ikindi vakti

burgaçlar sürükler içinden çıkılmaz sorulara doğru seni
bulunacak anlar elbette pencere camlarına dayalı sırtını
bulunacak anlar hem yaratmak hem yok etmek için
ellerin ellerin günlerin içinde ellerin her türlü işe alışkın ellerin
anlar senin içinde anlar benim içimde anlar bize açık eller gibi
kararsızlıklar içinde ellerin hala anlara gebe telaşlı ellerin
bin pişman ellerin pişmanlıklar içinde ellerin
böyle olmasaydı diyen ellerin
dönülmedi oysa hiçbir vakitten
hiç bir merdiven geriye çıkılmaz
inilse de o an aynı an değil ki
cesaretin var mı yeniden yaşamaya
o derin anı
hepsini bilir hepsini yaşarım
o sabahları o akşamları
boğuk bir ezgiyle kesilen sesleri de bilirim
uzaktan yayılan bir musikiyi belki rast makamında
şimdiden bilirim gözleri gözlerde bir bir solan yaşamları
gözden düşenleri yaftalanan insanları bilirim tek tek
çizilen her cümlenin anlamını gözlerin ateş saçan telaşını
dökülen saçılan yamalı bohçaya dönen günleri
ayva tüyleri çıkmamış üzerine ışık vurmamış yüzleri
entarisinden lavanta saçılan etrafa o körpe güzelleri
kokusu mu acaba dağıtır aklımı
uzanmış sere serpe bir divana yaslanışı mı
hangi cesaretle başlamalı
o şalın rüzgarda salınışından mı başlamalı
cüret eden o mu bakan ne yapmalı nasıl etmeli
pencerelerden sarkan yalnız insanların yalnız kolları mı
bir yengecin kıskaçları mı bizi durmadan durmadan saran
sakin deniz çarşafları asılmış balkonlara bahar ıslaklığı
sokuldukça delişmen fırtınaya tutulmuş batan çıkan bir yelkenli
senin için benim için belki şehirde baharı bekleyen herkesin
şimdi ikindi vakti, şimdi akşam vakti, şimdi tüm vakitler dürülmüş zaman
deliksiz uykulara hasret yeni dalmış yorgun gözleri
sızmış yalnızlıktan mı yorgunluktan mı
biraz rakı basmak lazım yaralarına
yaşadığı her an her anıyla kaynaşmış yekpare
sürüklenir bir çıkmaz yokuşun ilk adımları gibi
ağladım, oturdum, oruç tuttum bazen yalnızca suyla açtım sensizliği
dua ettim hiç yerimden kalkmadım bazen karanlık bazen gözlerimi alıştırdım senin yokluğuna
kanat çırpmadı talih kuşları göç zamanı bu bahar bize
bunca zahmete değer miydi değer miydi dara vakitlerine
değer miydi boyna İstanbul’a yetişme çabana
kestirip atmalarına gerekli gereksiz öfkelerine
durup dururken meseleler çıkarmalarına
bizi ne anlatırdı imkansızlıklardan başka
neler daha neler anlatabilirdi
varış sız bu menzilleri
oysa içim kor bir yangın bir türlü senin anlamadığın
memnunum gayet yinede böyle uyuyup uyuyup uyanmalara
bir rüya telkininde sana başlayıp hiç bitiremediğim mektuplar yazmaya
türkü söylüyor Taksim de bulvarda kızlar
birli beşli onlu rüyamdaki deniz kızları gibi ne güzeller
dalgalarla saçlarını tarıyorlar bulvarda kalabalık bir insan seline bırakıyorlar kendilerini
maviler yelkenlilere takılıyor Burgaz’da koyulu açıklı
aniden insan sesleri geceye karışıyor
meyhaneler dolu herkes yaralarına basıyor ne bulduysa
hepsi düşte hepsi vaktin acımasız geçişinde senin için benim için
uyumak her vakit uyumak senin hasretinle dalmış yorgun tükenmiş
belki azıcık hasta sana sokulmuş gibi
yaşadığımız onca anıya sürüklenerek burgaçlardan
düşerek elimde fotoğraflar
ağladım yine oruç tuttum suyla yalnızca
dua ettim kalmadım yerimden
kestirip attığın her tebessüm artığı meselelerden bize kalan anların anıların içinde

Mehmet Özgür Ersan 18.01.2015 Maltepe

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir