yelkenini kırlangıç yeli doldursun

etrak-ı bi idrak
türk-i bedlika
zenci büyücüler
cani kasaplar
çerkez cariyeler
kar yağsın kanın üstüne

çok gülmek kalbi öldürür
yüzünün değerini soldurur
şarap içersin can düşmanınla
ateşe verip canını halka çerağını
bırakırsın ırmağın akıntısına

çırılçıplak bağlarlar
bir kayığın direğine
tüysüz oğlan gibi düzerler
doruklarda gezerken
yüreğin ezilir
karganın bile sesi kırılır
yüzün yerde kalır

yelkenini kırlangıç yeli doldursun
her loncada bir gedik
kanın şoylayı şoylayı
ayağa kalk ey reaya
aslına dönme kavgasında

açmışsın kanlı çehiz sandığını
eller ayaklar hayvan iskeletleri
kanlı kancalar kırık süngü
yarısı yanık harita
kapaksız matara
avucundan sızan
kum taneleri zamanın

kaçıyorsun
örümcek ağlarından
gölge oyunlarından
kaçıyorsun
katmerli dehlizlerden
nemli mahzenlerden
kılcal damarlarına
sinen karabasanlardan

ilk saldırıda dağılmadın biliyorum
ter kan kokusu
kolların gergin
sırtında onulmaz bir ağrı
çengel çarmıh kazık
ustura ile yüzülmüş derin
çekiçle kırık kol kemik

iriş baba sultan iriş
akdeniz’in zambakları
değil bu beyaz yüz
delik deşik
menteş’in yüzü

sen artık ölüler ülkesinin
çiçeğisin
zindan kapağı şakırdar
it eniği gibi yuvarlarlar seni
kanlı irinli bir boşluğa

uyansın gözlerin
gövden ölse ruhun dirilsin
sen baharın uğultusundan
ürken böcek değilsin
ateşle suyla toprakla havayla
teni kavrulan
sen güneşin önünde yanan ırgatsın

seni bekledik saban izlerinde
yangın kulelerinde
dalgakıranlara yaslanan fenerlerde
ölüp ölüp dirildik üryan
baldırı çıplak parya
ayağa kalk
çevir tersine kum saatini

Mehmet Özgür Ersan 08.03.2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir