Makalat Umanından Bir Katre

Kulları yoktan vareden Hak kendi meşreplerince iman nasip ettiği gibi bütün varlıkların rızklarını da belirleyip onlara üleştirmiştir.

Tüm alemi sevgisinin hürmetine yarattığı Nur-u Vahit Ali Muhammed aşkına rahmet ve esenlik verip tüm ruhlarını rahmetiyle kuşatmıştır.

Horasanlı Sultan Hacı Bektaş dinin çerağı şeriatın öz suyu iman nurunun yağı insanın özünü Makalat eserinde Hak kelamı Dört Kapı Kırk Makamı Üçyüz altmış altı menzili bize izah etmiştir.

Her kusurdan eksiklikten uzak Hak, Adem Safiullahı dört nesneden Halk etti. Onun evladlarını dört bölüğe ayırdı. Yine bunların her birine kendine özgü dört hal ve dört arzu verdi.

Adem Safiullahı dört türlü nesneden yarattı ki evvel topraktan, ikinci sudan, üçüncü ateşten ve dördüncü yeldendir.

Yunus Emre bir deyişinde ne güzel anlatmış 4 kapı 40 makam 360 menzili;

Bir sualim var sana ey dervişler ecesi,
Meşayih ne buyurur, yol haberi nicesi?

Vergil suale cevap, tutalım olsun sevap,
Şule kime gösterir aşk evinin bacası.

Evvel kapı şeriat emri nehyi bildirir,
Yuya günahlarını her bir Kuran hecesi.

İkincisi tarikat kulluğa bel bağlaya,
Yolu doğru varanı yargılıya hocası.

Üçüncüsü marifet can gönül gözün açar,
Bak mana sarayına arşa değin yücesi.

Dördüncüsü hakikat ere eksik bakmaya,
Bayram ola gündüzü, kadir ola gecesi.

Bu şeriat güç olur, tarikat yokuş olur,
Marifet sarplık durur hakikattır yücesi.

Dervişin dört yanında dört ulu kapı gerek,
Nereye bakar ise gündüz ola gecesi.

Ona eren dervişe iki cihan keşfolur,
Onun sıfatır över o hocalar hocası.

Dört hal içinde derviş gerek siyaset çeke,
Menzile ermez kalır yol eri yuvacası.

Kırk kişi bir ağacı dağdan gücün indire,
Ya bunca mürid muhib Sırat nice geçesi.

Küfrün okun atarken imanın vurma sakın,
Yelip sayasın gücün sebil ola hecesi.

Dört kapıdır kırk makam, yüz altmış menzili var,
O erene açılır vilayet derecesi.

Yunus işbu sözleri muhal diye söylemez,
Mana yüzün gösterir bu şairler kocası.

Yunus Emre

HAK tealanın yarattığı dört guruh yani dört topluluk insana gelince;

İlk Güruh Abidlerdir.

Abid, sözlük anlamı ‘hizmet, itaat, kulluk ve ibadet eden kişi’ demektir.

Bunlar, Şeriat topluluğudur. Bunları aslı YEL’dendir.

Yel, hem temiz hem de güçlüdür.

Yel esmeyince ekin taneleri sap ile samanından ayrılmaz.

Yel esmeyince dünya kokudan helak olur.

Helal ile haram, mısmıl (üstüne besmele çekilmiş, temiz edilmiş, temizlenmiş) ve murdar (kirli, pis-cinsel birleşme sonrası yıkanmamış, dini kurallara göre tığlanmamış hayvan)hepsi ŞERİAT ile bilinir.

Insanın toplumsal olarak yaşarken uyması gereken adab,erkan ve toplumsal kural kaide sözleşmeler yani kısaca kanun denen toplum sözleşmlerinin bütünüdür.

Abidlerin ibadeti salad (namaz)dır, savm (oruç)dır, zekattır.

Savaş için askere çağrıldığında kaçmayıp savaşa gitmektir.

Ve cünüplükte gusül abdesti almaktır.

Arzuların peşinden gitmeyip, dünyayı terk ederek ahireti (mead) sevmektir.

Halleri, birbirlerini incitmemektir. Ancak büyüklenme, kıskançlık, nefret, cimrilik ve düşmanlık bunlar da görülür.

Yel gibi yer, içer çekip giderler. Bilmezlerse Tarikat Kapısını, yunmazlarsa Tarikat Abıyla.

İkinci güruh Zahitlerdir

Zahitlik, dini emirlere tamamiyle uymaktır.
Bundan başka da şüpheli olan şeylerden çekinmektir. Ruhsat yoluyla izin verilen şeyler değil de azimet yolunu seçmektir.

Yani haram ve suç olduğu bilinmeyen, fakat şüphe edilen şeyleri yapmaktan kaçınmaktır.

Az yemek, az uyumak, az konuşmak her hususta Hakkın buyruklarını korumaya çalışmaktır.

Zahitlerin aslı ateştendir ve bunlar tarikat topluluğudur. Bunlar ateş gibi yansalar bu dünya da öbür dünyaya ateşine odun olmasalar gerektir.

İşte her kim bu dünyada nefsini yakarsa yarın ahirette türlü azaptan kurtulur.

Şöyle bilinki bir kez yanan artık bir daha yanmaz.

Cehennemde tek dal odun yoktur. Herkes odununu burdan götürür.

Kuran’da Bakara /24 dür bu ayet hasılı Tevrat, Zebur, Incil’de de vardır.

Bu dünyada dünyalık biriktirenler, nefsine uyup kendi heva ve hevesine uyanlara 18 bin alemde azap vardır. Peki insan nasıl kurtulur dünya derin bir deniz gibidir. Insanların çoğu bu denizde boğulurlar. Nuhun gemisi gibi yedi başlı ejderha olan nefsini terbiye eden bu dünyayı da tüm alemleri de kazanır.

O dostun yüzünü ister o zaman cennet cehennem mükafat azap onu ilgilendirmez.

Zahitlerin ibadeti daim salattır. Beş vakitle yetinmezler. Duvara karşı İbadeti değil Hakkı cemalini herşey de görüp Ibadetlerini daim zikir ile gece gündüz yaparak daim Hakk’ı zikrederler.

Bismillah demeyi unutmazlar Kuran’ın sırrının Fatiha da Fatiha’nın sırrını Besmele de Besmelinin sırrını başında ki B de olduğunu bilirler. B den sırrı okuyanda korku ve ümit arasında bulunmak, Hakka ulaşmak için dünya arzularını terk etmek yeğdir.

Nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler arar dururlar. YOL da olmak yolu tamamlamaktan yeğdir onlar için. Henüz Hidayet kapısı açılmamıştır, ümit kapısında dururlar. Bu kapı umutsuzluğun kapısı değil ilmin şehrine ulaşan ALİ kapısıdır Bab-ı Aliden geçen Muhammed in şehrine ulaşır.

Hakk’ın sırrı onları sık sık imtihanı hatırlatmasıdır. Lütfu da kahrıda kendi gayretleriyle aşarlar ki marifetullah ulaşsınlar.

Bilin ki dünya yaşayışı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezentidir ve aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlat çokluğu gayretidir.

Ancak ve bunlardan ibarettirdedir biz bilemeyiz. Oysa ki dünya yaşayışı bir yağmura benzer, bitirdiği nebatlar, ekincileri şaşırtır, sevindirir. Sonra kuruyuverir de bakarsın, sapsarı olmuş, sararıp solmuş, sonra da un ufak olmuş, dağılıp gitmiştir.Insana çetin bir azap kalmıştır.

Hakktan bağışlanma ve razılık isteyenler ve “dünya yaşayışı, ancak bir aldanış mataından ibaret” olduğunu anlayanlar dünya malının mülke tapmayı, yaşayışı ancak ferdi bir görüşle mütalaa etmeyi kınayanlar kazanır.

O zaman Kul azad etmek, yoksulu doyurmak, yetime bakmak, insanlara faydalı olmak lazım Insan suresinde gizli 12 İmamların davranışlarını örnek almak gerekir.

Hak çalışmayı emreden buyrukları açıktır bütün bunlar, ancak çalışmakla elde edilebilen, çalışmakla yapılabilecek olan hayırlar ve insanlığa faydalı işlerdir.

“Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder ve şüphe yok ki çalıştığının karşılığı da gösterilir ona” dünya yı Hak ve adaletle bir cennete çevirmek insanın elindedir.

Üçüncü güruh ARİFLER’dir

Bunların aslı sudandır. Bunlar marifet topluluğudur. SU arıdır ve arıtıcıdır.

Arif e gerektir ki hem arı hem artırıcı ola.

Arifin arı olması ne demektir?

Arifler katında her sözün 3 ön yüzü 1ardı vardır.

Öyle olunca arif olmayanlar bilmediklerinden dolayı sözün ardını söylerler, mahcup olurlar.

Ancak Arifler, sözün ön yüzünü söylerler, utanılacak şey söylemezler.

Bundan dolayı suyun temiz olması demek, aynı zamanda temizleyici olması demektir.

Hangi ortama girerse, hangi kaba girerse, nerede bulunursa orası su gibi arı olur.

Kendisinden başka nesne ona benzemez, rengi bilinir. Murdar olanı dışarda bırakır.

Ariflerin şanı temiz olması temizleyici olmasıdır. Mürşit o ola ki Arif ola arı ola duru ola ki arıtıcı ola.

Arı olan geri aslına döner ve birikir. Hakktan alır Halka dağıtır. Döner gelir aslında arı duru birikir kalır.

Arif katında şirk murdardır. Gönlünü hiçbir putla doldurmaz. Mala mülke tamah etmez. Üne menfaate bakmaz. Maddi manevi tüm putları kırar gönlünden atar.

Arifler içlerine koymayıp kemi dışarı bırakırlar, kendilerini arıtıp temizlerler. O halde biline ki kendini temizlemeyen başkalarını nasıl temizleye.

ŞERİAT e göre elbise ve vücuda pislik değse su
ile yıkanınca hem elbise hem de vücut temiz olur.

Gusül ile cünüplük gider sonra abdestli olur.

Aksi arifler katında ne elbise ne de vücut temiz olur.

TARİKAT te abdest gönülle olur Eline, diline, beline sahip ol. Aşına, işine, eşine sadık ol. Elinle koymadığını alma. Gözünle görmediğini söyleme. Öfkeni yut, dilini tut.

Aksi halde MARİFET te ne abdest su ile ne gönülle birlikte olmazsa temiz olunmaz, temiz olmayınca yuyucu yıkayıcı olunmaz.

Insan suya yaramalı, su abdeste yaramalı, abdestte salata, salat ise HAKK yaraşmalıdır.

Değme dil anmalı HAKKI, değme ten HAKKA ibadet etmeli böyle olmalı ki değme ibadet ancak HAKKIN MARIFETULLAH INI bile bilsin.

O halde çok sakınmak lazım azizim. İnsanın içindeki iyiliğin Haktan gelmesi gibi kötülüğün Şeytandan yani nefsini besleyen vesveseden geldiğini unutmamak gerekir.

Bir kaba içki koy denize at. O kabı günde on kez dışını yıka. İçi içkidir, pistir.

Bir kuyuya bir damla içki damlasa, o kuyunun suyunu bir defa çıkarıp başka yere dökseler, o suyun döküldüğü yerde ot bitse ve o otu bir koyun yese takva ehlinin sözüne göre o koyunun eti haramdır.

Bir insanın günah işlerken duyduğu zevkten derisinin altında bir et oluşsa o vitamin o et eriyene kadar TÖVBE ESTAĞFURULLAH çekmeli o günahtan edindiği zevk gözyaşı ve pişmanlığa dönmeden ve o günahla edindiği o lokma o et erimeden vücudunda ŞEYTAN ın Nefsine verdiği ves vese tükenmez.

Öyle ise vay sana, içinde ki KİN, HASET, CİMRİLİK, TAMAHKARLIK, ÖFKE, GIYBET, KAHKAHA, MASKARALIK ve bunca ŞEYTAN dan NEFSİNE cazip gelen vesvese o halde SUYLA nasıl temizleneceksin GÖNLÜNÜ TEMİZLE yoksa asla arınamazsın.

Sekiz türlü nesneden biri varsa sende bil ki ŞEYTAN ın ŞEYTANLIGI sanma kendinden bu sekiz nesnenin SENDE olmasından…

ARİFİN aslı SU’dur, murdar bir şey barındırmaz.

Suyun aslı YEŞİL MÜCEVHERdendir. Mücevherin aslı KADİR TANRI’nın kudretindendir.

Bu yüzden YÜCE TANRI arifleri sever. Çünkü onların aslı O’ndandır.

ASLIN ASLI sevmesi garip olmasa gerektir. HAMDOLSUN ki Arifleri, ‘kişinin kendisini bilmesi’ ile ilgili yerde hatırlarız.

Yine bilmek gerektir ki, Ariflerin ibadeti hem TEFEKKÜRDÜR, hem de dünya ve AHİRETi terk etmektir.

Bunların eteğine yapışıp yanından ayrılmamak, NAZAR Edip ÖZÜMÜZE onlardan VELAYET beklemek gerektir.

Ariflerin halleri, cümle varlığa dönüştürülmektir; bundan dolayı da ağır bir endişeye düşmezler.

Dördüncü güruh MUHIPLERDİR

Bunların aslı topraktandır. Toprak, rızaya teslim olmaktır. Muhipler Hakka boyun eğmeli, ondan gelene razı olmalıdır.

Muhammed Mustafa Efendimiz şöyle söyler;

‘Küllü şey’in yer’ciu ila aslihi’ yani ‘Her nesne aslına döner.

Muhip kişi, Arif kişiye sorar; Kuran şundan yaratıldık, geri ona döner, sonra yine ondan çıkarız. Taha/55

Öyleyse şimdi, toprak toprağa, su suya, ateş ateşe ve yel yele gitti.

Şimdi sen kimsin haber ver?

Arif cevap verir;

Ben kimsem o olayım. Ancak benim üç dostum vardır; ne zaman ben Hakka Yürürsem dostlarımdan biri evde kalır; birisi yolda kalır; birisi benimle kalır.

Evde kalan Malım ve mülkümdür.

Yolda kalan ailem ve akrabamdır.

Benimle gelen ise İYİLİKLERİMDİR.

Ata mıdır yoksa Ana mıdır?

Ana asıldır Ata köktür der çoğu kişi oysa Ata asıldır, Ana köktür. Çünkü asıl tohumdur. Yere ekilince kök olur.

Muhip olanın ibadeti, DUADIR, SEYİRDİR, MÜŞAHEDEDİR ve ISTEKLERİNE ULAŞMAKTIR.

Hakk’ı bulmak, kendilerini ve O’nda kaybetmek, bütün hallerini biriktirip bir olmaktır.

Muhiplerin kazancı;

Allah’ın varlıklardaki kudretini SEYRETMEK

Bu gücün karşında O’na yönelip YALVARMAK

MÜŞAHEDEYE DURMAK..

Muhiplere Allah aşkına ‘Yüce Allah’ı nasıl buldunuz?’ diye sorulsa..

‘Allah’ı kendimizde bildik kendi özümüzü de Allah’tan bildik.’

Sözümüzün DELIL’i Muhammed Mustafa Efendimiz şöyle buyurur ‘Nefsini bilen, Rabbini bilir.’

Hasılı, Muhiplerin sözünün doğruluğu insanın içindedir. Başka yerde arayan nasıl bulsun. Hal böyle olunca bir kimse kendini bilmeyince Allah’ı nasıl bilsin?

Hakk buyurdu ‘Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.’ Vakıa/85

Ve Hakk buyurdu tekrar; ‘Biz ona ŞAH damarın dan daha yakınız.’Kaf/16

Can onun için derler dördüncü can Marifettir. Beşinci can AŞK’tır.

Muhammed Mustafa Efendimiz buyurur; ‘Her ne zaman bir VELİ ‘Ey Rabbim’ dese Yüce Allah ‘lebbeyk’ yani ‘buradayım’ sesini kulağına ulaştırır.

O velinin ‘Ey Rabbim’ demesiyle Yüce Allah’ın ‘Leybeyk’ demesi ARŞTA BİRLEŞİR.

AŞK’ın ‘Ya RABBİM’ yakarışı ile YÜCE ALLAH’ın ‘LEYBEKK -BURADAYIM’ cevabı birleşir bunların arasında bir NUR çıkar ve o nurun aydınlığından YEDİNCİ KAT GÖK altında yüz bin ve binlerce renk çiçek biter.

Altıncı kat gök o çiçeklerin kokusuyla dolar.

Beşinci kat gök amber kokusuyla dolar.

Dördüncü kat gök misk kokusuyla dolar.

Üçüncü kat gök ödağacı kokusuyla dolar.

İkinci kat gök gül kokusuyla dolar.

Bu sebebten DÜNYA AYDINLIK OLUR.

Yedi katın MELEKLERİ birbirine müjdelerler ve birbirine seslenirler.

‘Bu gün ne HOŞ kokular geldi’

Ne hoş kutlu gün deyip o çiçekleri dererler.

SEKİZ UÇMAĞ’ın içini o çiçekler bezerler.

Lakin o çiçeklerin arasında bir çiçek biter ki, ona GÜL-İ REYHAN derler.

Her ne vakit ki VELI’lerden birinin GÖÇMEK VAKTİ gelse o çiçeği götürüp o VELİ’ye kokladırlar, AŞKI ona gösterirler, onun kokusu damarlarına yayılır.

O velinin canını AŞK ile teslim alırlar, VELİ canını teslim ettiğini asla bilemez. Böyle HAKKA YÜRÜR.

Mısır da Kadınlar Yusuf u görünce ellerini doğradılar acısın duymadılar dost dostun aşkından can acısın duymazsa garip değildir.

Dostun dosta cefa kılması nasıl reva olsun?

Arifler arzularına ulaşana kadar ölmezler.

Sert demiri taşa vurur, ateş çıkar, yanar, dumanı göğe ağar, ateşi ocakta kalır.

Şimdi ‘Gül-i Reyhan’ dedikleri AŞK çiçeğidir.

Aşk dedikleri Yüce Allah’ın ATEŞ ‘idir bütün alemi TUTUŞTURMUŞTUR.

Mehmet Özgür Ersan (Yesari Abdal)

Kaynak:

1- Hacı Bektaş Veli Makalat Diyanet Başkanlığı Yayınları 2007
2-Hacı Bektaş Veli Külliyatı Gazi Üniversitesi Yayınevi 2010
3- Hacı Bektaş Veli Makalat Etkileşim Yayınları 2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir