’nın aşkına
Musa-i Kazım İmam-ı serfiraz-ı ehl-i Hakk
Hem İmam-ı Ali Rıza Sabira’nin aşkına
Şah Taki ve Ba Naki hem Hasan-ül Askeri
Ol Muhammed Mehdi-i Sahib Liva’nın aşkına
Pirimiz Üstadımız Bektaş Veli’nin aşkına
Haşre dek yanan yakılan âşıkanın aşkına”

“Ber Cemali Muhammed Kemali İmam Hasan Şah Hüseyin Ali Ra Bülend’e salâvat”

Tüm canlar: “Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala al-i Muhammed” der ve Dede şu gülbengi okur:
“Allah Allah. Akşamlar hayır ola, hayırlar fetih ola, şerler def ola. Münkirler mat, münafıklar berbat ola. Meydanlar aydın gönüller şad ola. Cabir Ensar efendimizin hüsn-i himmet ve hidayeti üzerimizde hazır ola. Hakk erenler cümlemize birlik, dirlik, düzen ihsan eyleye. Nur-ı Nebi Kerem-i Ali Pirimiz Hacı Bektaş Veli gerçek erenlerin demine hüü..’’ Görev itibariyle Cabir-ül Ensari’yi,Hadi Ekber temsil eder.

5- Zakir (Âşık, Sazandar, Güvende):

Deyiş, Duvaz, Mirâclama, Mersiye ve Nefes söyler. Saz çalar ve Semah’ı yönetir. Genellikle üç kişi olur.Cemde saz çalar, deyişleri okuyarak ceme katılanları duygu yüklü mistik bir havaya sokarak ruhen insanları yüceltir. Dede yukarıdaki gülbengi okuduktan sonra, Zakirler hemen sazı alır, üç duvaz okur. Aşağıda cem ibadeti boyunca okunan duvazlardan ve deyişlerden yalnızca örnek vereceğim

Delil Düaz-ı imamı

Kudret kandilinde parlayıp duran
Muhammed-Ali’nin nurudur vallah
Zuhur edip küffar askerin kıran
Elinde Zülfikar Ali’dir billâh
Elinde Zülfikar, altında Düldül
Önünde Kanber’i dilleri bülbül
Hatice Fatıma cennete bir gül
Ona sırrım dedi Hak, Habibullah
Zuhur etti İmam Hasan, Hüseyin
Onların nurundan ziyalandı din
Kırk pare bölündü Zeynal Abidin
Çekerim yasını hasbeten lillah
Muhammet Bakır’dan Caferi Sadık
Şah’ım Kazım Musa Rıza dedik
Tarikat abuyla cismimiz yuduk
Hak dedi müminin kalbi Beytullah
Takı, Nakı İmamların civanı
Hasanül Askeri cismim sultanı
Elinde hücceti Mehdi devranı
Vakit tamam oldu gönderir Allah
Ta ezel ezelden bunu böyle buyurdu
Hariciler her dergâhtan sürüldü
Kün deyince yedi kat gök kuruldu
Bir harf ile bina tuttu arşullah
Virani’yem niyazım var ustaza
Elinde Zülfikar, hem ehli kaza
Binbir dondan baş gösterdi Mürteza
Biz bir bildik, mürşit tuttuk eyvallah.

Deyiş/Semah

Divane gönlümüz geçmez güzelden
Mihrin yer eyledi tenden ya Ali
Benim arzumanım sensin ezelden
Gitmez muhabbetin candan ya Ali
Canı dilden sevenlerin canısın
Âşıkların methettiği kanısın
Kalmazsın kusura mürvet-kanısın
Geçersin günahtan kandan ya Ali
Nice yüzbin yıllar kandilde durdun
Ata bahane oldu dünyaya geldin
Onun için halkı gümana saldın
Baş gösterdin bin bir dondan ya Ali
Zahirde batında kerem-kanısın
Zülfikar elinde hükmü kanısın
Tanrı’nın Aslanı sensin, Ali’sin
Mihraç’ta hatemi yuttun ya Ali
Sen mürşütsün hallolmayan meşkine
Senin şanın yardım etmek düşküne
Kerbela’da yatan İmam aşkına
Şefaat bekleriz senden ya Ali
Şeriat içinde şemsi kamerin
Hakikat içinde zatı kemalin
İstemem cenneti göster cemalin
Kul Himmet görmezden handan ya Ali

Tevhit Düvaz-imam

Muhammed’i candan sev ki
Ali’ye Selman olasın
Ehl-i beyt’e yüzler sür ki
Ali’ye Selman olasın
Muhammed’i hazır bil ki
Canı Hakk’a nazır kıl ki
Her gördüğün Hızır kıl ki
Ali’ye Selman olasın
Muhammed’e meyil kat ki
Cahd et, rehbere yet ki
Bir gerçekten etek tut ki
Ali’ye Selman olasın
Hasan ile girdik ceme
Hüseyin sırrını deme
Müsahipsiz lokma yeme
Ali’ye Selman olasın
Zeynel, Bakır, Cafer, Kazım
Rıza’ya bağlıdır özüm
Hatıra değme şahbazım
Ali’ye Selman olasın
Taki’ye, Naki’ye eriş
Askeri’den biter her iş
Mehdi sırasına karış
Ali’ye Selman olasın
Şah Hata’yim gözün ırma
Gördüğünden gözün ayırma
Her nadana sırrın verme
Ali’ye Selman olasın.

Duvazlar bitinceZakirler sazlarının üzerine hafif eğilir, “diyelim Allah Allah”derler Dede şu gülbengi okur:
“Allah Allah… Hizmetleriniz kabul ola. Muradlarınız hâsıl ola. Muhammed Ali, Ehl-i Beyt katarlarından, didarlarından ayırmaya. Adlarını zikrettiğiniz on iki imamların himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Hakk erenler cümlemizi delili Şah-ı Merdân’dan ayırmaya. Dil bizden nefes Hazret-i Pir Hacı Bektaş-ı Veli’den ola. Gerçek erenler demine hüü.”
Burada gözcü”dâr çeken didar göre erenler sefasına ere” der, Ayaktaki ve edep-erkânlı canlar rahat otururlar böylece meydan açılmış olur. Görev itibariyle Bilalı Habeş’i temsil eder.

6.) Süpürgeci(Ferraş) :

Peyikçi’den sonra süpürgeci(farraş) gelir.Cem meydanını iki kez “Allah Muhammed Ali “ diyerek yeri süpürür. Fakat süpürge yerden toz çıkarmaz. Süpürürken süpürge, eski yazıdaki “vav” harfi şeklinde bir sağa bir sola doğru gider gelir. Vav harfi Lâtin harflerindeki 9 rakamı gibi bir harftir. Bu süpürme işlemi simetrik şekilde yapılır. Yani önce 9 harfine benzetilerek süpürülür. Sonra 9 harfinin simetriği şeklinde süpürülürdü. Bu şekle tasavvufta çifte vav denir. “Vav” harfinin Ebced hesabına göre sayısal değeri 6’dır. İki tane “vav” yan yana gelince sayısal değerler 66 olur. Eski yazıda Allah yazdığınız zamanda Elif 1, Lâm 30 + Lâm 30 + h 5 = 66 yapar. Buna Bektaşîlikte Hurûfi (harfler) neşesi denir. Yani burada yapılan salâtların (ibadet, namazların) Allah rızası için yapıldığı anlatılmaktadır.”
Süpürgeci, Dedenin karşısına geçer
“Allah Allah ! Üç bacıyız, güruhu naciyiz kırkların ceminde süpürgeciyiz. Süpürgeyi çaldı Selman, kör olsun Mervan, zuhur etsin Mehdi’yi sahibi zaman, Allah eyvallah, nefes pirdedir”der. Pir de ona gülbank çeker. Süpürgeci oturur. Süpürgenin iki manası vardır. Zahiri manası canlara çevrenizi temizleyin süpürün pislik içinde oturmayın, batıni manası ise, insanın iç dünyasına hitap eder. Süpürgecinin okuduğu tercümanda gürûhu naciyiz derken manası kurtulanlar topluluğundanız. Çünkü gerçek anlamda nefsinden kurtulanlar gürûhu naciden sayılır. “Kırkların ceminde süpürgeciyiz” derken, Hak cemi içinde görevimiz temizliktir, kalpleri temizleriz. “” Süpürgeyi çaldı Selman “’ın anlamı ise, Selman Fâris’dir . Selman Ehl-ibeyt yolunun mürşitlerindendir. Mürşid insanın içini temizler. ”Kör olsun Mervan” İnsanın içindeki kötü nefis kör olsun. ”Uyansın Mehdiyi sahibi zaman “ kötü nefis yok olunca onun yerine rahman hâkim olur. Mürşide teslim ol ki, o senin içindeki kötü huylarını gidersin. Seni irşad etsin, senin iç dünyana Hakk hâkim olsun.
Süpürgeci hizmetten sonra ibadet faslı başlar önce zakir saz ile düvaz denilen on iki imamların isimlerinin geçtiği ve ayrı ayrı övüldüğü deyişler okunur. Deyiş yörelere göre nefes, âyet, kelâm olarak da söylenir ki bunlar ilâhilerdir. Bu düvazlarda Allah Muhammed ve on iki imamların isimleri zikredilirken cem’e katılanların manevi bir hazla coşmalarını, cezbeye kapılmalarını sağlar. Aynı zamanda muhtelif ders veren hikâyeler anlatılır insanlar eğitilmeye çalışılır.
“Hü” der, eğilir meydanı süpürür, sembolik olarak çulun (meydandaki halı, kilim v.b.) ucunu kaldırıp altına doğru “sırrı sır edenin demine hüü” deyip süpürgeyi üç defa “Allah,Muhammet, ya Ali” diye meydana çaldıktan sonra dara durur, süpürgeyi sol koltuğuna alır ve “hü” diyerek şu duayı okur:
“Hamdülillah Pirimiz ol Hacı Bektaş’dır. Üstadımız Al-i Muhammed’den Seyyid-i Farraş’dır Bercemal-i Muhammed Kemal-i İmam Hasan Şah Hüseyin Ali Ra Bülend’e salâvat” der. Tüm canlar: “Allahümme salli ala seyyidine Muhammed’in ve ala al-i Muhammed” diye salâvat getirir.
Bu Hizmeti Üç Bacı yapıyorsa yine aynı şekilde “hüü” diye meydana gelip, sırayla her biri birer defa süpürgeyi meydana çalarken “Allah, Muhammet, ya Ali” dedikten sonra
“Destur-u Pir… Biz üç bacıyız, Güruhu Naciyiz, Kırklar Meydanında Süpürgeciyiz… Süpürgeci Salman, Kör olsın Yezid-i Mervan, Zuhur eyleye Mehdi-yi sahip zaman… Nefes pir’dendir. Hü pirim hüü…” derler ve Dede’de şu gülbengi okur:
“Allah Allah. Seyit Farraş efendimizin hüsnü himmet ve hidayeti üzerimizde hazır ola. Hizmet sahipleri hizmetinden şefaat bula. Nur-u Nebi Kerem-i Ali Pirimiz Üstadımız Hacı Bektaş-ı Veli. Gerçek erenlerin demine hüü.”
Görev itibariyle Selman’ı Piri Pakı temsil eder.

7.) Meydancı(İznikçi):

Cemevinin temizlenmesinden, tören için hazırlanmasından sorumludur. Cem’e gelenlerin ayakkabılarını düzeltir, yanlışlıkları önler. Meydancıpostu seccadeyi alıp,
“Hüü Erenler Hak Muhammet Ali Hizmeti geliyor” diye birer adım atarak üç defa tekrar eder darda durur ve Dede şu gülbengi okur;
“Bismi Şah Allah Allah… Bu post Hak Muhammet Ali’nin, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin 12 İmamların Postu… Kamber Ali Sultanın sermiş olduğu post ola. Hizmet sahibinin hizmeti kabul muradı hâsıl ola. Dil bizden nefes pirimiz Hacı Bektaş Veli’den ola. Gerçeğe hüü…”Meydancıpostu serer niyaz eder yerine geçer. Görev itibariyle Hüzeymetü’l Ensari’yi temsil eder.

8.) Niyazcı(Sofracı, Lokmacı, Nakip, Kurbancı)

Kurban ve yemek işlerine bakar. Yiyecekleri eşit olarak dağıttıktan sonra:
“Elimde yok kantar ile terazi, herkes oldu mu hakkına râzı?” diye sorar. Lokmalar herkese ve eşit olarak dağıtılmışsa,”Önüne gelen Allah Allah …” diye lokmaların yenilenmesine başlamak için izin(destûr) verilir.
Lokmacı (sofracı) sofrayı alır, meydana gelir ve şu duayı okur.
“Evvel Allah diyelim, kadim Allah diyelim, geldi Ali sofrası, Şah versin biz yiyelim
demine hü diyelim. Sofra aldım destime Hakk’dan hidayet isterim, cümle cem erlerinden nasip nusret isterim, Allah ulu, sofra dolu, Pirimiz Hacı Bektaş Veli Allah, Muhammet, ya Ali” diyerek sofrayı meydana serer, lokmalar birer birer sofraya canların yardımıyla getirilir. Sonunda lokmacılar: “Hakk yetirsin” der ve tüm canlar “Er Hak bereket versin” derler.
Lokmacı: “lokmaların kabulüne diyelim Allah Allah”der.
“Canlar elimizde yoktur okka terazi, herkes hakkına oldu mu razı” diye üç defa sorar. Bütün canlar rızalık getirdikten sonra Dede herhangi bir cana şah lokmasını verip destur der ve cemdeki canlar lokmalarını yemeye başlarlar. Lokmalar yendikten sonra lokmacı: “Lokmalarımızın kabulüne diyelim Allah Allah”der ve Dede şu gülbengi okur:
“Allah Allah…
Şebber ve Şübber mürşid ve rehber sundular kevser
Elhamdülallah, elhamdülallah ——- (canlar da bir defa elhamdülillah der)
Sofra Ali’nin nimet Veli’nin
Elhamdülallah, elhamdülallah ——— (canlar da söyler)
El fakr-ül fakir, Haşimi zikir bu deme şükür
Elhamdülallah, elhamdülallah ——– (canlar da söyler)
Her kim yetirdi taam, ona cehennem haram
Yardımcımız olsun On iki imam ——- ( canlar Allah Allah der)
Lokma hakkına, evliya keremine, cömertler cemine, gerçek erenler demine hüü!”
Görev itibariyle Mahmut el Ensari’yi temsil eder.
9.) İbrikçi(Sakka, Sakacı, Sakî, Dolucu, Tezekâr, İbriktar):
Cem’de mersiyeler okuyarak sakka suyu dağıtır, susayanlara su verir. Lokmalar yendikten sonra, el temizliğini sağlamak için ibrik ve leğen getirip havlu tutan hizmet sahibidir.
Saki “say’ı Hüseyin” diyerek Hazreti Hüseyin’in Kerbelâ ’daki susuzluğunu anlatmak için onun aşkına su içilir.
Sonra tezekâr bir bacı ile birlikte gelir. Birisi ibrik leğen birisi de havlu tutar, canlar ellerini yıkarlar. Fakat bu yıkama simgesel bir yıkamadır. Ellerin tamamı değil başparmaklar yıkanır.

A.Yaşar KARAMAN “abdestimiz alınmış-namazımız kılınmış” adlı makalesinde tarikat abdestini şu şekilde tanımlar:

“Hz. Peygamber “Temizlik imandan gelir” sözüyle de imanın en önemli kısmının temizlik den geçtiğini işaret etmiştir. Yine Alevilikte ki dört kapı, Kırk makamının, ilki olan Şeriat kapısının on makamından biri de “temiz giyinmektir.” demek ki ibadete gelen kişi buna uymak zorundadır. Abdestin bir şeriat yönü, bir de Tarikat yönü vardır. ruhsal bedenimizi arındırmaktır, alçakgönüllü, mütevazi olmak, Turab-toprak olmaktır. Hz. Peygamber buyurur ki “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözleri nefsimizi temizlememiz yönündeki en doğru yolu göstermektedir. Alevi inancıda Batıni olarak tarikatta alınan abdest ise bir Hak, Muhammed, Ali ve Ehli beyt ile on iki İmam yoluna girerken ibadete (ceme) başlamadan önce topluluk önünde bu yola girmek ve yolun kurallarına uymak için ikrar (söz) vermektir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli buyurur ki: “Su hem arıdır, hem arıtıcıdır. Su arifler makamıdır.” Temiz su her hangi bir kaba girerse, o kap suya döner, pisliği dışarıda bırakır. Kendisini arıtamayanın, başkasını arıtamaz. Şeriatta elbise ve ten kirlenirse su temizler. Ariflerde su ile ten temizlenmez. Çünkü yıkayıcı arınmayınca, yıkadığı da arınmaz temizlenmez” Öyleyse arif olanın içinde şeytani fiiller olmamalıdır. Âdem pis olamaz, pis olanı da su temiz edemez. Asıl abdest, Alevilerin abdesti esas budur. Nefsimizi, özümüzü bütün kötülüklerden temizleyerek, Yaratanın evi olan kalbimizi, gönlümüzü, temizleyerek onu orada mihman etmektir. İşte abdestimiz alınmıştır derken şeriatta aldığımız abdest değil, Allah’a verdiğimiz ikrardan, Hak, Muhammed, Ali ve Ehli beyit ile on iki imam yoluna girip, onun yani tarikatın hem inançsal hem de normal yaşantımız da kurallarını uygulayacağımız konusunda verdiğimiz ikrardır, işte aldığımız abdestimiz budur.”

Cem birlemeden sonra tarikat yani el suyu hizmeti başlar.

Tarikat abdesti alınması için bir sofu, bir bacı hizmete başlar. Sofu/İznikci bir ibrik su, bir de el leğeni alır. Bacı da bir el havlusu alır. Önce kendileri abdest alır. Dar meydanına gelir, dara dururlar. Dede dua eder:
Allah, Allah, Allah….
Hizmetleriniz kabul ola, dileğinizi Hak, Muhammet, Ali vere, elleriniz dert görmeye, gönlünüz incinmeye, yoluna hizmet ettiğiniz Pir’in himmeti üzerinize ola.. .Dil bizden, nefes Hünkar’dan ola… Gerçeğe hüüü…
Duadan sonra sofu, bir elinde ibrik, diğer elinde leğen canlara su döker. Canlar iki elinin şahadet parmaklarını yan yana getirerek dökülen suyun altına tutarlar. Arkadan gelen bacı sofu canlara havlu uzatır. Sofular el silerler. Bacı her el silmeden sonra havluya niyaz eder. Bu vaziyette halkada bulunan canlara tarikat abdesti aldırırlar. Bitince önce sofu, sonra bacı abdest alırlar. Hizmetleri bitmiş olur.
Hizmet eden sofu ve bacı tekrar dara dururlar. Dede şu duayı eder:
Allah, Allah, Allah….
Hizmetiniz kabul ola… Muradınız Hâsıl ola… Elinize, belinize, dilinize sahip olasınız. Abdestiniz devamlı ola… Yardımcınız Selmanı Pak ve Ali ola…
Seccade serilince Selman suyu verilebilir.
SAKKA suyu dağıtılması için Sakkacı meydana gelir. Çok kalabalık ise iki kişi de yardımcı olarak ellerinde birer tas su ile meydana gelirler. Ayaklar mühürlü bir şekilde yere inmeden hafif eğilerek “hüü” der ve doğrulup şu duayı okur:
“Destur-u Pir… Bismişah…
“Biz Her canlıyı sudan yarattık”
Tüm dertlere derman, içenlere ab-ı hayat olsun.
Selam olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’e
Ve İmam Hasan Şah Hüseyin’in evlâdına!..
Lanet olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’in katillerine
Ve onların izinde gidenlere!..
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin
Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin!..
Gayriye muhtaç kılma aşıkanı eleman
Sen medet kıl bizlere her vakit her an ya Hüseyin!..
Sad Hezaren lanet olsun ol sapıtmış güruha
Ki şehit kıldılar onlar seni ya Hüseyin!..
İsmi pak’ın hürmetine zikredeni koyma zulmette
Ver muradın gözü kan yaş ağlayanın ya Hüseyin!..
İznin ile su getirdim aşkına vermek için
Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat ya Hüseyin!..”
Sakkacılar “bir su veririm İmam Hasan Şah Hüseyin aşkına” diye diye Dede’den itibaren bütün canlara ya da üç cana birer yudum su içirirler. Sonra meydana gelir, kendileri de birbirlerine birer yudum su içirir, tek kişiyse kendisi bir yudum içer.

Sonra dara durur, sakkacı “Bel mezid(bilâkis çoğalsın)” der canlar da lanetullah kavme’l-Yezid” derler. Anlamı: Su Hayattır ve bu suyu Hüseyin’e vermeyen Yezid’e ve ona taraf olana lanet olsun.
Sonra canların üzerine üç tarafa elle su serpilir. Serperken de sakkacı
“Ya ilâhi kıl şefaat katresinden düşene dü cihanda ver muradın ya Hüseyin çağıranın” der Hemen tekrar dara gelirler, “hüü” diyerek şöyle devam eder:
“Ya ilâhi ver muradımız Mustafa’nın aşkına
Saki-i kevser Aliyye’l-Murtaza’nın aşkına
Hem Hatice Kibriya, Fatıma Hayrü’n-Nisa
İmam Hasan, Şah Hüseyn-i Kerbelânın aşkına
İmam-ı Zeynel Aba , Muhammed Bakır
Düca İmam Cafer, Musa Kazım, Ali Rıza’nın aşkına
İmam Taki, Ali Naki, Hem Hasan-ül Askeri
İmam Muhammed Mehdi Sahip Liva’nın aşkına
İki gönlü bir eden Şah-ı Merdan-ı Ali
Pirimiz Üstadımız Bektaş Veli’nin aşkına”
“Ber Cemal-i Muhammed Kemal-i İmam Hasan Şah Hüseyin Ali Ra Bülend’e salâvat… Diyelim Allah Allah!..”

Burada Dede şu gülbengi okur:

“Allah Allah… Ya ilâhi secdeye inen canları katar-ı Ehlibeytten güruh-u Naci zümresinden ayırmaya, saki-i kevser Aliyyel Murtaza, yapılan hizmetleri hak makbul Divan-ı Dergâh’ına kayıt eyleye, hizmet sahipleri hizmetinden şefaat bula. Dil bizden nefes Şah-ı Şehid-i Kerbelâ’dan ola. Gerçek erenlerin demine Hüü.”
Görev itibariyle Kamber Hazretlerini temsil eder.

10.) Kapıcı (Bekçi):

Cem töreni yapılan evin kapısında bekler. Cem’e gelenlerin evlerinin güvenliğini sağlar. Girene çıkana göz kulak olur. Kurban yenirken kimsenin dışarı çıkmamasını sağlar.

11.) Peyikçi (Davetçi, Okuyucu, Haberci):

Cem’in yapılacağını önceden bütün canlara haber verir.
Görev itibariyle Amr-ı Ayyar’ı temsil eder.

12- Pervâne(Semâh dönen):

Semaha kalkacak semahçıları belirler. Semah 12 hizmetten birisidir. Pervâne denilir. Kelebekler gece ışığı giderler ışığın çevresinde o kadar yaklaşırlar ki, kelebeğin ışığa olan tutkusu onun hayatına mal olur. Semah insanınHakk ile Hakk oluşunu, Hakk’a ulaşmayı sembolize eder.

Ruhların Elest Meclisi’nde toplanması, insanın yaratılışı, yaşamı, yaşamın çeşitli bölümleri, ölüm ve aslına (Tanrı’ya geri dönüş) anlatılmaktadır. Semah’ta kadın-erkek eşitliği olmazsa olmaz koşuldur. Bu raksın başlangıçı, sonu ve birçok figürleri; kadınla erkeğin eşitliğini ve erin bacıya saygı göstermesi gerektiğini anlatmaktadır.

Yörük değirmenler gibi dönerler
El ele vermişler, Hakk’a giderler,
Gönül Kâ’besi’ni tavaf ederler,
Muhammed’in kûsu çalınır bunda
Ol Serverin demi sürülür bunda.
Gökteki melekler kanad açarlar,
Önce bir kılavuz Hakk’a uçarlar,
Mü’minler üstüne rahmet saçarlar
Muhammed’in kûsu çalınır bunda
Ol Server’in demi sürülür bunda.
Derviş Yunus der ki gör n’oldu bana,
Aşkın muhabbeti dokunur cana.
Aklını başına devşir divâne
Muhammed’in kûsu çalınır bunda
Ol Server’in demi sürülür bunda.

“Sema’ evrendeki boşluk demektir. Boşlukta bulunan bütün cisimler galaksiler yıldızlar gezegenler ve en ufak parça olan atom bile zıttı ile beraberdir. Negatif ve pozitif enerjidir. Ezelden ebede kadar birisi diğerinin etrafında döner. Yaşam bu dönmeler sayesinde devam eder. Atomun içindeki elektronun çekirdeğin etrafında dönmesi ile gezegenlerin Güneş etrafında dönmesi arasındaki bu benzerliği hayatın ve canlıların her türünde görmek olanaklıdır. Bu dönüşün simgesel tekrarı olan semah’ta insanın ilâhi aşkla dolduğu an helyum gazı ile doldurulmuş bir balon gibi yerden yükselmesine benzer; artık oturduğu yerde duramaz, kalkıp dönmek yücelen ruhunu doyurmak için dönmeye başlar. Kişideki aşk tabiatın yüce, sonsuz aşkıyla birleşmiş olur. Bu çok anlamlı yüksek bir aşk halidir. Ama her semaha giren bu aşk haline ulaşabilir mi bilinmez. Semah zakirlerin saz çalması ile başlar üç hareketle yapılır. Birincisi karşılıklı durup eller göğüs üstüne açıp kapatarak Hakk’ın aşkı gönlümüzdedir, denilmek istenir. İkincisi ağır ağır yürürler bu ısınma orta haldir. Üçüncüsü tam hızlı dönerler bu derin aşk halidir. Bu hale erenlere selâm olsun.”
“Hüü diyelim Allah Allah”. (Semahçılar safta durur.) Ve Dede şu gülbengi okur:
“Allah Allah. Semahlar saf ola, günahlar af ola, semahlar Kırklar semahı ola, dil bizden nefes Şah-ı Şehid-i Kerbelâ’dan ola, gerçek Erenlerin demine hüü.”
Dedenin gülbenginden sonra, tekrar iki veya üç semah yapılır. Bu semahlar hangi yöreye ait olursa olsun fark etmez.
Pervâneleri Abuzer Gaffari ve bacımız Feyide tün nisa Fatimat’ül Zehra Hazretleri temsil eder.

SEMAH 1 – Ağırlama

Başım açık yalın ayak yürüttün
Sen merhamet eyle leb-i balım yar
Yüreğimi ceviz gibi çürüttün
Senin aşkın büktü kaddi dalım yar
Çektirme cefalar yandırma nara
Yitirdim aklımı oldum divane
Köşe-i vahdette koyma avare
Darü’l-aman Cemalettin Veli’m yar
Sıtkı yakma ömrün kal-ı kıl ile
Hazine bulunmaz kuru fal ile
Yırtık gömlek ile eski şal ile
Daha böyle nasıl olur halim yar

SEMAH 2 -Yürüme

Kerbelâ çölünden sökün mü geldin
Ne yaman firkatli ötersin turnam
İmam Ali katarına uyarak
Kırkların semahın tutasın turnam
Kırklar senin ile biledir bile
Yediler hizmetin ol mail ola
Ol Hızır nebi de yardımcın ola
Güruhu naciye yetesin turnam
Evvel bahar yaz ayları doğanda
Semah tutup gökyüzüne ağanda
Yavru şahin tellerine değende
Ali’m dost dost diye ötesin turnam
Ali’nin avazı sende bulundu
Ne yaman ötersin bağrım delindi
Ol Pir’den bir haber al da gel şimdi
Gönlümün gamını atasın turnam
Dedemoğlu durmuş hattını yazar
Oturmuş ağ devin bendini çözer
Mecnun Leylâ için çölleri gezer
Can ver ki canana yetesin turnam

SEMAH 3 – Yeldirme

Derdim ondur çün dokuzun
Diyemezem ağ yara ben
Sekizinde kaldı aklım
Yedisinde avare ben
Çün altısı bende ise
Beşte çekmenem elem
Dörtde hüdam lütfeylerse
Üçte bulam çare ben
Der Nesimi çün bu gönül
İkilikten hali değil
Onun için gece gündüz
Yalvarırım bire ben

Burada âşıklar hü diye hafif eğilir ve semahçılar safta toplanırlar Dede yine şu gülbengi okur;
“Bismi şah Allah Allah Semahlar saf ola, günahlar af ola. Semahlarımız kırklar semahı ola. rehberimiz on iki imam yardımcımız hak ola. Dil bizden nefes Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den Ola gerçeğe hüü…”
Semahçılar meydana niyaz ederler ve yeni semahçı yada aynı canlar son semah için darda durur, ritme göre semah yaparlar.

Semah

Nenni de nenni nenni ——– ( Darda durarak kollar hareket eder )
Dost nenni nenni,has nenni nenni
Bugün yasta gördüm zülfü siyahım
Gülmedi sultanım bilmem ne haldir
Halim arz eyledim bile ahvalim
Sormadı sultanım bilmem ne haldir
Nenni de nenni nenni
Dost nenni nenni, has nenni nenni
O sultanı âşıklardan sorarım
Bugün dünya yarın ahret ararım
Aşkına kıldığım sabrı kararım
Kalmadı sultanım bilmem ne haldir
Nenni de nenni nenni
Dost nenni nenni, has nenni nenni
Senin aşk ucundan od’a yandım men ———-( Yürüme-Yürüyüşe geçilir )
Men öldürüp etme ara yerde kan
Gözlerimde fer yok dizimde derman
Kalmadı sultanım bilmem ne haldir
Kalmadı sultanım bilmem ne haldır
O sultandır hayr işlerin sebebi
Anlının nurunda gördüm habibi
Yaralara merhem saran tabibi
Sarmadı sultanım bilmem ne haldır
Sarmadı sultanım bilmem ne haldir
Veli’m hü der aklım başımdan gitti
Sağlığımda beni salacak etti
Cenazen kılarım deyi vaad etti
Kılmadı sultanım bilmem ne haldir
Kılmadı sultanım bilmem ne haldir

Semah

Gece gündüz durmaksızın ———–( Yeldirme-Hızlanma- çark etme )
Yoluna revanız senin
Her yerde hazır nazırsın
Sensin mabudu cümlenin
Ezel ebed sensin gaffar
Varlığın bizim ile var
Gel ihsan eyle güzel yar
Bize gevheri madenin
Muhammed Ali nurundur
Bektaş-ı Veli sırrındır
Bu senin gizli varındır
Gördük dirar-ı cemalin
Dertli Divani’ye himmet
N’ola dilber kıl hidayet
Bakidir nur-u velayet
Şahidi kur-an-ül mubin — Semahçılar safta toplanıp dara durur ve aşıklar
“Hüü diyelim Allah Allah” derler. Dede tekrar şu gülbengi okur “Bismi Şah Allah Allah… Semahlar saf, günahlar af ola. Semahlar kırklar semahı ola. Hizmet gören canların hizmetleri kabul, muratları hâsıl ola. Dil bizden nefes şahı şehidi Kerbelâ’dan ola. Gerçeğe hüü…”
Semahçılar Gözcü ile birlikte meydana diz çöker ve tevhit okunur. Bu tevhit 12 imamların isminin geçtiği ya da herhangi bir tevhit olabilir. Saz eşliğinde okunur.

Tevhid

Allah Allah İllallah
La ilahe illallah
Ali Mürşit güzel şah
Şahım eyvallah eyvallah
La ilahe illallah
Hak Muhammet Ali dostum
Kerem kılmak size geldi
Hariciler Mansuru astı
Nesimi’yi yüze geldi
“ “ “
Fatma ana firkate düştü
Uçmak kapıların açtı
İmam Hasn Zehir içti
Münafıktan ceza geldi
“ “ “
N A K A R A T
Şimir mervan karşı geldi -Doost doost dost kurban
Kerbelâ al kanla doldu – Piir piir pir kurban
Şah Hüseyin Şehid oldu
Yezitlerden ceza geldi
“ “ “
Aktı İmamların kanı
İmam Zeynel Mürüvvet Kanı
Ana rahminde zindanı
Levh-i kalem mi yaza geldi
“ “ “ N A K A R A T
Ol münafık yüzü kara –doost doost dost kurban
Kast eyledi imam Bakıra – Piir piir pir kurban
Emreyledi İmam Cafere
Denizi yutmağa geldi
“ “ “
Didar gözleri gözümden
Sevdası gitmez özümden
İmam musa-i Kazım’dan
İmam Ali Rıza geldi
“ “ “ N A K A R A T
Taki’nin darına durduk – Doost doost dost kurban
Naki’ye can feda kıldık – Piir piir pir kurban
Kend-i özümüzden sitem sürdük
Can cesetten teze geldi
“ “ “
Hasan-ül Askeri sensin
Erenlere mihr-i kansn
Mehdi-i sahip zamansın
Aliyel murteza geldi
Hünkarı evliya geldi
N A K A R A T
Hüseyn’im der yare neden
Yaralandık çare neden
Konan göçtü bu haneden
Şimdi sıra bize geldi
Yine Âşıklar “gönül birliğiyle diyelim Allah Allah” derler ve Dede şu gülbengi okur;
“Bismi Şah Allah Allah. Üçlerin, Beşlerin Yedilerin, Kırkların Hürmetine… 12 İmam,14 Masum-u Pak 17 Kemerbestlerin hürmetine… Erenlerin, Evliyaların, Âşıkların Ve Sadıkların hürmetine Hak erenler yapılan hizmetleri divanı dergâhına kayd eyleye. Cemimiz kırklar cemi, semahlarımız kırklar semahı ola. Eksiklerimizi Hak erenler tamama yaza, taklidimizi tevhide kaydeyleye. Nur-u Nebi Kerem-i Ali gerçek erenlerin demine hüü…”
Semahçılar ve gözcü “miracınız kutlu olsun” diyerek birbirleriyle niyazlaşır ve meydana niyaz edip yerlerine geçerler.

[1]Ayetel Kürsü(Bakara 255) ayeti: Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).

Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun lminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), Kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür).

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : ancak, sadece, den başka
4. huve : o
5. el hayyu : hayy olan, diri olan, canlı olan
6. el kayyûmu : kayyum olan, zatı ile daimî, bâki olan, herşeyi (kâinatı) idare eden
7. lâ te’huzu-hu : onu almaz (ona olmaz)
8. sinetun : uyuklama hali
9. ve lâ nevmun : ve uyku yoktur, olmaz
10. lehu : onun
11. mâ fî es semâvâti : göklerde olan şeyler
12. ve mâ fi el ardı : ve yeryüzünde olan şeyler
13. men zâ : kim sahiptir (yetkiye sahiptir)
14. ellezî : o kimse ki, o ki
15. yeşfeu : şefaat eder
16. inde-hu : onun katında, yanında
17. illâ : ancak, sadece, den başka
18. bi izni-hi : onun izni ile
19. ya’lemu : bilir
20. mâ beyne eydî-him : onların elleri arasında olan şeyler, onların önlerindeki
21. ve mâ halfe-hum : ve onların arkalarında olan şeyler
22. ve lâ yuhîtûne : ve ihata edemez, kavrayamaz,
23. bi şey : bir şey
24. min ilmi-hi : onun ilminden
25. illâ : ancak, hariç, den başka
26. bi mâ şâe : dilediği şey, dilediği
27. vesia : (geniştir) kapladı, kuşattı, kapsadı
28. kursiyyu-hu : onun kürsüsü
29. es semâvâti : semalar, gökler
30. ve el arda : ve arz, yeryüzü
31. ve lâ yeûdu-hu : ve ona ağır, zor gelmez
32. hıfzu-humâ : onları (o ikisini) koruma, muhafaza etme 33 – ve huve
33. el aliyyu : âlâ, çok ulu, çok yüce
34. el azîmu : azîm, büyük
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allah hem hayattadır hem sonsuz bir hayatın sahibidir. ne kadar geriye ya da ileriye doğru gidilse Allah’ın olmadığı bir nokta yoktur. Allah ne uyuklar ne de uyur. Her zaman uyanıktır. Göklerde ve yerlerdeki herşey O’nundur. İzni olmadan, hiç kimse O’nun katında şefaat etmek yetkisinin sahibi olamaz. Bu şefaatin sahibi arşı tutan meleklerle beraber devrin imamıdır.

Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye 12 ihsanda bulunduktan sonra kişi mürşidine ulaşır. tövbe ettiği anda devrin imamının ruhu başının üzerine yerleşir. İşte bu şefaat olayıdır. Kişinin talebi üzerine günahları affolur. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ya da devrin imamının talebi üzerine günahları bir defa daha affolunca günahlar sevaba çevirilir:

2/BAKARA-123: Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ adlun ve lâ tenfeuhâ şefâatun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım olunmayacağı bir günden sakının.
Dünya üzerindeyken şefaat imkânını kullanmadan kıyâmet gününe ulaşmış insanlar için o gün hiçbir şefaat fayda vermez. Çünkü o gün şefaat yoktur.

Kişinin geçmişi de geleceği de hayat filminde bellidir. O hayat filmi 7 kat cennete ve 7 kat cehenneme gidecekler için kıyâmet günü konmuştur.

Kâinatın en üst noktası İndi İlâhi’dir ve yerçekimi kuvvetine tâbîdir. Görünmeyen arşı tutan melekler, tahtları boşlukta tutmaktadırlar. Bütün namaz kılanların içinde en baştaki kişi her zaman hayatta olan birisidir ve devrin imamıdır. Aynı devrin imamı, Ümmülkitap’ın altındaki kürsünün de vazifelisidir.

Ümmülkitap yerden yaklaşık dört metre yüksekliğindedir. on katlı bir apartman büyüklüğündeki kitap boşlukta durmaktadır. Orada namaz kıldırmakla, Ümmülkitap’ı öğretmekle yetkili olan gene bir kişidir, o da devrin imamıdır.
[2] BAKARA-123Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).

1. kâlâ : dediler (o ikisi)
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. zalem-nâ : zulmettik
4. enfuse-nâ : nefslerimiz
5. ve in : ve eğer, şayet
6. lem tagfir-lenâ : bize mağfiret etmezsin
7. ve terham-nâ : ve bize rahmet et
8. le nekûne enne : mutlaka biz oluruz
9. min el hâsirîne : hüsrana uğrayanlardan
[3] Tevbe Suresi: 119. ayeti: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn (sâdikîne).

1. : ya, ey
2. : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler
3. ittekû allâhe :
4. ve kûnû :
5. mea es sâdikîne :
[4]Nur Suresi 35. Ayeti: Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâhun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).

1. allâhu : Allah
2. nûru : nur
3. es semâvâti : semalar
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. meselu : misal, örnek
6. nûri-hi : onun nuru
7. ke : gibi
8. mişkâtin : kandil
9. fî-hâ : onun içinde vardır
10. mısbâhun : misbah, lâmba
11. el mısbâhu : (o) misbah, (o) lâmba
12. fî : içinde
13. zucâcetin : sırça (cam)
14. ez zucâcetu : (o) sırça, (o cam)
15. ke ennehâ : o gibidir
16. kevkebun : yıldız
17. durrîyyun : inci gibi parlayan
18. yûkadu : yakılır
19. min şeceratin : ağaçtan
20. mubâraketin : mübarek
21. zeytûnetin : yağ (zeytin ağacı)
22. lâ şarkîyetin : doğuda olmayan (bulunmayan)
23. ve lâ garbiyyetin : ve batıda olmayan (bulunmayan)
24. yekâdu : neredeyse, hemen hemen, kendi kendine
25. zeytu-hâ : onun yağı
26. yudîu : ışık verir
27. ve lev : ve eğer
28. lem temses-hu : ona değmez
29. nârun : ateş
30. nûrun alâ nûrin : nur üzerine nur
31. yehdîllâhu (yehdî allâhi) : Allah hidayet eder
32. li nûri-hi : onun nuruna, kendi nuruna
33. men yeşâu : dilediği kimse
34. ve yadribullâhul emsâle : ve Allah örnekler, misaller verir
35. lin nâsi (li en nâsi) : insanlar için, isanlara
36. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
37. bi kulli şey’in : herşeyi
38. alîmun : en iyi bilendir
[5]Saffat Suresi’nin 103. Ayeti: Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman, olunca
3. eslemâ : ikisi teslim oldu
4. ve telle-hu : ve onu yatırdı
5. li el cebîni : alnına, alnı üzerine
[6] Saffat Suresi 107. Ayeti: Ve fedeynâhu bi zibhın azîm(azîmin).

1. ve fedeynâ-hu : ve ona fidye olarak verdik
2. bi zibhın : kurbanı
3. azîmin : büyük
[7]Nur sûresinin 35. Âyeti: Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâhun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).

Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidayet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

1. allâhu : Allah
2. nûru : nur
3. es semâvâti : semalar
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. meselu : misal, örnek
6. nûri-hi : onun nuru
7. ke : gibi
8. mişkâtin : kandil
9. fî-hâ : onun içinde vardır
10. mısbâhun : misbah, lâmba
11. el mısbâhu : (o) misbah, (o) lâmba
12. fî : içinde
13. zucâcetin : sırça (cam)
14. ez zucâcetu : (o) sırça, (o cam)
15. ke ennehâ : o gibidir
16. kevkebun : yıldız
17. durrîyyun : inci gibi parlayan
18. yûkadu : yakılır
19. min şeceratin : ağaçtan
20. mubâraketin : mübarek
21. zeytûnetin : yağ (zeytin ağacı)
22. lâ şarkîyetin : doğuda olmayan (bulunmayan)
23. ve lâ garbiyyetin : ve batıda olmayan (bulunmayan)
24. yekâdu : neredeyse, hemen hemen, kendi kendine
25. zeytu-hâ : onun yağı
26. yudîu : ışık verir
27. ve lev : ve eğer
28. lem temses-hu : ona değmez
29. nârun : ateş
30. nûrun alâ nûrin : nur üzerine nur
31. yehdîllâhu (yehdî allâhi) : Allah hidayet eder
32. li nûri-hi : onun nuruna, kendi nuruna
33. men yeşâu : dilediği kimse
34. ve yadribullâhul emsâle : ve Allah örnekler, misaller verir
35. lin nâsi (li en nâsi) : insanlar için, isanlara
36. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
37. bi kulli şey’in : herşeyi
38. alîmun : en iyi bilendir
[8]Nûr Sûresinin 36. Ayeti: Fî buyûtin ezinallâhu en turfea ve yuzkere fîhâsmuhu yusebbihu lehu fîhâ bil guduvvi vel âsâl(âsâli).

1. fî : (içinde) vardır
2. buyûtin : evler
3. ezinallâhu (ezine allâhu) : Allah izin verdi
4. en turfea : yükseltilmesine, yüceltilmesine
5. ve yuzkere : ve zikredilir
6. fîhesmuhu (fîhâ ismu-hu) : orada onun ismi
7. yusebbihu : tesbih eder
8. lehu : onu
9. fîhâ : orada, onun içinde
10. bi : ile, de (dahi)
11. el guduvvi : sabah
12. ve el âsâli : ve akşam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir