Cahit Sıtkı Tarancı

Yaşamı: 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da doğdu.İlk ve ortaöğretimi İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten (1931) sonra İstanbul’da Mülkiye (1931-1935) ve Yüksek Ticaret Okullarında (1935-1938) okudu;yarıda kalan öğretimini Paris’te Sciences Politigues’te sürdürdü (1938-1940) ancak savaş sırasında kentin işgali üzerine yurda dönmek zorunda kaldı.Öğrencilik yıllarında Sümerbank’ta memur olarak çalışmıştı.Bir süre de ticaretle uğraşan babasının yanında çalıştı.1944’ten başlayarak Ankara’da Anadolu Ajansı,Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında çevirmenlik yaptı.Bu arada sağlığı bozuldu.Yaşamının son 3 yılın inmeli olarak geçirdi .Tedavi için götürüldüğü Viyana’da 13 Ekim 1956 ‘da vefat etti.Naaşı yurda getirilerek Ankara’da toprağa verildi.Diyarbakır’da doğduğu ev müze haline getirildi.Tarancı şiire lise yıllarında başladı.Muhit ve Serveti Fünun dergilerinde ilk şiirleri yayımlandı.(1930) Sonra Gündüz,Ülkü ,İstanbul (1944-1946) Meydan gibi dergilerde yazdı. .CHP şiir yarışmasında birincilik kazanan şiirinin adını taşıyan Otuz Beş Yaş (1946) kitabı yeni Türk şiirinde birçok kuşağın en çok okuduğu yapıtlardan oldu (1983’te 16.Basımı yapılmıştır.) İlk yapıtında (Ömrümdeki Sükut 1933) hece veznini özenli bir şiir diliyle birleştirmiş;ölüm ,aşk,yalnızlık,mutsuzluk ,çocukluk özlemi ,gecenin sakladığı gizler,geçmiş zamana,uzak ülkelere özlem vb temaları işler.1940 ‘lı yıllarda Garip şiirinin etkin olduğu dönemde zaman zaman bu hareketin beslediği ürünler de verdi.Onlardan ve Baudelaire ile Verlaine’den aldığı bazı öğelerle kendine özgü bir şiir oluşturdu.Şiirinde serbest şiir yolunu izledi.Çoğunlukla kendini anlatsa da ,özellikle orta tabaka insanlarının tercümanı olmayı da başarır.Böylece bireysel konular yanında toplum sorunları da işleyen şiirler yazdı.Ancak o hareketin yadsıdığı şiirsellikten hiç uzaklaşmadı.Hece veznini kullanmayı sürdürürken bu veznin az kullanılan 9,10,12 heceli kalıplarından yararlandı . Alışılmış duraklar yerine serbest duraklı uygulamalara girişti.Böylece hece veznine serbest şiirinin söyleyiş rahatlığını kazandırdı.Ömrümdeki Sükut adlı eserinde şair başlangıçtan beri süre gelen ölüm ,aşk gibi temaların yanı sıra güçlü bir yaşama sevincini yansıtıyordu;doğaya sevgiyle bağlanmıştı;yurt ve dünya olayları karşısında okurunu düşünmeye çağırırken özellikle barış eşitlik kavramlarının altını çiziyordu.İnsancıl bir duyarlık ve karamsar bir bakışla en çok aşk,yaşam,ölüm,yalnızlık ,mutsuzluk,yaşlılık temalarını gibi temaları izledi.Bütün eserlerinde biçim üzerinde titizlikle durur.Dile özen gösterir. Charles Baudelaire,Paul Verlaine gibi türlü etkiler aldığı şairlerden çeviriler yapmış (Sonrası 1957 kitabında) günlük yaşamdan esinlenen sokaktaki adamı canlandıran öyküler yazmıştır.(Daha geniş bilgi için S.Önerli Cahit Sıtkı’nın hikayeciliği ve hikayeleri 1976 kitabından yararlana bilinir.) Şiir “sözcüklerle güzel biçimler kurmak” diye tanımlayan,yapıya büyük önem veren,şiirin kaynağını yaşamda arayan estetik görüşleri ,Galatasaray Lisesinde arkadaşı Ziya Osman Saba’ya mektuplarında (Ziya’ya mektuplar 1957) ayrıntılarıyla açıklamıştır. Büyük bir üzüntü yaratan erken ölümü üstüne yazılan şiirlerin sayısı yirmiye yaklaşmış.Kişiliği ve sanatıyla ilgili kitapların sayısı altıyı bulmuştur.

Sanat Serüveni ve Edebiyat Hakkında Düşünceleri

Bir söyleşisinde edebiyata başlayışından edebiyat hakkında fikirlerine kadar bütün edebiyat serüveni kısaca şöyle akatarır.Edebiyata başlamasını “İlkokulda Namık Kemal’in Teyfik Fikret’in Mehmet Emin’in şiirlerini yüksek sesele okumayı pek severdim.Fransız okulunda annemden uzak bulunmam ,okuldaki yabancı ve sıkıntılı hava zaten hastalıklı olan ruhumu büsbütün karartmıştı.Anneme yazdığım uzun mektuplarda bu karanlıkları biraz da sınıf okuduğum edebi parçalardan esinlenerek parlak sözcükler,göz kamaştırıcı benzetmelerle ve süslü cümlelerle anlatmaya çalışıyordum.”Daha sonraları okulda okudu yazarlar ve şairler edebiyat serüvenin şekillendirişini anlatırken şunları söyler. “ Corneille’i ,Racine’i,Moliere’i sınıfta okuyorduk.Romantikleri de kendi kendime,okul kitaplığından aldığım kitaplardan izliyordum.Lamartine’in sütün şiirlerini ezberliyor,teneffüs saatlerinde arkadaşlarım voleybol,basketbol oynarken,ağaçların gölgesine çekilerek kendi kendime okuyordum.Bendeki Lamartine sevgisi Galatasaray onuncu sınıfına kadar sürdü.” Diyerek. Daha sonraki şiir anlayışını tamamen etkileyecek olayı ise ; “Baudelaire ‘okuduktan sonra düşünüşüm,duyuşum,görüşüm değişti.Daha doğrusu ,Baudelaire ,elinde tuttuğu canlı meşale ile bana suyun dibine inmeyi öğretti.İçimle dışım arasındaki farkı,Les Fleurs du Mal’i (Kötülük Çiçekleri’ni) okuduktan sonra anladım.Baudelaire,bana kendi kendimi buldurttu ve ben hayatımı,Baudelaire’i okuduktan önce,Baudelaire’i okuduktan sonra diye iki bölüme ayırmaktayım.” İlk yayınlanan eserinin yayınlanışını şöyle anlatır: “ Ailemde edebiyatla uğraşmamı teşvik eden dayımdı.Bir gün beni yanına çağırarak şiirlerimi götürüp Abdullah Cevdet’e göstermemi söyledi.Ben de bütün yazdıklarımı ,cicili bicili deftere büyük özenle geçirerek İçtihat Evi’nin eşiğinden atladım.Dr. Abdullah Cevdet beni asal unutmayacağım bir içtenlikle ,bir ilgiyle ,bir güler yüzle karşıladı.Bütün manzumelerimi dikkatle okudu , kusurlarımı söyledi.Beğendiği dizelerin altını çizdi ve bana şiire yetenekli olduğumu söyledikten sonra bu yazılarımı yayımlamaktan vazgeçmemi ,çok kitap okumamı ve sonra yazmamı salık verdi.Fakat yazmak beni tatmin etmiyordu,yazılarımın yayımlanmasını istiyordum.Bir gün bütün cesaretimi toplayarak o zaman Servet-i Fünun yazı işleri müdürü Halit Fahri’ye gittim.Yirmiyi aşkın manzume içinde tek bir manzumeyi beğendi, onu da Servet-i Fünun’da yayımladı.İmzamı Servet-i Fünun’un sütunlarında gördüğüm gün yirmi dört yıllık hayatımda bir eşini bir daha bilemeyeceğim bir sevinç içindeydim.”Eski edebiyatımızdan sevdiği şairleri sıralarken Divan Edebiyatında en çok Fuzuli ve Şeyh Galip’i sayar onlar kadar olmasa da Nedim’i de sevdiğini belirtir.Tanzimat Edebiyatı hakkında “Ben Tanzimatçıların bir şey yapmış oldukları kanısında değilim.” der. Servet’i Fünun edebiyatını beğenmediği belirtir ancak bu edebiyattan geleceğe Halit Ziya’nın edebiyatta kalıcı olacağını söyler.Fecri Ati edebiyatında Ahmet Haşim ve Yakup Kadir’i olmasa “bu edebiyatı mahkum etmek kolay” der. Ahmet Haşim’ in Türk edebiyatına “insancıl anlamında gerçek şiir getiren kişidir” olduğunu söyler.Nur Baba’yı ;Hüküm Gecesi’ni ,Sodom ve Gomore ‘yi ,Yaban’ı Ankara’yı yazan Yakup Kadri’yi örnek gösterir. Eserlerinde “Doğu ve Batı’yı büyük ustalıkla kaynaştıran” Yahya Kemal’in “büyük bir kutup” olduğunu belirterek “Yahya Kemal’in şiir yazdığı bir dönemde Türk şiiri,göğsünü gere gere varım diye bilir.” der. Halk edebiyatında “bir Yunus Emre var ki az şey değil.” Deyip şu dizelerinin : “Bir ben vardır bende ben’ den içeri” Baudelaire’i bile kıskandıracağını söyler.Halk şairlerinin en çok hoşuna giden yanının “İçsel bir hayata sahip olmaları” över ve “temiz Türkçe’nin de en güzel örneklerini ancak halk şairlerinde “bulabileceğimizi belirtir.Edebiyatta kalıcı olmanın ünlü olmaktan önemli olduğunu da şöyle açıklar. “Şiir yazmaya başladığım sıralarda ünlü olmaya çok imrendiğimi saklamayacağım.Fakat sonra sonra gerçek ünlerini yalancı ünlülerden ayırt etmeye başlayınca bir okuyucu kitlesi tarafından sevilip beğenilmenin kolay bir şey olmadığını anladım ve bu anlayışıyla çalışmaya koyuldum” der ve ekler “ Üç beş edebiyatçı ,beş on şiir okuyucusu tarafından bilinmeye ün denilemez kuşkusuz.”

Eserleri:Ömrümde Sükut (1933),Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel(1952) ,Sonrası (1957) adlı şiir kitapları arkadaşı Ziya Osman Saba’ya gönderdiği mektupların toplandığı,Ziya’ya Mektuplar (1957) adlı kitabı yanında,ölümünden sonra yayınlanan gazetelerde kalmış 22 öyküsünü toplayan S.Önerli’nin Cahit Sıtkı Tarancı’nın Hikayeciliği ve Hikayeleri ile makalelerini ve konuşmalarını içeren Yazılar , Bütün Şiirleri (1983) adlı kitapları da vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir