Kemter Baba Nefesinde İnsan-ı Kamil Kimdir ?

Aşık Yusuf Kemter Dede’nin bu nefesinde verilen ayet isimlerindeki SIR Muhammed -Ali ay ile güneşin yani İnsan-Kamilin Kuran Ayetleri ile Muhammed Mustafa ve İmam Aliyel Mürteza Haydar-ı Kerrar Efendilerimizin övülmesi

CEMÂLİN GÜZEL

Gel benim gönlümün ahd û peymânı
Cihâna gelmemiş senin misalin
Müminler miracı âşıklar canı
El-etâ sûresi cemâlin güzel

Cemâlin seyrânı hûsn-i cihânı
Yâsin Tâhâ okur diller Kurân’ı
Seni seven neyler dünyayı
Yedullah âyetin cemâlin güzel

Kaşların ayn’dır mim de fermânın
Dört kitabın içinde sensin sultanım
Cemâlin nûruna mecnûn hayranım
Âli İmrân sûresi cemâlin güzel

Benim uzun boylu serv-i revânım
Bu aşkın deryâsı sensin ummânı
Dost sende gördüm bu ilm û irfânı
Yüz on dört sûredir cemâlin güzel

Kemter Yusuf sığındım settâre
Garip bülbül gibi düşürdün dâre
Dönmem ikrârımdan çekseler dâre
Ay ile güneştir cemâlin güzel

Âşık Yusuf Kemter Dede

YÂR ELİNDEN GELEN BÂDE

NUTUKLAR’dan alıntı ⚘

Aşık Yusuf Kemter Dede’nin bu nefesinde verilen ayet isimlerindeki SIR Muhammed -Ali ay ile güneşin Kuran Ayetleri ile Muhammed Mustafa ve İmam Aliyel Mürteza Haydar-ı Kerrar Efendilerimizin övülmesi

1)el -eta : 76/İNSAN (DEHR)-1

Yeşil Kandil insan yaratılmadan 14 bin sene evvel Hakk’ın rahman ve rahim elinde eğitilen Ali Muhammed ”in Nuru Nun harfinde gizli idi B harfiyle aşikar oldu.

Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten de insana, zamânın bir çağı gelmişti ki anılır bir şey bile değildi insan.)

İmam İskender Ali Mihr: İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken,(anılmaya değer bir varlık olana kadar) uzun bir zaman geçmedi mi? (ilk defa tek hücre olarak yaratılmasının üzerinden,anılmaya değer bir varlık haline gelmesine, doğmasına kadar geçen süre)

Diyanet İşleri: İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.

Abdul Metin Saruhan: 76.1: İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi.

Hel etâ alâl insâni hînun mined dehri lem yekun şey’en mezkûrâ(mezkûran).

1.hel: mi
2.etâ: geldi, geçti
3.alâ: üzerinden
4.el insâni: insan
5.hînun: sınırsız vakit
6.min: den, dan
7.ed dehri: uzun bir süre, uzun bir zaman
8.lem yekun: henüz olmadı, değil
9.şey’en: bir şey
10.mezkûren: zikredilen, anılan

2) Yasin Suresi ölüye değil diriye okunur. Ne diyor Yasin Süresinde diyor ki biz herşeyi apaçık bir İmamı Mübin de topladık o İmam-ı Mübin Imam AliyelMürteza Haydar-ı Kerrar dir

36/YÂSÎN-12 (Meâlleri Kıyasla): İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârahum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(mubînin).
Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmam-ı Mübin’de (apaçık bir rehber’de) saydık (tespit ettik).

MÜBÎN NEDİR?

Ayrılmak, uzaklaşmak, boşanmak, ayırmak, evlenmek; açık ve zâhir olmak, açıklamak ve izah etmek anlamlarındaki “b-y-n” kökünden türeyen “ebane” fiilinin ism-i faili olan mübîn açık, vâzıh, âşikâr; açıklayan, beyan eden demektir.

Allah’ın sıfatı olarak mübîn, varlığı gizli olmayan, apaçık olan, hakkı ızhar eden, gerçeği beyan eden demektir.

Mübîn kelimesi Kur’ân’da 119 defa geçmiş, “apaçık” anlamında, düşman (Bakara, 2/186), dalâlet (Âl-i İmrân, 3/164), kitab (Mâide, 5/15), tebliğ (Mâide, 5/92), sihir (Mâide, 5/110), kurtuluş (En’âm, 6/16), Kur’ân (Hicr, 15/1), peygamber (Duhan, 44/13), uyarıcı (Hûd, 11/25), Hakk (Nûr, 24/25), saptırıcı (Kasas, 28/15), nimet (Neml, 27/16), hüsran (Hac, 22/11), iftira (Nûr, 24/12) vb. bir çok şeyin sıfatı olarak kullanılmıştır.
Allah’ın sıfatı olarak bir âyette geçmiştir: “…Ve bilirler ki Allah haktır, apaçıktır. (Mübîn)” (Nûr, 24/25). Bu âyette geçen “el-mübîn”, “el-Hakk” isminin sıfatı olabileceği gibi Hakk gibi ikinci bir isim de olabilir. Sıfat ise anlamı; varlığı zâhir, apaçık demektir. Ayrı bir isim ise varlığı apaçık anlamına gelebileceği gibi gerçeği açıklayan anlamına da gelebilir. Allah’ın açıklama, beyan etme vasfı Kur’ân’da “yübeyyinü” fiiliyle de ifade edilmiştir: “Allah insanlara âyetlerini böyle açıklıyor ki onlar korunup sakınsınlar.” (Bakara, 2/187), öğüt alsınlar, düşünesiniz (Bakara, 2/221, 266), aklınızı kullanasınız (Nûr, 24/61), doğru yolu bulasınız (Âl-i İmrân, 3/103), şükrede

3) Musahip Kardeşlik Ta-ha Süresi Musa ve Harun’un kardeşliğini anlatır.

Ta-Ha Suresi (Arapça: سورة طه), Kur’an’ın 20. suresidir, 135 ayettir. Adını 1. ayette yer alan mukattaa harflerinden almıştır.

Ta-Ha suresi ‘Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik’ sözleriyle başlar. Surenin geri kalanında ise Musa, Harun ve Yahudilerin Mısır’dan çıkış öyküsü ile Ahiret hayatı için yapılan nasihat ve korkutmalara yer verilir.

Kenzu’l-Fevaid [Ebu Rafi’den]: Peygamber (s.a.a) Abdülmüttalib oğullarını “Şib”de (Ebu Talib deresi) topladı… Sonra şöyle buyurdu: Allah (c.c) bana yakın akrabalarımı ve samimi dostlarımı inzar etmemi (uyarmamı) emretti. Yüce Allah, hiçbir peygamber göndermemiştir ki ehlibeyti arasından birini ona kardeş, varis, vezir, vasi ve halife kılmış olmasın. Şimdi içinizden hanginiz kardeşim, vezirim ve varisim olma karşılığında bana biat etmek ve benim için Harun’un Musa’ya olan konumunda bulunmak ister? Ancak benden sonra peygamber yoktur!
Herkes sustu. Peygamber (s.a.a) bu sözü onlara üç kez tekrarladıktan sonra yine şöyle buyurdu: Allah’a andolsun ki ya şimdi içinizden biri ayağa kalkacak ya da bu menzilet sizden başkasına ulaşacak ve kınanacaksınız! Bunun üzerine Ali (a.s) ayağa kalktı. Herkes ona bakıyordu. Derken Peygambere biat etti ve böylece onun çağrısına icabet etmiş oldu.

Kaynak:1-Kenzu’l-Fevaid, c.2, s.177; Mecmau’l-Beyan, c.7, s.323; Tefsir-i Fırat, s.303, h.408; Tevilu’l-Ayati’z-Zahire, c.1, s.393, h.19, “kınanacaksınız” ifadesi yerine “pişman olacaksınız” tabiri kullanılmıştır. Ayrıca bkz: el-Menakıb, İbn-i Şehraşub, c.3, s.251.

Kardeşlik Günü

466-Fazailu’s-Sahabe [Mahduc b. Zeyd’den]: Resulullah (s.a.a) Müslümanlar arasında kardeşlik oluşturdu. Sonra buyurdu ki: Ey Ali! Sen benim kardeşimsin ve senin bana olan konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir; sadece benden sonra peygamber yoktur.

Kaynak: -Fazailu’s-Sahabe, İbn-i Hanbel, c.2, s.663, h.1131; Tarih-i Dımeşk, c.62, s.53, h.8389; el-Menakıb, Harezmî, s.140, h.159; el-Menakıb, İbn-i Magazilî, s.42, h.65, Ebu Zeyd el-Bahilî’den; el-Emali, Şeyh Saduk, s.402, h.520; el-Menakıb, İbn-i Şehraşub, c.2, s.186.

4) Yedullah Ayeti yani Fetih Suresi 10 Ayet İkrar törenlerinde Mürşid olan Muhammed Rehber olan Ali yi anlatır. Onlara Gadir Hum dair bir çok yerde biat edenlerin İkrar verenlerin Allaha ikrar verdiği o ikrar verilen elin Allah ın eli olduğunu belirtiyor. İkrar töreninde Mürşid Talibin Kabe u kavseynine iki yayın arasına diz dize verip aşağıdaki sureyi okur.

İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecran azîmâ(azîmen).

İmam İskender Ali Mihr: Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

Diyanet İşleri: Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.

Abdul Metin Saruhan: Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim Allah’ın ahdine (sırt çevirir) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’ın sözlerine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.

1.ellezîne: onlar2.yubâyiûne-ke: sana biat ederler, tâbî olurlar3.innemâ: sadece, oysa, olunca4.yubâyiûne allâhe: Allah’a biat ederler, tâbî olurlar5.yedu allâhi: Allah’ın eli6.fevka: üzerinde7.eydî-him: onların elleri8.fe men: bundan sonra kim9.nekese: bozdu10.fe: artık11.innemâ: sadece, oysa, olunca12.yenkusu: bozar13.alâ: üzerine, … e14.nefsi-hî: kendi nefsi15.ve men: ve kim16.evfâ: vefa etti17.bi mâ: şeylere18.âhede: ahd etti19.aleyhullâhe: Allah’a20.fe: o taktirde, o zaman21.se yu’tî-hi: ona verilecek22.ecren: ecir, ücret, mükâfat23.azîmen: en büyük

5) Kuranda birçok Ayet açıkça İmam Aliyel Mürteza Haydar-ı Kerrar Efendimizi işaret eder Ali Imran Süreside bunlardan biridir.

Al-i İmran Suresi ve “Mübahele” Ayeti;

Şa’bi, Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakletmektedir; “(Hristiyan) Necran heyeti Peygamberimizin (s.a.a) yanına geldi. Peygamber onları İslam’a davet etti. Onlar senden önce teslim olduk dediler. Peygamber (s.a.a), yalan söylüyorsunuz. Eğer dilerseniz sizi İslam’dan alı koyan şeylerin haberini veririm, dedi. Onlarda bildir o zaman dediler. Peygamber, Haça olan sevginiz, içki ve domuz eti, dedi. Ardından onları Mübaheleye davet etti…. Ertesi gün Peygamber (s.a.a), Ali (a.s), Fatıma (s.a), Hasan (a.s) ve Hüseyin’in (a.s) elinden tutarak anlaştıkları yere geldi… ancak Necran Hristiyanları Peygamberle (s.a.a) Mübahe etmekten sakındılar ve vergi ödemeyi kabul ettiler. Peygamber (s.a.a) buyurdu: Eğer Mübahele yapmış olsalardı vadi onlara ateş olacaktı. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah’ın lânetini yalancılara havale edelim.” Şa’bi şöyle devam ediyor: “Ayette geçen çocuklarımızdan maksat, Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s), kadınlarımızdan maksat Fatıma (s.a) ve kendimizden maksat da Ali b. Ebu Talib’tir (a.s).

Diğer örnek nefesler;

Gel ey vaiz Ali’nin vasfın evvel Hüda’dan sor
Ali ta ibn Adem olmadan iptidadan sor (efendim)
Ali kimdir Veli kimdir bilem dersen bu esrarı
Anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa’dan sor

Ki yer gök su iken Cebrail’e rehber Ali oldur
Cihan halk olmadan evvel bu kevnin temeli oldur
Musa ile Tur dağında bin bir kelam hatmedendir
Dile Tur-i Sina’dan sor dilersen Lenteran’dan sor

Çıkıp kürsüye ey vaiz, Ali’den söyle bir pendi
Ali’nin hakkına gökten yere yüz dört ayet indi (efendim)
Kur’an da methin eyleyip vechin dedi
Dile Yasin u Tâhâ’dan sor, dilersen Hel Eta’dan sor

Be hey zahid-i harkuş, ne zannettin Ali’yi sen
Onun evladına kasteyleyen kişilerde mi müslüman
Ne çekmiştir o mazlumlar, o zalim darb-i Yezit’ten
Dile arz u semadan sor, dilersen Kerbelâ’dan sor

Ali’dir damad-ı Ahmet, Ali’dir Mustafa’ya yar
Odur evladını hak rahime kurban eden Haydar
Ali gibi etmemiştir cihanda hiç bir peygamber
Dile gel evliyadan sor, dilersen enbiyadan sor

Agâhi’yem, Alevî mezhebim şia Kızılbaş’ım
Şehidi Kerbelâ’nın firkatından akan yaşım
Hüseyn’in derdini hiç kimseden sorma be kardaşım
Dile Zeynep Aba’dan sor, dile Zeynel Ana’dan sor

Dedim dilbere söyleyim
Dedi Şükrü Huda söyler
Dedim şerde ümit var mı
Dedi Mustafaya söyler

Dedim dermanımdır Ali
Dedi Kazım gibi hani
Dedim Şahı Horasani
Dedi müşki Rıza söyler

Dedim Hasan Hüseyin Zeynel
Dedi Bakırdır hem rehber
Dedim Cafer gibi ruhsar
Dedi ruhi rika söyler

Dedim Taki Naki Asker
Dedi Mehdi bizi kurtar
Şah Hatayi didim ezber
Daim yasin Taha söyler

Medet ya Ali ya Ali
Yetiş ya Ali ya Ali
Medet ya Ali ya Ali
Yetiş ya Ali ya Ali

Açıklayan:Mehmet Özgür Ersan Dede (Yesari Abdal Çelebi )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir