Kur’an’da Sınıflar: Mustazaflar ve Müstekbirler – Mehmet Özgür Ersan



“Ne mutlu o yoksullara ki diğer dünya onlara verilmiştir. Er ya da geç
bu dünya da onlara verilecektir.”
[Friedrich Engels]
Hıristiyan Tanrısının İsa sonrası Roma Devleti tarafından resmi din
haline geldikten sonra tavrı değişmiş tüm Avrupa bu sert tanrı
tahayyülü ile şekillenmiştir.
“Strauss’tan Stirner’e kadar bütün Alman felsefi eleştirisi dinsel
anlayışların eleştirisiyle sınırlıdır. Hakiki dinden ve gerçek
deyimiyle Hıristiyan ilâhiyatından yola çıkılır. Dinsel anlayışın ne
olduğu ise, yol alındıkça farklı biçimlerde belirlenmeye başlandı.
Kaydedilen ilerleme, egemen oldukları öne sürülen metafizik, siyasî,
hukukî ve ahlakî alanlardaki anlayışları da ilâhiyata dâhil etti. […]
Son tahlilde insanın, dinsel bir varlık olduğunu açıklamaktan ibaret
kaldı. Dinin egemenliği veri alındı. Ve yavaş yavaş her egemen
ilişkinin dinsel ilişki olduğu ortaya atıldı ve sonra, bu, bir din
haline, hukuk dini, devlet dini vb. haline getirildi. Her yanda sorun,
artık yalnızca dogmalar ve dogmalara olan inançtı. Dünya gittikçe daha
büyük ölçüde kutsallaştırıldı, ta ki saygıdeğer Aziz Max, [Max
Stirner] onu tamamen kutsallaştırıncaya ve böylece büsbütün ortadan
kaldırılıncaya kadar.” [Marx’ın Engels ile birlikte kaleme aldığı
Alman İdeolojisi’nden]
Bu sert iklimde Avrupa aydınlanma ile birlikte dinle hesaplaşarak
öteki dünya ile bu dünyanın işlerini birbirinden ayırmıştır.
Din yerine ‘bizim dinimiz aklımızdır’ diyerek, aslında akılcılıktan
uzaklaşan dine doğru bir tavır sergilemiştir.
Geçen yüzlerce yıllarda yeni sistem geniş halk kitlelerini uyutmak
için tekrar dine sarılıp, halkın maneviyat eksikliğinden faydalanıp
onları yönetmek için dinin tekrar afyon etkisini kullanmışlardır.
“Din, dünyadaki sıkıntıların tesellisi ve baskıları meşrulaştıran
teorisidir. […] Dinin sefaleti hem gerçek sefaletin ifadesi hem de bu
gerçekliğe itiraz edilmesidir. Din, mutsuzluklar altında ezilen
yaratığın son nefesi, kalpsiz bir dünyanın şefkati, ruhsuz bir çağın
ruhudur. Din toplumun afyonudur.”
[Karl Marx]
Bugün İslam ve Hıristiyanlık Tanrısı ele alındığında gaddar, acımasız,
yönetim de ezen sınıfların yanında gözükür. Yahudilik baştan beri ezen
bir Tanrı’dır.
“Onlar İslam hırkasını ters giymişlerdir.” derken İmam Ali tam da
Peygamber sonrası İslam’ın ezilen, mazlum, yani mustazaflardan nasıl
uzaklaştığını, Peygamber’e eziyet eden Mekke’nin 9’lu çetesinin başı
Ebu Sufyan Müslümanlığına döndüğünü anlatmıştır.
Kur’an’daki ayetlerden yola çıkarsak, İslam ezilenin, mazlumun, yani
mustazafların yanındadır.
Kuran’da şöyle demektedir;
“Altın ve gümüşü biriktirip de bunları Allah yolunda harcamayanları
acıklı bir azapla müjdele!”
[9/Tevbe Suresi, 34]
“Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.”
[44/Duhan Suresi, 25]
“Mal ve evlat çoğaltma yarışı sizi oyaladı.”
[102/ Tekasur Suresi, 1]
“Alışverişlerinde hile yapanların vay hallerine.”
[83/Mutaffinin Suresi, 1]
“Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden
kimsenin vay haline!”
[104/Hümeze Suresi, 1-2]
Allah ve tağutun zıtlığı.
Eşraf, haddi aşanlar; hâkim gücün sınıfsal üssü yani firavunlaşma.
Sınıfsal sorumluluk açısından dinin tarifine gelince;
“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, öksüzü iter, kakar. Yoksulu
doyurmaya önayak olmaz…”
[107/Maun Suresi,1-4]
Sorumsuz bir dine; halkın alınyazısına ve mazlumun serüvenine yabancı,
ondan uzak manevi dindarlığa karşı bir nefret: “o namaz kılanlara
yazıklar olsun.”
Allah’ın sıfatı: Adaleti ayakta tutan, adil.
Peygamber’in risâletinin peygamberlerin, kitapların gönderilişinin ve
velâyetin temel amacı: “Biz peygamberlerimizi kesin kanıtlarla
gönderdik, insanlar arasında adil bir düzen kurulsun diye onlarla
birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik.”
[57 /Hadid Suresi, 25]
Biri birine karşıt iki cephe. Bir cephede kâfirler. Peygamberlerin ve
adalet isteyen halkın katilleri.
“Zillet ve meskenete düştüler ve nihayet Allah’tan bir gazaba
uğradılar. Evet, öyle oldu, çünkü Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar
ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet, öyle oldu, çünkü
isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.”
[2/ Bakara Suresi, 61]
Bu sırat-ı mustakim, yani dosdoğru yol İmam Ali ve onun taraftarı
Alevi İslam’ın yoludur. Mücadelemiz dine karşı din mücadelesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir