İsmaililer/Fatimiler/Karmatiler/Hasan Sabbah

İsmailileri, Sırlar ve Sadakat İmparatorluğu olarak tabir etsek tam yerinde bir tespit olur. Sırlar ve gizemlerle dolu bir tarih, sırra sadık milyonlardan oluşan bir topluluk.
İsmail, Oniki İmamdan Cafer Sadık’ın en büyük oğludur. İsmail halifelik makamına gelmeden babası Cafer El Sadık ölmeden önce öldüğü için yerine Musa Kazım getirilmek istenmişsede buna karşı çıkılmıştır.
Sıra İsmaildeyse ölüm bunu bozmaz, ölse bile imamet onun hakkıdır diyenler İsmaili imam olarak kabul etmiş ve diğer Şiilerden ayrılmışlardır
İsmaililere göre bu ilkelerden vazgeçilemezdi;
* İmamlık İsmail’den, sıra ile soyuna geçer, başkasının yönetimi eline alması yasaya, inanca aykırıdır.
* İmamlar yanılmazdı, yaptıkları da, söyledikleri doğrudur, tartışılmaz. İmamın sözlerinden kuşkulanmak, onları tartışmak kurala aykırıdır.
* İmamın tüm sözü Kur’andır, buyruğu tanrı buyruğudur.
* İmam, yeryüzünde, tanrı’nın elçisidir, onun yerine geçen (tanrının yerine) yüce varlıktır (/ıalifetııllah). İmam, tanrı ışığının yoğunlaştığı ulu bir varlıktır.
* İmama bağlanmak dindir, zamanın özüdür, mezhebin çekirdeğidir.
Bu ilkelere sadık kalarak İsmailin imametini kabul etmiş ve bu yolda ilerlemişlerdir.Diğer Şiilerden ayrıldıkları husus budur. Onun dışında diğer dini inanç ve ritüellerde belirgin bir farklılık olmasa da askeri ve siyasi anlamda çok farklı metotlar ve yöntemler geliştirmişlerdir
İran civarında kurulan Karmatiler ile Mısır’da kurulan Fatimiler devleti;
yaşadıkları çağa göre çok daha laik ilerici demokratik bir yönetim anlayışını benimsemişlerdir.Kadın erkek eşitliğini, din ve vicdan hürriyetini hayata geçirmişlerdir.
Askeri ve siyasi anlamda çok zeki kurnaz akıllıca stratejiler geliştirmişlerdir.Bu da onları uzun süre ayakta tutan etkenlerin başında gelmiştir.
Kurdukları askeri istihbarat,fedailer taburları, sır ve gizemlerle dolu örgütlenmeler onları dönemin en güçlü devletlerinden biri haline getirmiştir.
”Dini İnanç”
Tasavvufla Şiilik’i birbirine karıp karıştıran İsmaililik, İslam ülkelerinde “gizli imamlık ” adı verilen inancı geliştirmiştir.
Bu inanca göre imam nesnelleşmiş, insan biçimine girmiş tanrı’dır, ona karşı çıkmak doğrudan doğruya tanrı’yı tanımamaktır, tanrıya karşı çıkmaktır.
İsmaililik’te işini, özellikle kuruluş la ilgili olanları, gizli tutmak ilk koşuldur. Yedi sayısı kutsaldır, evrende, peygamberlerde yedi aşamayı gösterir. Adem, Şit, Nuh, İbrahim, İsmail, Muhammed, Ali bu dizinin temelidir. Gökler yedi kattır, yerler yedi kattır, gezegenler yedidir. Bütün bunlar “yedi” sayısının önemini, taşıdığı gizli anlamı gösterir. İsmaillilik’e göre Muhammed son peygamber değildir, ondan sonra da peygamber gelmiştir; ancak “ben peygamberim” diye ortaya çıkmamıştır. Namaz, oruç, hac, zekat, kelime-i şahadet gibi beş koşul geçersizdir.
İsmaililik’te de, diğer Batıni inanç kurumları gibi ketumiyet esastı ve yemin işkence altında dahi bozulmazdı. İsmaililik’te, İmamın Tanrının yeryüzündeki tezahürü olduğuna inanılırdı. İmamlık soydan soya geçerdi ve İmamın söylediği her şey doğru, yaptığı her hareket haklıydı. Tarikatın lideri olan Şeyh el Cebel (Dağ Şeyhi) İmam soyundan gelmekteydi.
İsmaililik inancına göre gökler ve yerler yedi kattır. Bu nedenle tarikatta mükemmelliğe 7. ve sonuncu derece ile ulaşılır. Bu derecenin sadece Şeyh el Cebel’e verilmesi, onun mükemmelliğine ve Tanrı ile bir olduğu inancına dayanmaktadır. Diğer İsmaililer en çok 6. dereceye kadar ulaşabilirler. Yani, ancak mükemmelliğe yaklaşabilirler fakat hayattayken onu elde edemezlerdi.
İsmaililer, Tanrının salt ışık olan yüce bir varlık olduğuna, ondan çıkmış olan tüm ruhların yine ona döneceğine inanırlardı. Onlara göre, 6. dereceye malik olabilmiş kişilerin ruhları, ölümden sonra Tanrıya dönme mutluluğuna erişirken, daha düşük dereceli kardeşlerin ve sıradan insanların ruhları, gövdeden gövdeye geçerek, dünyada acı çekmeye devam ederlerdi. İsmaililer için, yeryüzü cehennemin ta kendisiydi. Bu nedenle de, şeyhlerinin emri üzerine kendilerini feda etmekten çekinmezlerdi, çünkü, daha iyi bir hayata doğacaklarına ya da Tanrıya ulaşacaklarına inanırlardı.
”Fatımiler”
M.S. 909’da, İsmaili inançlı Fatimiler devleti Mısır’da kuruldu. Karmetiler gibi Fatimiler de, İsmaililiğin 6. derecesine sahip inisiyatik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bu meclislerin başında 7. dereceye sahip İsmaili şeyhleri, devlet başkanı konumunda yer alıyorlardı.
Fatımiler, piramitleri ve mabetleri inşa eden Mısırlı eski sanatkar loncalarını ihya ettiler ve yeni bir örgütlenme ile bu loncaları kalkındırdılar. “İzciler” anlamına gelen “Fütüvve” adı altında, genç İsmaili sanatkarlardan kurulu muazzam bir askeri güç oluşturuldu
Diğer tüm Batıni örgütlenmelerde olduğu gibi, Fütüvve’de de, derecelere dayalı bir sistem esastı. Toplam 9 dereceden oluşan Fütüvve teşkilatının ilk derecesi Nazil, ikincisi Tim Tarik, üçüncüsü Meyan Beste derecesi idi. 4. derece Nakip Vekili, 5. derece Nakip ve 6. derece de Baş Nakip dereceleriydi ki, bu derece müntesiplerinin en önemli görevleri askeri örgütlenmeyi düzenlemek ve her türlü töreni yürütmekti. 7. derece saliklerine kardeş anlamına gelen “Ahi” adı verilirdi.
Fütüvve içinde Ahi’lerin görevleri şeyh yardımcılığı mertebesindeydi. 8. derece, her biri kendi teşkilatının başında olan şeyhlerin derecesiydi. 9. derece ise, tıpkı İsmaili örgütlenmesinde olduğu gibi sadece bir tek kişiye, şeyhlerin şeyhine verilirdi. Tüm Fütüvve teşkilatının lideri olan ve sadece devlet başkanı konumundaki Şeyh el Cebel’e karşı sorumlu olan bu kişinin unvanı, “Şeyhüssüyun” idi
Bu kuruluş daha sonra, Selahattin Eyyubi döneminde Sünni Müslümanlarca da benimsendi ve aynı adlı örgütlenmeyi Sünniler de uyguladı.Yine bu örgüt, Ahilik adını alarak, Türkler arasında da yaygınlaştı.(özellikle Selçuklu ve Osmanlı)
”Alamut Kalesi,Asasianlar ve Hasan Sabbah”
Bu mezhepte, çağrıcı (dai) denen görevliler vardır, bunlar; Anadolu, İran, Hindistan, Türkistan gibi birbirinden uzak ülkelere yayılmış, kuruluşun genişlemesine çalışmışlardır. Bunların en ünlüleri, Eba Hatım, Ahmed Nefesi, Ebu Yakub Siczi, Ahmed bin Keyyal bg. kimselerdir
İsmaililik, daha sonra Hasan Sabbah’ın kurduğu Batinilik’le Karamita adlı topluluğu etkilemiştir.Karmatiler laik demokrat çağdaş bir yönetim anlayışı benimsemiş kısa sürede ortadoğununun neredeyse tamamına hakim olmuşlardır.
Karmatiler(İsmaililer) dönemin işgalci devletlerine karşı gizli silahlı bir örgütlenmeye gitmiş. Ve bu zulme işgale bu şekilde son vermişlerdir.
Hasan Sabbah o dönemin Esad’ı Nasrallahı’dır.
Alamut Kalesinde yetişen neferler günümüz Hizbullah ordusudur,Hâk ordusudur. Umudun savaşçılarıdır.
Büyük Selçuklu devleti de o dönemin, günümüzdeki israil abd gibi emperyalist işgalci yağmacı istilacı devletidir
Bu benzetme sanırım olayın daha somut daha açık ve net anlaşılması için bize yardımcı olacaktır.
Büyük selçuklu devleti yani bildiğiniz moğol kökenli ve emevi zihniyeti ile hüküm sürmüş; büyük ve güçlü bir ordu ile ortadoğuyu mezopotamyayı işgal edince ordaki halklara zulmetmeye ağır vergilerle sömürmeye sürgünlerle sindirmeye parçalamaya katliamlarla da yok etmeye çalışmıştır.
Buna karşı duracak direnecek örgütlenecek onurlu insanlar illaki olacaktır ;ki oldu da.Bunların başını dönemin askeri dehası dini tarihi edebi felsefik anlamda filozofu olan Hasan Sabbah çekecektir.
Halk gönüllü olarak çocuklarını gönderecek bu zulme zorbalığa yağma talan ve işgale karşı durmak için çocuklarını feda edecektir.
Alamut Kalesi dönemin en büyük kütüphanesine ve askeri anlamda en gelişmiş eğitim kampına sahiptir.Stratejik anlamda çok büyük bir öneme sahip ve yıllarca kuşatmaya direnebilecek kendi kendine yetebilecek şekilde dizayn edilmiştir sulama kanalları tarıma uygun araziler askeri anlamda savunma ve saldırı için de döneme göre çok üst düzeyde bir akılla tasarlanmıştır.
Selçuklu ordusu defalarca sefer düzenlemiş ve her seferinde büyük bir başarısızlıkla hatta gidenlerin içlerine büyük bir korku nufüz ederek geri dönmüşlerdir.
Çocuklar alamut kalesinde askeri dini felsefik edebi her anlamda eğitimden geçirilecek her açıdan donanımlı hale getirilecek ve halkının onuru namusu bağımsızlığı için kendini feda etmekten geri durmayacaklardır.
Tarihin profesyonel ilk feda eylemcileri ilk feda taburları suikastçileri burda yetişecektir.
Hasan Sabbahın dehası zekası her anlamda her alanda güçlü olmakla birlikte özellikle askeri anlamda tavan yapmıştır.Saraya orduya kokru salmak içerden çürütmek esir almak halklar arasına sempati birlik beraberlik direniş kültürünü tesis etmek için santranç oyunu gibi hamleleri tam zamanında ve yerinde yapacaktır.Düzenlediği suikastlerle düşmana korku dosta umut salmıştır.Amacına da ulaşmıştır
Dönemin dehası filozofu lideri önderi kahramanı cesur yiğit halk çocuğudur Ehl-i Beyt sevdalısıdır İsmaili tarikatına mensuptur
Hasan Sabbah.Ve günümüze kadar bir efsane olarak tarihe damgasını vurmuştur.
Büyük Selçuklu devleti yıkılmış halklar özgürlüğüne bağımsızlığına kavuşmuş zulüm sömürü dönemi sona ermiştir
Taki Hulagu han komutasında moğol ordusu bölgeyi işgal edip Bağdat’ı yağmalayıp Alamut Kalesini ateşe verene kadar.
Bu coğrafyada zalim barbar moğol ve yezid kökenli katiller var oldukça onlara direnen onurlu yiğit cesur vatansever Hasan Sabbahlar da var olacaktır.
Ama bunu hazmedemeyen sindiremeyen kabul etmeyen batı ahlakı batı kültürü emperyalist siyonist zihniyet bunun içini boşaltmak aşağılamak yaftalamak için çeşitli iftiralar atarak Hasan Sabbahı Ehl-i Beyt felsefesini terörize etmiş gençleri uyuşturucuyla,cennet vaadiyle kandırdığını dillendirip Hasan Sabbaha ve Ehl-İ Beyte olan kinini nefretini bu şekilde kusmuş.Bizim şan şeref dolu direniş kültürümüze de bu şekillde saldırmıştır.
Haşhaşiler sözcüsü ingilizcede asasian yani suikastçi anlamında ilk defa kullanılmıştır ve dünyanın hiçbir ülkesinde haşhaşla ilişkilendirilmez sadece türkiyede bu şekilde kullanılır ve bu şekilde servis edilir
Günümüzde de öyle değil midir kendini halkına adayan ölümü göze alan ölümün üstüne gülerek koşan savaşçılarımız devrimcilerimiz aynı şekilde iftiralara maruz kalmıyor mu.Kandırdılar beyinlerini yıkadılar uyuşturucu kullanıyorlar kim bilir kime hizmet ediyorlar ne vaatlerle kandırıldılar demiyorlar mı?
İşte bu kültür bu zihniyet aynı şekilde her alanda her anlamda direniş kültürüne saldırmaktadır.
Onlar haşhaş kullanan haşhaşiler değil Ehl-i beyt öğretisini almış iman şan şeref dolu cesur yiğit kahraman fedailerdir halk savaşçılarıdır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir