Manifaktür Üretimden Kapitalist Üretime : İşçi Sınıfı

Her insan belli bir toplumsal ortamın ürünüdür. Yeni bir şey yaratan her deha bunu kendinden önce tamamlanan bir temel üzerinde gerçekleştirirler. Bir dehayı tespit etmek için o toplumda daha önce elde edilmiş başarıları, toplumun entelektüel gelişme derecesini, bu dehanın içinde doğduğu, psikolojik ve maddi gerçekliğin yarattığı toplum kalıplarını bilmek gerekir.

Marx-Engels’i anlamak için ilkin onun yaşadığı dönemin tarihsel arka planını ve bunun etkilerini incelemek gerekir.

Marx ve Engels 1818 ve 1820’de doğmuşlardır. Hemen hemen birbirine yakın Almanya’nın iki eyaletinde Karl Marx 5 Mayıs 1818de Ren Prusya’sında Trevers kentinde; Engels 28 Kasım 1820’de yanı eyaletin Barmen kentinden doğdu.

Aynı yıllarda, yakın kentlerde doğmaları yetişme çağlarının her türlü etki ve biçimlenişi ortaklaşması da önemlidir.

1830’da Fransa’da Temmuz Devrimi meydana gelmişti. Bu devrim Batı’dan Doğu’ya tüm Avrupa’ya yayıldı. Rusya’ya bile ulaşan devrim dalgası 1831 Polonya Ayaklanmasına yol açtı.

Marx ve Engels’in toplumsal konularda bilinçli gençler haline gelmelerinden önce geçen ilk otuz yılın karakterini iki temel olgu belirler: İngiltere’deki Sanayi Devrimi 1760 yılarında başladı ve uzun bir zaman dilimiyle doruk noktasına ulaşarak 1830’lar da sona erdi. Sanayi Devrimi terimi Engels’e aittir ve 1844 ve 1845’de kullanmaya başlamıştır.

Bu bir geçiş dönemine ilişkin bir tespittir. Daha önce de emekçiler, proleterler vardı- yani mülk ve üretim araçlarına sahip olmayan ve bundan dolayı yaşam araçlarını sağlayabilmek için kendini bir meta olarak, iş gücü olarak satmaya zorlanan bir halk sınıfı vardı.

Bununla birlikte, Onsekizinci asır ortalarında, İngiliz kapitalizminin karakterini üretim yöntemlerinden küçük imalat sistemi (handicraff) ( manifaktür) belirliyordu. Bu sistem her küçük teşebbüsün bir usta, iki üç kalfa ve bir kaç çıraktan oluştuğu eski lonca (craft) sisteminden farklıydı.

Bu geleneksel küçük imalat yerini kapitalist üretim yöntemlerine bıraktı.Bu manifaktür üretimin doruk noktasına ulaştığı andı. 18 yy’dan yaklaşık 1760’lardan sonra bizzat üretim tekniklerinin temelleri değişmeye başladı. Eski araçların yerine makinalar geçiyordu. Makina kullanımı ilk İngiltere’de dokuma alanında başladı. 1785’de Watt geliştirilmiş buhar makinasını buldu.

Bu su gücünün kullanılması için nehir kıyılarına fabrikaların kullanılma zorunluluğunu son verip, kentlerde de kurulmasını mümkün kıldı. Bu ise üretimin merkezileşmesi ve temerküzü için elverişli koşulların doğmasına yol açtı.

Buhar dokumanın yanında sanayinin birçok dalında kullanılması yolunda denemeler yapıldı. Bu tabii ki öyle hemen gerçekleşmedi. 1760- 1830 yılları arasındaki dönem büyük Sanayi Devrimi dönemi olarak adlandırılır.

Yetmiş yıllık bir dönem boyunca yeni yeni icatlar ekonomide sürekli uygulanırken, üretim gittikçe yoğunlaştığı sürekli bir mülksüzleşme sürecinin yani küçük dokuma ve iplik eğirme atölyelerinin yok olma, küçük imalatın yıkılma ve ortadan kalkma sürecinin katı biçimde ilerlediği bir süreç geçirildi.

Zanatkarların yerini sürekli olarak artan bir proleter ordusu aldı. 16. yy- 17 yy’da gelişmeye başlayan 18. yy’da nüfusun hala önemsiz bir bölümünü oluşturan eski işçi sınıfının yerini 19. yy’da nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan ve tüm çağdaş toplumsal ilişkilerini belirleyerek onlara güçlü damgasını vuran bir işçi sınıfı geçti. Sanayi devrimiyle birlikte, işçi sınıfının kendi safları içinde de belirili bir yoğunlaşma meydana geldi.

Düne kadar işçilerle iş veren arasında katı olmayan ilişkiler temelden değişecek yüzlerce işçinin tasfiye edildiği kendi varoluşlarının koşulları gereği işverenler tarafından atılan işçilerin sonsuz nefretleri ve tutuşan kızgınlıklarının sonucu yeni ve zorlu bir devrim süreci başladı.

İlk başta bu öfke pek tabi ki makinelere yönelmiştir. Tüm felaketlerin sebebi görülen makineler kırılmaya başlamış. Makineli üretime geçilmesine karşı çıkan bu hareket tarihte Luddite Hareketi olarak 1815’de korkunç boyutlara ulaştı.

Bu hareket kısa zamanda uygun sloganlar ve güçlü önderler ve kaba güç gösterileriyle müthiş bir örgütlü güce dönüşerek direnişe geçti.

Sonuç olarak işçi sınıfı makina kırıcılıkla başlayan mücadelesi sendikalar eliyle büyümüş en sonunda Paris Komünü’ne giden yolda iktidarı ele alıp tarih sahnesine kendi iktidarını kurup kendi özgür dünyasını oluşturmaya talip burjuvaziden sonra yeni bir devrimci sınıf ortaya çıkmıştır. Bu yeni sınıf yeni insanı yaratacak sınıf: işçi sınıfıdır.

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir