Çerağ (Işık/Nur ) Makamı

Posttan sonra ikinci derece kabul edilen Çerağ’dır. Önemi iki konudan ileri gelmektedir. Birinci konu maddi, ikinci konu ise manevidir.
Birincisi: Işık saçıp gece boyunca ayni cemin sağlıklı sürmesini sağlamasıdır. Çerağ nur olarak kabul edilir. Güneş, dünyanın çerağıdır. Güneş olmasa dünya karanlıkta kalır, hiç bir hayat olmaz. Işık hayatın kaynağıdır. Dünyadaki varlık, güneşin sayesindedir. Güneş büyük çerağ olarak kabul edilir.
Manevi olan İkinci konuya gelince: Çerağ; Tanrı’nın nurudur. Bu nur, nübüvvet ve velayet nuru olarak kendisini göstermiştir. Peygamberlik nurunun kaynağı Hazreti Muhammed’dir. Velilik nurunun kaynağı Hazreti Ali’dir.
Nübüvvet çerağı olan Şeriat olmasa; insanlar Allah’ı tanımaz ve adaleti bilmezlerdi. Böylece yeryüzünde insanlık olmazdı.
Velayetin çerağı olan tarikat olmasa idi; Kur’an – ı Kerim, Ahzab ve Hadid suresinde Tanrı şöyle buyurur: “Ey Muhammed! Seni bir şahid, bir müjdeleyici, bir (cehennem azabından uyaran) korkutucu gönderdik” (Azhab 45.) “Ham Allah’ın dinine ve O’na ibadete, O’nun izniyle bir davetçi, hem de nur saçan bir kandil olarak.” (Azhab 46) “Ey inananlar! Allah’tan sakının, Peygambere bağlanın ki Allah size rahmetini iki kat versin, size aydınlığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin, sizi bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, acıyandır.” (Hadid 28. )
Hazreti Muhammed ve O’nun temiz SOYU’nun (Hazreti Ali’nin) nuru hakkında ise Kur’an – ı Kerim Nur suresi 35. ayetinde Tanrı şöyle buyurmaktadır: “Allah göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru içinde ışık bulunan bir kandile benzer. O ışık bir cam fanus içindedir. Cam’da sanki inci gibi parlayan bir yılduzdır. Bu yalnız ne doğuda ve ne de yalnız batıda· bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Onun yağı kendisine bir ateş dokunmasa bile hemen hemen ışık verir. Bu ışık mır iistiinde nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir.
Allah her şeyi bilir.”; Nur suresi 35. ayetinin Hazreti Ali tarafından yorumlandığı ve bu tetSirin (Atiyye – i Sübbaniye) isimli eserdeki bölümü aşağıya alınmıştır.
“Hazreti Cabir bir gün Kufe şehrinde Hazreti Ali’nin odasına girdi. Gördii ki Hazreti Ebu Türab, gülerek bir şey yazıyor, merakına gitti.
– Ya Emire) Mü’minin, bu yazdığın ne, ne için gülüyorsunuz? Dedi.
Hazreti İmam:
– Ya Cabir, Cenabı Allah’m birçok ayeti kerimeleri vardır ki, onların manasını herkes bilmez. İşte yazdığım suresi Nur’da bunlardan biridir. Cenabı Allah bu ayette, Peygamberimizi ve evlatlarını işaret etmişlerdir. Şöyle ki: (Elmişkat) Resul Aleyhisselamdır, (Misbah) Fatıma’dır. (Züccace) benim, (Züccacetün) oğullarım Hasan ve Hüseyin’dir, (Ke’enneha kevbetün düriyy) Ali İbni Hüseyin’dir, (Yukadü min şecaretin mübareketin) İbni Ali (Muhammed Bakır) dır, (Zeytunetin) onun oğlu (Caferi Sadık) dır. (La şarkiyetin) onun oğlu (Musa el Kazim) dir, (Vela garbiyyetin) onun oğlu (Ali el Rıza) dır, (Yekadü zeytüha yudıy’u) onun oğlu (Muhammed Taki) dir, (Ve levlem temessehü nar) onun oğlu (liyyün Naki) dir, (Nir’un ala nur) onun oğlu (Hasan el Askeri) dir, (Yedillahi linuri menyeşa) Muhammed Mehdi’dir. Diye cevap verir.” Gerçekten de Hazreti Ali’nin lakaplarından birisi (Züccace) dir.
Ayni cem, İmam Hasan ve İmam Hüseyin adına konulan çerağ uyarılırken (yakılırken) Azhab suresinin 45. 46.ayetleri ile Nur suresinin 35. ayeti okunur. Okunmadan sonra çerağlar uyarılır.
Diğer çerağlar bu çerağdan alman ışıkla ve çerağ tercemanı okunarak uyarılır.
Bektaşi tarikatında önemli çerağ Kırkbudak denilen büyük şamdandır. Bu şamdan hakkında Velayetname – i Hacı Bektaş Veli isimli kitapta yeterli bilgi vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir