Güzel insanı yaratacak tarihi bilinç

İnsanın insanlaşma kavgası doğayı ehlileştirme çabasıyla başat gitmiştir. Doğayı ehlileştirirken kendisini de ehlileştirmiştir. Bilgi birikimini kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Her kuşak bir önceki kuşağın bilgisini katlamıştır.Bilginin gerçek anlamda sıçrayıp bilince dönmesi süreci aydınlanmayla olmuştur. Yani insanın kendinde bilince ulaşması burjuvazinin tarih sahnesine çıkmasıyla ortaya çıkmıştır.Elbette burjuvazi sırtında geçmiş toplumların tarihcil devriminin yükleriyle bu bilince ulaşmıştır. Sonunda da Sosyal devrimini gerçekleştirmiştir. Burjuva Devrimi yaratan bilinç, kendinde bilinçtir.Peki, kendinde bilinç nedir? Kendinde bilinç insanın doğayla savaşında edindiği bilgi birikimini yalnız teorik bilgi olarak değil, aynı zamanda pratik bir süreç haline getirmesidir. Bu pratik süreçte burjuvazinin devrimci yönünü aydınlanma devrimiyle görüyoruz.Tüm dünya yankı bulan en özgün halinin Fransa’da yaşandığı aydınlanma devrimi burjuvazinin sankülotlarla (külotsuzlar, baldırı çıplaklar ya da ayaktakımıyla) birlikte Fransız feodalitesini yıkışıyla olmuştur. Bu devrim dünyadaki burjuva demokratik devrimler içinde en özgün olanıdır. Diğer Avrupa ülkelerindeki burjuvazi feodaliteye taviz vererek karma bir yapıya sahiptir.Fransız burjuvazisi bu dönemde ittifak kurduğu işçi ve köylülere silah dağıtmıştır. Engels’in de belirttiği gibi bu dönem burjuva demokrasilerinde en demokratik dönem olma özelliği göstermektedir. Tarihi arka planına bakarsak barbarların askercil demokrasi dediğimiz ve devletin oluşmadığı klanın üyelerinin hepsinin silahlı olduğu eşit ve anaerkil dönemle benzerlik gösterir. Daha sonraki süreçte de Paris komününe ebelik etmiştir.Fransız Burjuvazisi burjuvazinin dünyada ilk ve tek büyük devriminin sonuçlarını da tez elden gören ilk kendinde sınıftır. ‘Zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan’ ve ‘kendi mezar kazıcısı’ işçi sınıfının nefesini ensesinde hissederek hemen çark etmeyi ve ölümüne işçi sınıfına karşı mücadele etmeyi de unutmamıştır.Peki, biz işçi sınıfı; Yunan sitelerinin paryaları, Fransa’nın sankülotlan ve modern çağın proletaryası tarih sahnesine ne zaman çıktık? İşte kilit nokta budur. Bu yakıcı soru bizim ‘kendinde sınıf ‘kendi bilincinde sınıf olabilmemizin anahtarı olan sorudur.Burjuvazinin verdiği hiçbir sözü tutmadığı, zulmünü her geçen gün artırdığı kapitalizmin üretim anarşisi döneminin sonlarına gelindiği süreçte gerçekleşmiştir. Bu dönemde ayak takımı hızla proleterleşerek kendisine reva görülen iğrenç koşullara baş kaldırır. Günde 18 saati bulan çalışma koşullarını; 8 saat iş, 8 saat uyku, 8 saat temel ihtiyaçlar karşılayacağı şekilde organize edilmesini ister. Sonuçta çetin bir mücadelenin içinde kendini bulur. Bu süreç Paris Komünü yaratır. Paris Komünü 72 gün süren işçi sınıfının ilk iktidar deneyimiydi. Kan ve gözyaşıyla bastırıldı.Bütün bu tarihi süreç şunu göstermektedir. Aydınlanma devrimiyle başlayan burjuvazinin devrimci iktidarı Paris Komününe kadar geçen süreçte ne kadar gericileştiğini gözler önüne sermiştir. Proletaryanın iktidarı ile burjuvazinin iktidarının hiçbir zaman bir arada olamayacağı çok net ortaya çıkmıştır. Gözümüzde çok büyüttüğümüz sürekli ona öykündüğümüz burjuvazinin gerçek yüzü gerçek devrimci karakteri böylece ortaya çıkmıştır.Ülkemize dönersek burjuva devriminin Avrupa ülkelerinin devrimlerinden farklı bir süreç izlediğini görürüz. Ülkemizin burjuvazisi kendi pazarına sahip çıkan bir burjuvazi değildir. Mandacı, işbirlikçi, hatta zaman zaman kompradorlaşan omurgasız bir burjuvazidir. Burjuvazimiz Emperyalist güçlerin çizmelerini yalamakla meşgulken tarihi köklerini klan demokrasisinden alan gazi geleneğinin yansıması askerler bağımsızlık yanlısı yoksul halkın emperyalistlerin işgaline karşı yarattığı meclisleşme yani Kuvayi Milliye damarıyla burjuva devrimini gerçekleşmiştir. Ancak kendi içinden çıkan evlatlarının zaman içinde klan geleneğinden gelen damarıyla sosyalizme evrilmeleri onu fazlasıyla korkutmuştur. Bu korku sarıldığı gerici feodal yapının bugün kendi temellerini tehdide kadar varmıştır.Bu gün hala burjuvazinin aydınlanma kültürüne öykünenlerin olduğu ortadadır. Elbette aydınlanma bir dönemiyle devrimci bir öz taşımıştır. Sanki bütün ülkelerin sosyal devrimleri aynı süreçten geçmiş gibi şablonlarla düşünüp, şablonlarla hareket etmenin, yaşam akarken durmanın ve seyretmenin teorisin yaratmanın ağır bedellerini geçmişte ödedik, hala ödemeye devam ediyoruz.Aramızda Çin Setti kadar mesafe varken hala burjuvazinin ahlakı, sanatı, yaşamı, üretimi, demokrasisi derken burjuva olan her şeyi savunuyoruz.Oysa devrim hayatı yeniden şekillendiren sınıfın eseri olacaktır. Kitlelere kendi ahlakımızı, kendi sanatımızı, kendi üretim ve bölüşüm anlayışımızı öğretemezsek ne yazık ki ancak burjuvazinin demokratik alanında debelenmeye ya da kazandığımız halk demokrasisi ya da proletarya diktatörlükleri kazanmalarını burjuva demokrasilerine ve kapitalist üretime teslim etmek ve hep geriye dönmek zorunda kalacağız.Kendi ütopyalarına inanmayanlar başkalarının hayatlarını yaşayan ancak ve ancak öykündüklerinin kötü kopyaları olurlar.Çözüm nedir çözüm güzel insanı yaratmak için kendi ütopyamızın sınırları net bir şekilde çizmek. Kapitalizmin bütün engellemelerine rağmen üretim, bölüşüm ve ahlaki olarak geleceğin yaratıcısı olan işçi sınıfını dünyanı şekillendirecek teorisini üretmek ve pratik süreçte bu ütopyayı gerçekleştirirken bunu bilince çıkartmak olmalıdır. Bu ‘YENİ İNSANI’; ‘GÜZEL İNSANI’ yaratmak için kolları sıvamakla olur.

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir