Eleştiri ve eleştiri türleri

Eleştiri Yunanca “kritike” sözcüğünden türemiştir [Almanca Kritik], [Fransa Critique], [İngilizce Critical] Ayırt etme, yargılama, eleştirme (sanatı). Eski dilde karşılığı tenkittir.1- Genel anlamda, bir insanı,bir yapıtı, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek ereğiyle inceleme işi. 2) , Felsefede, özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme,sınama,yargılama. Örneğin elde edilen bir bilginin eleştirisi. Kısaca eleştiri bir takım ölçüt ve değerlerle, belirli yöntemlerle görüşlere ve verilere yargı verme ve değer biçmedir. Yargılanan kişi, olay ve ürünleri eleştirmek için kullanılan ölçüt, yöntem ve görüşlere göre eleştirinin çeşitleri belirlenir.
Akılcı – duygusal eleştiri, öznel- nesnel eleştiri, izlenimci- çözümleyici, biçimsel- içeriksel eleştiri , okura dönük ya da esere- yazara dönük eleştiri , yaratıcı- tanıtıcı eleştiri, tarihsel eleştiri, felsefi eleştiri , ahlaki eleştiri, dilbilimsel eleştiri gibi.
Bunların içinde aslında en önemlisi felsefi eleştiridir. Geçen sayımızda “Yazında Tarafsızlık Sorunu” üzerine yazdığım yazıda belirttiğim gibi eleştirmen kendi düşünüş, görüş ve kavranış yani dünya görüşünün felsefi düşüncesinin etkisindedir. Freudcu eleştiri, Sosyalist eleştiri, Yapısalcı eleştiri, post-modern eleştiri gibi, çoğaltmak mümkün tabi ki. Ben sosyalist eleştiri türü üzerinde durmayı daha uygun buluyorum.

SOSYALİST ELEŞTİRİNİN YASLANDIĞI TEMELLER
Sosyalist eleştiriyi anlamak için öncelikle sosyalist görüşün temel noktalarını anlamamız gerekmektedir. Bu görüş 19. yüzyılın klasik Alman Felsefesi ile İngiliz ekonomi politiği ve Fransız ütopik sosyalizminden kaynaklarını alan özünde bütün insanlığın o güne kadar getirdiği kültür birikiminin Marx ve Engels tarafından iyice özümsenerek onunda üstünde bir bireşim kurmasının sonucudur. Marx ve Engels , Hegel’in diyalektik yönteminden, Ludwing Feuerbach’ın maddeci felsefesinden, Adam Smith ile David Ricardo’nun emek/ değer kuramından ve Saint Simone ve Charles Fourier’in sosyalist düşüncelerinden yararlanmışlardır. Bununla da kalmayıp binlerce yıllık insan kültürünü eleştiri süzgecimden geçirmişlerdir.Üstelik bununla da kalmayıp onun bu yeni bireşime önemli katkılar sunarak toplumun itici gücünün sınıf savaşımı olduğunu ve işçi sınıfının iktidarı ile geleceği kimin kuracağının anahtarını insanlığa sunmuşlardır.
Bunu yaparken yaşadıkları dönemdeki bütün bilimsel gelişmeleri takip edip diyalektik yöntemle maddeci felsefeyi birleştirip diyalektik materyalist yöntemi bularak insanı idealizmin karanlığından kurtarmışlardır. Diyalektik maddeciliğin yalnızca insan zihninin(düşüncesinin) değil, doğa ile toplumun da genel yasalarını aydınlatan bir bilim katına çıkarmışlardır.
Maddenin genel olarak önceliğini ve belirleyiciliğini temel alan diyalektik maddeciliğe göre, tüm varlıklar- içerdikleri karşıtlıklar,çelişkiler dolayısıyla- durmayan bir hareket, evrim ve değişim geçirdiğini, aralarında uzak ya da yakın bağlantılar, etkiler bulunduğunu. Bu karşıtlık, çelişki ve etkilerin doğurduğu nicelikçe değişmeler, belirli bir süreçle ve sıçramayla, nitelikçe değişmelere yol açtığını bize göstermişler.
Marx Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı şöyle söyler; “ Yaşamlarının toplumsal üretimi içinde insanlar, iradeleri dışında bir takım zorunlu ve belirli ilişkilere girişirler. Bu ilişkiler maddi üretim kuvvetlerinin belli bir gelişme düzeyine uygun düşer. Üretim İlişkilerinin topu, toplumun ekonomik altyapısını, asıl temeli oluşturur. Onun üstünde ona uygun düşen toplum bilincinin belirli biçimleri, siyasal ve hukuksal bir ideolojik üstyapı yükselir. Genel olarak, maddi yaşamın üretim biçimi siyasal ve toplumsal yaşamın sürecini koşullandırır. İnsanların yaşayışını var (oluşunu) belirleyen bilinçleri değil, tam tersine , bilinçlerinin belirli bir aşamasında toplumun maddi üretim güçleri yürürlükteki üretim ilişkileriyle ya da bunların hukuksal anlatımından başka bir şey olmayıp o zamana değin içinde hareket ede geldikleri mülkiyet ilişkileriyle çelişkiye düşerler. Bu ilişkiler, artık üretim güçlerinin gelişim biçimleri olmaktan çıkmış, onlara ayak bağı olmuşlardır. Bundan ötürü, bir toplumsal dönüşüm dönemi başlar. Ekonomik temelde beliren değişme, o kocaman üstyapıyı daha az ya da çok hızlı bir biçimde tümüyle sarsıp değişime uğratır.” (1)
Marx altyapının üstyapıyı belirlediğine ilişkin tespitini Engels 1890’da Joseph Bloch’a ve 1894’te Heinz Starkenburg’a yazdığı mektuplarda şöyle dile getirir; “ … Siyaset, hukuk, felsefe,din, edebiyat,sanat vb. alanlarındaki gelişme ekonomik temele etkide bulunurlar. Böyle olması, yalınızca ekonomik durumun sebep, etkin güç ve geri kalan her şeyin edilgin olmasından ileri gelmez. Tersine, son aşamada hep üstün gelen ekonomik zorunluluk temeli üzerinde karşılıklı etki ve tepkiler vardır…” (2)
İdeolojik üstyapı ürünlerinden bir olması dolayısıyla edebiyat da söz konusu belirleme ve etkileşmeye bağlıdır.Elbette bu etkileşim söz konusu yapılar ve kesimler arasındaki karşılıklı diyalektik ilişkiler ‘doğrudan doğruya’ değil, genellikle ‘dolaylı’dır, ‘mekanik’ değil, ‘karmaşık’ tır. Georgi Plehanov ekonomi ile ideoloji arasındaki basamakları şöyle belirtir:
“Altyapı ile üstyapı arasındaki ilişkiler üzerinde Marx’la Engels’in görüşünü kısaca belirtmek istersek şunu görürüz: 1. Üretim kuvvetlerinin durumu, 2. Bu kuvvetlerin belirlediği ekonomik ilişkiler, 3. Bu doğrudan doğruya ekonominin, gerekse onun üzerine oturmuş toplumsal ve siyasal rejimin belirlediği toplumsal insanın psikolojisi, 5. Bu psikolojiyi yansıtan çeşitli ideolojiler.” (3)
Edebiyat üstyapının bir parçasıdır. Yani ekonomik altyapının etkisindeki , onun belirlediği üst yapının edebiyatıdır. Marx ve Engels “Alman İdeolojisi” kitaplarında konuyu şöyle açıklamaktadırlar.
“Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emirinde bulundururlar, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen düşünceler, fikirler biçiminde kavranan maddi, egemen ilişkilerdir, şu halde bir sınıfı egemen sınıf yapan ilişkilerin ifadesidir.; başka bir deyişle, bu düşünceler, onun egemenliğini fikirleridirler.” (4)
Edebiyata bugünün sosyalist edebiyat diye bahsettiğimiz aslında devrimci edebiyattır. Yarının edebiyatına örnek göstermek zordur. Ancak öncülerine örnek gösterebiliriz. Çünkü istesek de istemesek de yaratılan edebiyat egemen düşüncenin edebiyatının etkisindedir. Ama buradan yarının edebiyatının öncüleri üretilemeyecek demek değildir elbet. Bunu ancak diyalektik ve tarihsel materyalizmin ışığındaki sosyalist eleştirmenlerin eleştirileri ile sosyalist edebiyatçılar üretebilecektir.
“Proletarya edebiyatı, her şeyden önce devrimci bir edebiyattır. O kapitalist rejimin yanında için için oluşan (…) yeni topluma uyarak, onu aydınlatan, tasvir eden edebiyattır. Gerçekten edebi eylem bir yapıt ürünüyle kendini tanıtır. Oysa biz bu alanda ancak öncü yapıtlarla karşılaşıyoruz .Maddi değişmeler henüz tek tük ve gençtir.” (5)

SOSYALİST ELEŞTİRİ
Yukarıda sosyalist eleştirinin yaslandığı temelleri kısaca anlatmaya çalıştım. Toparlarsak son çözümlemede sosyalist yazın ve sosyalist eleştirinin dayanması gereken temeller, tüm insanlığın her alanda koyduğu,yeni, ileri , güzel bütün araştırmaları buluşları, yaratılışları kendi bilimsel görüşleri ve değer yargılarıyla yargılayarak özümlemek ve bunlara göre kendi geliştirmek edimidir.
Sosyalist Eleştirinin ilkeleri;
-Sosyalist eleştiri içeriğin biçimi belirlediğini , ama biçimi içerikten ayırmamak gerektiğini savunur. İkisin organik bir bütün olarak görür. Eserin içerik ( dolayısıyla ideolojik) biçim (yani estetik) açıdan çözümleyip değerlendirir. Birbirleri arasında tam bir tutarlılık ve uygunluk arar.
Lunaçarski bu kondu şunları söylemiştir; “ Biçim, içeriğe olabildiğince uygun düşmelidir. Ona en yüksek anlatım gücünü katmalı, yapıtın seslendiği okur kitlesi üzerinde en büyük etkiyi yapmalıdır.” (6)
-İçeriğin gerçekliği, doğruluğu, ileriliği kadar biçimin yetkinliği, yeniliği üzerine durur. Ayrıca eserin içeriğinin sınıfsal bakış açısına ve sosyalist öğretilere uyup uymadığına bakar.
Anatoli Lunaçarski bunu şöyle özetler; “ Sosyalist eleştirmen “ çözümlemesini önce eserin içeriği ile yansıttığı toplumsal öz üzerinde yoğunlaştırır. Eserin şu yada bu toplumsal kümeyle olan bağlantılarını ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini ortaya çıkarır. Sonra da şu temel amaca ulaşıp ulaşmadığını belirlemek, yani anlatım gücünü, içeriğini okurun çok iyi kavrayıp inanmasını sağlayıp, sağlamadığını görmek için biçimi gözden geçirir.” (7)
Tarihsel Maddeci bakış açısını benimsediği için çağın özellikleri ve süreç, eser ve yazar arasındaki açık ya da örtülü ilişkinin nicelik ve niteliği ortaya çıkarır. Ayrıca toplumla olan bağlarını ortaya çıkararak. Onların devrimci bir anlayışla ve yeni , güzel bir anlatımla belirtilip belirtilmediğini araştırır.
“ … Bir yapıtın biçimi, yalnızca içerikçe belirlenmez, başka öğelerin de bunda payları vardır: Düşünce ile söylemin ruhsal belirtileri , bir sınıfın ( ya da yapıtı etkileyen sınıf kümelerinin) yaşama biçimi, toplumsal maddesel kültürünün genel düzeyi, yakınlarının etkisi, geçmişin gücünü yitirmesi ya da varoluşun tüm görünümlerinde kendini duyuran yenileme, özlemin güçlenmesi … İşte bu öğeler de biçimi etkiler ve onu belirleyen ikincil öğeler arasına katılabilir. Biçim çoğunlukla bir tek yapıta değil, bütün bir çağa ya da bir okula bağlıdır. (…) biçim bazen içeriğe zarar verebilir, onunla çatışabilir , hatta ondan koparak tek başına aldatıcı , göz bağıcı bir nitelik bile kazanabilir. Bu son durum , tumturaklı söz oyunları ile tantanalı, uçarı, eğlenceli edimlerin arkasına gizlenerek gerçek yaşamdan kaçan, içerikten yoksun kalmış sınıfların eğilimlerini yansıtan edebiyat yapıtlarında görülür. Bu türden öğeler Marksçı bir çözümlemenin dışında bırakılmamalı ve toplumbilimsel yorumlamadan geçirilmelidir. (…) söz konusu öğeler de toplumsal yaşamdan tümüyle kopuk değildirler.” (8)
-Yazarla, eserini ve çevreyle olan diyalektik ilişkileri içinde inceleyip değerlendirir. Böylece hem yazar ile eserin çevreden neler aldığını onların hem öznel ve yaratıcı hem de nesnel ve toplumsal kaynaklarını görmeye çalışır. (9)
Konuyla ile gili olarak Lunaçarski’ye kulak verirsek ; “ Marksçı eleştirmen bir yapıtın temelindeki toplumsal eğilimi ortaya çıkarmaya çalışmalıdır. Bu eğilimin bilinçsiz ya da bilinçli olarak neyi amaçladığını ve nereye vardığını bulmaya uğraşmalıdır. Yapıtla ilgili genel yargısını da bu egemen toplumsal “dinamik”e göre vermelidir.” (10)

SOSYALİZMİN İLK KURULUŞ YILLARINDA ELEŞTİRİDE DİKKAT EDİLEN HUSUSLAR
-Biçim, içeriğe olabildiğince uygun düşmelidir. Ona en yüksek anlatım gücünü katmalı, yapıtın seslendiği okur kitlesi üzerinde büyük etkiyi yapmalıdır.
Plehanov bu konuya şöyle yaklaşmaktadır; “ Edebiyat imgelerin sanatıdır. Ve her türlü çıplak düşünce ile kaba propagandanın egemenliği yapıta uğursuzluk getirir. (11)
Lunaçarski ise şöyle söyler; “ Kapsadığı yargılar ne denli ateşli olursa olsun salt siyasal öğelerle örülmüş edebiyat yapıtı okura soğuk gelecektir. (…) yazarın içeriği sanatsal yönden yeterince işlemediğini söyleyebiliriz. (…) Böyle durumda içerik iyice eritilmiş bir maden gibi yapıtta imgelerle akıp gidecek yerde, soğumuş kocaman külçeler halinde yüzmektedir. (12)
-Biçimin özgün (orijinal) olması gerekmektedir. Bu yapıtın biçimsel yapısının içerikle iyice uyuşup kaynaşmasıyla olur. Sanatçı kendisinden önce anlatılmamış bir şeyi anlatmalıdır.
Lunaçarski’nin konuya yaklaşımı şöyledir; “Gerçek sanat yapıtında içerik yeni olmak zorundadır. Eğer yazar bunu başaramamışsa, yapıtı az değerlidir. Sanatçı, kendisinden önce anlatılmamış bir şeyi anlatmalıdır. Yineleme (tekrarlama) –ne denli inve arınmış olursa olsun- sanat değil, zanaattır. ( kimi ressamlar bunu anlamakta güçlük çekiyorlar.) Bundan dolayı, her yeni içerik yeni bir biçim gerektirir.” (13)
-Yapıtın okuyucu kitle tarafından anlaşılırlı çok önemlidir.
Tolstoy bu konuda şöyle söylemiştir; “… Eğer sanat önemli bir şeyse, bütün insanlar için gerekli bir ruhsal iyilikse, herkesçe anlaşılır olmak zorundadır.” (14)
Lunaçarski’nin konuya karşı yaklaşımı ise; “ Emekçi kitlelere, yaşamın temel yaratıcılarına seslenen bir edebiyata ihtiyaç duyan bizler, yapıtların anlaşılırlığı sorunuyla da yakından ilgiliyiz. Markçı eleştiri her türlü anlaşılmazlıkla, kapalılıkla, çapraşıklıkla, bir avuç estetikçiye seslenmenin her biçimiyle, yapmacıklık ve gereksiz kibarlıkla savaşmalıdır.” (15 )

BURJUVA ELEŞTİRİ
Burjuva eleştiri, sosyalist eleştiriden çok farklı bakar olaya. Kendi sınıf kaygıları, dünya görüşü onun daha bireyci daha içerik yoksunu eserleri beğenisini sağlar. Bu oldukça normal ve olması gerekendir. Sınıf karakteri rekabet ekonomisi üzerine kurulmuş bir sistemin evlatları olarak bunun böyle olması gerektiği gibi aynı zamanda geleceğin toplumsal yapısının kurulmaması içinde bunun böyle olması zorunludur. Bireyci, içe kapanık, gizemli bir edebiyatın üretilmesi çoğu zaman teşvik edilir. Burjuva eleştirisini esasların birkaç maddede toplarsak;
-Burjuva eleştirisi çoğunlukla ya içeriği biçimden ayırır, onu bir yana bırakarak salt biçim üzerinde durur, eseri biçim açısından değerlendirir ya da içeriği çözümleyip yargılarken onun toplumsal / siyasal yanına hiç değinmez yahut ona ancak burjuvazinin ideolojik ölçütleriyle değinir.
– Burjuva eleştirisi çoğunlukla eserin yazıldığı ve yazarının yaşadığı çağa sırt çevirir, üretim ve mülkiyet ilişkilerinden kaynaklanan sınıf çatışmasının belirlediği tarihsel sürece boş verir. Eser ve yazarıyla onlar arasındaki doğrudan ya da dolaylı bağları, etkileri araştırmaz.
-Burjuva eleştirisi yazarla eserini ya toplumsal ve kültürel çevreyle ilişiklerinden soyutlayarak ele alıp yalınızca öznel, sanatsal yanlarına önem verir ya da mekanist bir gerekircilikle onları salt çevrenin belirlediği- yaratıcılıktan uzak- gölge ürünler gibi sunmaya uğraşır.
-Burjuva eleştirisi ya açıktan açığa kapitalist sınıfın savunmasını üstlenir ya da, çoğunlukla, eser ile yazarını çağına ve çevresine bağlamayarak onları güya ekonomik, politik, ideolojik eylemin dışında tutmaya/göstermeye çalışır.(16)

SOSYALİST ELEŞTİRİNİN KISA TARİHÇESİ
Marx ve Engels en sıkışık günlerinde bile edebiyat ürünleri okuyan, edebiyatın önemini ve değerini bilen aydınlardı. Avrupa’nın o karmakarışık günlerinde başlı başına bir estetik ya da eleştiri kuramı oluşturmaya yönelememişlerdi. Sosyalizmin ekonomi, felsefe, toplumbilim ve politika alanlarında temeller atmaya çalışırken bir yandan verdikleri eserlerde sosyalist estetikle eleştirinin oluşturulmasına katkı sunmuşlardı. Bugün onların çeşitli makale ve mektuplarından derlenen sanatla ilgili yazıları öncelikle 1971’de dilimize Murat Belge tarafından kazandırılan “Marx/ Engels , Sanat ve Edebiyat De Yayınları “ kitabıdır.
Bu konuda ilkin Georgi Plehanov (1856-1918) tarafından Rusya’da tohumlar atıldı. Önce Narodniklere harekete bağlı iken, sonra bilimsel sosyalizmi benimser. Ekim Devrimi’ne karşı çıkmakla birlikte, Marksçılığa katkılarda bulunmaktan da geri kalmaz. Edebiyat ile sanatı toplumsal yaşamın ürünü ve aynası olarak ele alır. Maddeci tarih görüşünü estetik ile eleştiriye uygulamaya ve onlara ilişkin bir bilimsel kuram oluşturmaya çalışır. Dilimize çevrilen eserleri; Asım Bezirci’ nin çevrisi ile “Jean Freville / Georgi Plehanov , Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum May Yayınları 1974” ve Selim Mimoğlu’nun çevirisi ile “ G.V.Plehanov, Sanat ve Sosyalizm, Sosyal Yayınları” adlı kitaplardır.
Anatoli Vasiliyeviç Lunaçarski (1875-1933) öncülü Plehanov gibi hem Rus hemde Avurap edebiyatını iyi bilir. Plehanov’un toplumbilimsel yanı ağır basan eleştiri yöntemini siyasal açıdan geliştirir. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski,Gogol, herzen, Çernişevski, Sçerdin, Heine, Proust, Swift üstüne incelemeler yazar. Ayrıca, sanatta yan tutma, devrimle kültürün ilişkisi, işçi sınıfının eyleminde sanatın işlevi, yazarın dünya görüşü ile sanatı arasındaki tutarlılık, devrim ve sanat / edebiyat, sosyalist gerçekçilik konularında ilginç çalışmalar yapar, önerilerde bulunur. Ekim Devrimi’nden hemen sonra Halk Eğitim Komiserliğine getirilir. 1929’a kadar bu görevde kalır. Sanatın değişik kollarında yüzlerce yazı kaleme alır. Bunlardan yapılan derlemeler Kevser Kavala çevirisi ile “Sanat ve Edebiyat Üzerine” adında Adam Yayınlarından 182 yılında yayına hazırlanmıştır. Önemli eserleri şunlardır; Sosyal Demokrat Sanat Yaratıcılığının Ödevleri (1907), İşçi Sınıfı Edebiyatı Üzerine Mektuplar(1914), Lenin ve Sanat(1924), Marksçı Eleştirinin Görevleri Üzerine Tezler (1928), Sanatta Sınıfsal Savaş(1929), sosyalist Gerçekçilik(1933) .
Leon Troçki (1876-1940) Devrim ertesinde karşılaşılan güncel bazı sanat ve edebiyat sorunlarına ilişkin eleştirel yazılar ayımlar. Fütürizm, biçimci şiir, işçi kültürü ve sanatı, partinin sanat politikası, devrimci sanat ile Mayakovski, Yesenin ve Blok konusunda düşüncelerini açıklar. Yazılar “Edebiyat ve Devrim” adıyla dilimize çevirilir.
Lukacs (1885-1971) Sosyalist eleştirinin en çok sözü edilen görkemli temsilcilerinden biridir. Bilimsel sosyalizmi estetik, edebiyat tarihi ve eleştiriye uygulamıştır. Modernizm ile kapalı, karmaşık, soyut, biçimci, bireyci sanata karşı çıkmış ve ile kapalı, karmaşık, soyut, biçimci, bireyci sanata karşı çıkmış ve ile kapalı, karmaşık, soyut, biçimci, bireyci sanata karşı çıkmış ve Joyce, Kafka, Beckett, Proust gibi çağdaş yazarları eleştirmiştir. Edebiyat dallarından daha çok roman türü üzerinde durmuş, eleştirel düşüncelerini daha çok bu türün ürünleri ile yazarlarına yöneltilmiştir. Özellikle Balzac başta olmak üzere Stendhal, Zola, Tolstoy, Mann, Gorki üzerinde durmuştur. Avrupa gerçekçi romancılarını değerlendirmiştir. Bu yüzden de, ‘XIX. Yüzyılın gerçekçiliğini fetişleştirdiği ve yenilikçi çağdaş yazarların en iyilerine bile gözlerini kapadığı’ gerekçesiyle Bertold Brecht’in eleştirisine uğramıştır. Lukacs, geniş bir kültür, üstün bir zeka ve gerçekçi bir tutumla beslenen, felsefe ve tarih bilinci ağır basan önemli eserler yayımlamıştır. Belli başlıları şunlardır: Roman kuramı (1920), Gerçekçiliğin Tarihi (1939), Goethe ve Çağı ( 1947), Tarihsel Roman (1947), Edebiyat ve Demokrasi (1947), Gerçekçilik Üzerine Denemeler (1948), Dünya Edebiyatında Rus Gerçekçiliği (1951), Estetiğin Kendine Özgü Yapısı (1957), Gerçekçiliğin Sorunları (1964) ( 17)

Mehmet Özgür Ersan

Dipnotlar:
1) Marx “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” çev. Asım Bezirci
2) 1890 Joseph Bloch ve 1894 Heinz Starkenburg’a Engels’in yazdığı mektuplar çev.Asım Bezirci
3) Georgi Plehanov Çev:Asım Bezirci
4) Marx ve Engels Alman İdeolojisi s.70
5) Nazım Hikmetin 5 Eylül 1956 tarihli Arjantinli bayan şair Lila Herrero ile konuşmasından.
6) Sosyalizm ve Edebiyat Anatoli Lunçarski Çev: Asım Bezirci Evrensel Yayınları s.54
7) Anatoli Lunaçarski (Sosyalizme Doğru Geçmişten Geleceğe II Asım Bezirci Evrensel Yayınları s.22)
8) Anatoli Lunçarski ı s.50-51
9) Asım Bezirci s.22-24
10) Anatoli Lunçarski s.51
11) G .Plahenov Toplu Yapıtlar
12) Anatoli Lunçarski s.55
13) Sanat Nedir ? (1897-1898) Bütün Yapıtları 1951 c.30 s.84
14) Anatoli Lunçarski s.55
15) Anatoli Lunçarski s.56
16) Asım Bezirci s.24
17) Asım Bezirci s.24-26

Kaynak:
1) Felsefe Terimleri Sözlüğü Prof.Dr. Bedia Akarsu Savaş Yayınları 1984
2) Sosyalizme Doğru Geçmişten Geleceğe II Asım Bezirci Evrensel Yayınları
3) Sosyalizm ve Edebiyat Anatoli Lunçarski Çev: Asım Bezirci Evrensel Yayınları
4) Alman İdeolojisi Feuerbach Karl Marx Friedrich Engels Çev: sevim Belli Sol Yayınları 1992
5) Sanat Ve Edebiyat Üstüne Nazım Hikmet Hazırlayan: Aziz Çalışlar Evrensel Yayınları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir