İlk Türk Otomobili: DEVRİM

47 yıl önce, yıllardır dışa bağımlı bir ekonomik sürecin içinden geçmemizi isteyenlere, “Biz yapamayız, biz edemeyiz, bizden adam olmaz” deyip duranların suratlarında bir tokat gibi patlayan Devrim’ in ilk kıvılcımının çaktığını unutmamalıyız. TCDD mühendisleri, dört buçuk ay içinde yerli bir otomobil üretmek üzere harekete geçtiler ve ürettiler. Bugün Toyota ayarında bir yerli otomobilimiz olabilecekken içinden geçtiğimiz günlerin bir benzeri olan Demokrat Parti iktidarı zamanın da 1950 -1960 yılların arasında dışa bağımlılık bugün ki gibi ayyuka çıkmıştı. Demiryollarımız Komünist icadı olduğu için, Mustafa Kemal’in vefatıyla birlikte çürümeye bırakılmıştı. Karayollarının köylere kadar taşınması, elektrik, su ile ülkemize emperyalist hibelerle büyük yatırım yaptığına inandığımız insanlar aslında ülkemizi emperyalistlere pazarlıyorlardı. Yine duble yollar yine ülkemizin dış hibelerle ayakta tutulması ama ulusal sanayinin çökertilmesi bütün bunlar bize hala ders vermiyorsa, bağımsızlık bayrağımıza hal burun kıvırarak bakıyorsak ne yazık bize.
O yıllarda Ankara Motor Fabrikası Müdürü Mehmet Nuker başlama noktasını şöyle anlatıyor; “Ben Devlet Demiryolları Ankara Motor Fabrikası Müdürü idim. Fabrikalar Dairesi Reisi Orhan Alp Bey telefon etti; ‘Çabuk gel, bizi bakan istiyor’ dedi. Hemen bir arabaya binip gittim. Bakana çıktık. Bakan, ‘Sayın Cumhurbaşkanımız, önümüzdeki Cumhuriyet Bayramı için bir otomobil yapılmasını istiyor.’ dedi. Fabrika müdürü olarak bana döndüler; Ne dersin, mümkün müdür? ‘ diye sordular. Ben de ‘Yaparız’ diye cevap verdim. Böylece bu işin içine girmiş olduk. ‘Yaparız’ dedikten sonra, ‘Peki’ dedi bakan, ‘hazırlığınızı yapın.’ Çıktığımda arkadaşlar sordular, ‘Ne oldu ?’ falan diye. Ben de anlattım konuyu. ‘Ne yaptın?’ dediler, “ O , aya roket atmak gibi bir şey. Dört ayda otomobil yapılır mı ?’. Ben de dedim ki : ‘Bir kere evet dedim. Dönüşü yok bu işin.”
Tarih, 16 Haziran 1961. Cumhuriyet Bayramı’na sadece dört buçuk ay kalmıştı. Neye uğradıklarını şaşıran demiryolcular, toplantı üstüne toplantı yaparak, bu işin altından nasıl kalkacaklarını tartıştılar. Tren için yedek parça imal ediyorlardı, vagon da imal ediyorlardı, hatta lokomotif imaline bile soyunmuşlardı, ama otomobil apayrı bir dünyaydı. Üstelik bu apayrı dünyayı sadece dört buçuk ay vardı. Otomotiv sanayinin Batılı devleri bir protip üzerinde yıllarca çalışırken, bu konuda hiçbir bilgi, tecrübe ve alt yapıya sahip olmayan demiryolcular, ilk Türk otomobilinin numunesini 4,5 ay içinde ortaya koymak zorundaydılar. İmkânsızı başarmaları isteniyordu adeta; fakat demiryolcularımız, şartların olumsuzluğuna aldırmadan, “Biz bu işi yaparız” dediler ve başladılar çalışmaya.
Eskişehir Demiryolu Fabrikası mühendislerinden Makine Yüksek Mühendisi Salih Kayasağın gelişmeleri şöyle anlatıyor; “Çalışmalar için, Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan bir bina seçildi. Elden geldiğince çeşitli tipte otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçaların nasıl tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması sonucunda varıldı.”Önce otomobilin ana hatları belirlendi. Dört ile beş kişilik, toplam 1000 – 1100 kg. ağırlığında orta boy denilebilecek bir tip üzerinde uzlaşıldı. Motor 4 zamanlı ve 4 silindir olarak, 50 – 60 beygir gücü vermeliydi.
“Karoser için hazırlanan 1 / 10 ölçekli maketlerden seçilen 1 / 1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, sonra bu modelden alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi.
“Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinde ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı, diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçalar yerli idi.
“Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışıyordu. Siyah renkteki bu iki numaralı Devrim’in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabilmişti. Pasta ve cilası Ankara’ya sevk edilmek üzere yüklendi trende, gece yol alırken yapıldı. (1)
İlk Türk otomobilinin ismi, çalışmaların sonlarına doğru belli oldu. Dönemin 27 Mayısçı Paşaları, DEVRİM ismini uygun görmüştü.28 Ekim gecesi Ankara’ya nakledilmek üzere trene yüklenen iki adet Devrim’in benzin depoları, buharlı lokomotifin bacasında sıçrayan kıvılcımlara karşı bir emniyet tedbiri olarak, boşaltılmıştı.
Tren sabaha karşı Ankara’ya vardı. 1 numaralı bej Devrim ile 2 numaralı siyah Devrim, o zamanlar Sıhhiye’ de (şimdiki Adliye Sarayı’nın yerinde) bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Orada depolarına birkaç litre benzin konuldu. Asıl ikmal, benzini daha kaliteli olan Mobil istasyonunda yapılacak, oradan da Meclis’ e gidilecekti. Fakat Devrim’lere eşlik etmekle görevlendirilen trafik polislerinin bundan haberleri yoktu. Çok sayıda otomobil ve motosikletten oluşan koruma aracı, Mobil’ e uğramadan Meclis’ e geçti.
İkmal yapamayan Devrim’ lerin depolarında birkaç damla benzin kalmıştı. Demiryolcular hemen harekete geçip bir bidon benzin tedarik ettiler. Önce 2 numaralı siyah Devrim’ e ikmal yapılacaktı. Fakat huni yoktu. İşi, külaha dönüştürdükleri bir gazeteyle halletmeye çalıştılar; olmadı tabii. Gazete kağıdı benzini taşıyamayınca bir dergi buldular; o da işe yaramadı.
Bu arada Devlet Başkanı Cemal Gürsel, yerli otomobilin ilk numunelerini, Cumhuriyet Bayramı törenlerinin başlamasını beklemeden tecrübe etmeye karar vermişti. Siyah Devrim’ in başında benzinle boğuşan demiryolcular, Paşa’ nın kendilerine doğru geldiğini dehşetle fark ettiler. Hazır ola geçerken, “İnşallah arabayla gezmeye kalkışmaz” diye düşünüyorlardı. Ne yazık ki Gürsel ’in niyeti kötüydü! Arabaya binip , “ Şoförlüğü hanginiz yapacak ?” diye sordu. Makine Yüksek Mühendisi Rıfat Serdaroğlu, çaresiz, direksiyonun başına geçip kontak anahtarını çevirdi.
Siyah Devrim yüz metre kadar gitmişti ki, motor öksürerek durdu. Gürsel “ Ne oldu? “ diye sordu. Serdaroğlu, utana sıkıla , “ Paşam, benzin bitti.” dedi. Neyse ki öbür araba, benzin deposu nihayet doldurularak, sefere hazır hale getirilmişti. Paşa’ dan özür dilenerek bej Devrim’ e geçmesi rica edildi. Bej Devrim, Paşa’yı Anıtkabir’e teklemeden götürdü. Ne var ki ‘karşı devrimciler’ , hikâyenin birinci kısmını kolektif hafızamıza iyice kazırken, ikinci kısmını unutturdular. Çünkü menfaatleri, ilk yerli otomobil teşebbüsünün saygı ile değil istihza ile anılmasını gerektiriyordu.
Hürriyet’in Devrim’le ilgili 9 Eylül 1999 tarihli bir haberi tarihin nasıl insafsızca tahrif edilebileceğine muazzam bir örnek teşkil ediyor:
“1961 yılında, zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel… Devrim ‘in direksiyonuna oturmuş, ancak araç çalışmayınca büyük bir rezalet olmuştu.”
Gürsel’i Anıtkabir’e kadar götüren bej Devrim’ den bahsetmek şöyle dursun, siyah Devrim’ in benzini bitene kadar yürüdüğünü bile belirtmemişlerdi.
Halbuki 30 Ekim 1961 tarihli Hürriyet’te, Devrim’in ‘performansı’ çarpıtılmadan anlatılmıştı:”Gürsel, seri halinde otomobil imalı istiyor / Türk yapısı ilk otomobil dün Cumhur reisine hediye edildi.”
“Ankara – Büyük Millet Meclisi’nin methalinde büyük bir kalabalık, biri sarı, biri siyah iki otomobilin etrafında toplanmış, merakla seyrediyor. Saatler sabahın 10’unu gösteriyor, bir devlet başkanı bunlardan birine biniyor. Otomobil biraz sonra hareket edecek ve devlet başkanını gezdirecektir. Bu başkanın adı Cemal Gürsel, bindiği otomobil de kendi milletinin yapısıdır.
“Otomobil homurdanarak hareket ediyor. Bu homurdanışta sanki Türkiye’de otomobil yapılamaz diyenlere karşı serzeniş var.”
“Otomobil elbette günde yüzlerce otomobil çıkaran Ford, Opel, Cadillac fabrikaları mamullerinin ayarında değil, fakat Türk ulusunun da otomobil yapabileceğini gösteren bir örnek.”
“Cumhurbaşkanı Gürsel bu otomobil konusunda şöyle konuşuyor: Bir aşağılık duygusu ile bizde otomobil yapılamayacağı iddia ediliyordu.”
Bizde otomobil yapılmıştır. İşte örneği. “ Cumhurbaşkanı Gürsel, Türk otomobili ile ilk gezisini Anıtkabire yaptı. Bindiği ilk otomobil, 50 metre gittikten sonra durdu. Benzini bitmişti. Gürsel indi, etrafındakilere, ‘Garb kafası ile otomobil yaptık, şark kafası ile ikmali yapamadık.’ diye takıldı.
“İkinci otomobil, arızasız yürüdü. Kendisine otomobilin kontak anahtarını verdiler, otomobil Cumhurbaşkanın olmuştu. Anahtarı yaverine teslim etti. ‘Bunu iyi sakla, kaybolmasın.’ dedi, sonra otomobillerin seri halinde yapılmasını istedi. Daha ucuz maliyet şartlarının temini üzerinde durdu.”
Devrim’in seri üretimine 1964 yılında geçilmesi planlanıyordu.1964 yılında geçilmesi planlanıyordu. Ne yazık ki yerli otomobilini düşmanları buna mani olmayı başardılar. Maliyet tartışmaları, yerli otomobil üretiminin “rantbal” olmadığı propagandası, hükümete geri adım attırdı. Sonraki hükümetleri oluşturan CHP, Millet Partisi, AP, vs zaten Devrim’den pek hazzetmiyordu. DP
Tabanına hitap eden partiler, Devrim’in ‘patent hakkına’ sahip olan askerlere puan kazandırmak istemedikleri için, CHP ise 27 Mayısçılarla özdeşleşmekten kaçındığı için, projenin devamını getirmekten kaçındılar. Bilhassa Süleyman Demirel’in Devrim’den nefret ettiği, adını bile duymak istemediği söylenir.
Otosan’ın 1960’lı yılların ortalarında “ilk yerli otomobil” diye piyasaya sürdüğü ve halkımızın “saman yığını” diye andığı Anadol ise, Demirel’i pek heyecanlandırmıştı.
Şu önemli ayrıntıyı da anımsamadan geçmeyelim: Otosan,1959 yılında Ford’la imzalanan bir sözleşme ile kurulmuş ve 1960 yılında F-600 (Ford) imalatına başlamıştı. İşleri çok iyi gidiyordu. Türkiye pazarını tamamen ele geçirmeleri işten bile değildi. Derken, yerli otomobil kampanyası başladı, Devrim doğdu. Devrim’in seri imalatına geçilmesi, Otosan’ın sonu olabilirdi…
Devrim doğduğunda, Japon otomotiv sanayii henüz emekleme safhasındaydı. Güney Kore mucizesinden ise hiçbir eser yoktu.1961’de başlayan süreç baltalanmadan devam etseydi, bu gün Toyota ayarında bir yerli otomobilimiz olabilirdi. Türkiye’nin ilerlemesini kendi çıkarlarına aykırı görenler, bunu engellemek için ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. İlk yerli otomobil projesinin canına okumak yetmedi onlara. Devrim’den öyle korktular ki, bir daha ‘hortlamaması’ için bugün bile her fırsatta vuruyorlar ona. “Birkaç metre gitti durdu” hatta “Hiç çalışmadı” demeyi ısrarla sürdürerek, idealist çıkışların önüne geçmeye çalışıyorlar. Devrim ise, onlara inat, hala dimdik ayakta! Evet, 40 yıl önce Eskişehir ‘deki lokomotif fabrikasında çürümeye terk edilen bej Devrim hala orada ve –ister inanın ister inanmayın- hala çalışıyor. Biz yapamayız, biz edemeyiz, bizden adam olmaz…” diyenler utansın!

Devrim’in Özellikleri
İmal Tarihi: 1961
Ağırlık:1250 kg.
Uzunluk: 4500 mm.
Genişlik:1800 mm.
Yükseklik: 1550 mm.
İmal Yeri: Eskişehir Demiryolu Fabrikası
Üretim Sayısı: 4 Adet Binek Otomobili
10 Adet Motor: 4 Adet A4L TİPİ, 3 Adet B3T tipi 7 Adet
Şanzıman: 3 Adet A tipi 4 Adet B tipi
Silindir Sayısı:4
Silindir Çapı: 81 mm.
Silindir Hacmi: 20 70 cm
Strok: 100 mm.
Kompresyon. 6,8: 1
Güç: 50 HP
Devir: 3600 d / d
Karakteristik: Dört Zamanlı
(Kaynak. Mak. Yük. Salih Kayasağın / SİSTEK)

Kaynak:
1) İlk Türk Otomobili. Devrim, Salih Kaysağın, SİSTEK)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir