Belgelere Göre Pir Sultan Abdal

Anadolu’nun bir ucundan bir ucuna cevher alıp cevher satan, gül alıp gül satan binlerce yılın geçtiği halde hiç ölmeyip gönüllerde yatanlar, mazlumun yanında olup zalimlere kafa tutanlar. Hala gönlümüzün derinliklerde yaşayan düşünceleriyle yüzyıllar önceden gören insanlık uğruna derisi yüzülen, çarmıha gerilen, başlarını, canlarını kaybedenler.
Pir Sultanlar, Abdal Musa’lar, Mansur’lar, İmadeddin Nesimi’ler, Muyhiddin Arabi’ler, Şah Hatayi’ler, Kul Himmet’ler, Fuzuli’ler, Kalender Abdal’lar, Yunus’lar, Mevlana’lar, Hacı Bektaş Veli’ler, İmam Hasan’lar, İmam Hüseyin’ler, Hz. Zeynep’ler, Hz. Fatıma’lar, İmam Ali’ler ve nice erler, evliyalar, peygamberler geldiler gittiler varlıkları ile bize ışıklı bir yol açtılar.
Âdem’den bu deme tüm yüce kişilerin karşına zorluklar, engeller, zulümler ve inançsız yoldaşlarla karşılaşmak düştü. Her varlık karşıtıyla var oldu. Âdem’in oğlu Kabil, Habil’i öldürdü, kardeşliğe kan damladı. Nuh peygamberin karısı ve oğlu ‘Nuh’ dediler ‘Peygamber’ demediler, yaptığı gemiye binmediler, onan inanmadılar. Yakup Peygamberin oğulları, kardeşleri Yusuf’u kuyuya atıp, kul diye sattılar. İbrahim Peygamber’i Nemrut ateşe attı. Musa’nın karşısına Firavun çıktı. İsa Peygamber’i öğrencisi ele verdi.
Hz. Muhammed’e, en yakın akrabası olan amcası Ebu Leheb yapmadığını bırakmadı. İmam Ali’ye 1. Zalim, 2. Zalim, 3. Zalim ve Muaviye yapmadığını bırakmadı. Kardeşi Akil düşmanı Muaviye’den para istedi. İyilikler ihsan ettiği İbn Mülcem zehirli kılıçla şehit etti. Muaviye(4. Zalim) İmam Hasan’ı karısı Cude’ye zehirletti. Yezit Şimir’e İmam Hüseyin’i Kerbela’da şehit ettirdi ve Hz. Zeynep’i yerlerde sürükletti. Tüm İmamlara Emevi ve Abbasiler eziyet ettiler.
Hacı Bektaş Veli’nin karşına İnkâr Sarı çıktı. Pir Sultan’ı nasip verdiği Hınzır(Hızır) Paşa astırmadı mı? Musahibi Ali Baba gül atmadı mı? Mazlum ve Zalim’in mücadelesi sürüyor sürecek halkımız kendi önderlerini hep içinden çıkaracaktır.
Pir Sultan bu önderlerdendir. Hayatı efsanelere karışmıştır. Pir Sultan Abdal’ın yaşamına dair bilgilere ne yazık ki sahip değiliz. Osmanlı tarihçilerinin vakayinamelerinde Pir’in serüvenine, katline değinilmiyor. Dönemin resmi belgelerinde de herhangi bir kayıta rastlanmıyor. Ne vergi ne arazi sicillerinden yaşamını açığa çıkartacak, aydınlatacak ipuçlarına ulaşabiliyoruz.
Her ne kadar Pir Sultan Abdal üzerine pek kaynak bulunmasa da bazı kayıtlar ve araştırmacıların yoğun çabaları sonucu bazı sonuçlara ulaşılabilmiştir. Bunun sebeplerinden birisi Alevi toplumunun devlet katında kayıta tabi olacak işlemlerini kendi halk mahkemeleri cemlerde çözmeleri kadar devletin politikalarından dolayı gizli yaşamaları, ağır cezalar almamak için kendilerini aşikâr etmemelerinin payı vardır.
Ayrıca her bir ozan devamcısı ve izleyeni, izleyenleri vardır. Kul Himmet vardır, Kul Himmet Üstadım vardır. Pir Sultan vardır, Pir Sultan Abdal vardır, Pir Sultan’ım Haydar vardır, Abdal Pir Sultan vardır.
‘Pir Sultan Abdal’ın kimliğini araştırma konusunda… Yapılacak araştırmalar sonucu Pir Sultan Abdallar’ın sayısı gelecekte de artabilir. Bizce asıl Banazlı olan Hızır Paşa’nın astırdığı gerçek Pir Sultan Abdal, Pir Sultan tapşırmalı şiirleri söyleyen şairdir.
Ancak Pir Sultanlar Geleneği diyeceğimiz bu zinciri koparmak yerine Pir Sultanlar Geleneği olarak değerlendirip hepsine sahip çıkmak en doğru seçenektir.

Pir Sultan deyişlerinde halk özlemlerini ve dertlerini dile getirmiştir. Pir Sultan bir başkaldırı ozanıdır. Pir Sultan bir sevgi insanıdır. Yöneticilerin halka uyguladığı zulüm ve adaletsizlikler O’nun şiirinin temel konusudur. Pir Sultan halka bağrından çıkmış bir ozandır. Pir Sultan içinde yaşadığı siyasal ve ekonomik sisteme karşı çıkmış, yeni bir dünya hayali kurmuştur. Adaletsiz düzenin devamını sağlayanlar, Hızır Paşalara, kadılara, müftülere ve hatta padişaha da çok açık bir şekilde karşı gelmiştir.

Soyunun Yemenli olduğunu, bir yerde Peygamber’in torunu olduğunu söyler. Bir yerde de İmam Zeynel-Abidin’den “Zeynel dedem” diye söz eder. Uzmanlara göre, Pir Sultan’ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed Peygamber soyundan geldiklerini, “seyit’liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Yemen’e bağlamıştır. Köprülü eserinde bu durum için ‘Yemen ilişkisi seyitlik davasından kaynaklanan çok eski ve yaygın bir düşüncedir.’

Pir Sultan Abdal’ın destim dâmende
İsmim koca Haydar aslım Yemen’de
Garib başa bir hal gelse zamanda
Orda her kişinin dostu bulunmaz

Söylentilere göre de Hz. Ali’nin torunlarından Zeynel Abidin soyundan gelen ağu içip ölmediği için ‘Ağu içen- Ağuçen- Ağuçan’ diye anılan Karadonlu Can Baba koluna mensuptur.

Sultan Ağuçen serçeşme gözü
Elimde kalemim dilimde yazı
Güzel Pirim sundu bize niyazı
Yüzüm başa geldim mürşidim pirim

Genel kanı, şairin İran’ın doğusundaki Horasan’dan önce İran Azerbaycan’ında ki Hoy kasabasına oradan da Anadolu’ya göçüp Sivas’a yerleştiği yolundadır.
Pir Sultan Abdal deyişlerinde sık sık Horasan’dan söz etmektedir. Anadolu erenlerinin büyük bölümünün Horasan kökenli olduğu, oradan göçüp Anadolu’ya geldikleri göz önüne alınırsa Pir’in soyunun Horasan’a dayandığı varsayımı daha da güçlenir. Göç olgusuna Horasan’ın Hoy’un ‘göç yolları’ üzerinde bulunması maddi bir kanıt olarak gösterilebilir. Bu da atalarının Hoy’dan gelmiş olması olasılığını güçlendirir.
Çocukluğu çobanlıkla geçen Pir Sultan’ın okuma yazma bildiği anlaşılmaktadır. Pir Sultan Abdal, Alevî-Bektaşi tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musahibi, Ali Baba’dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Bektaşiliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli’nin tekkesinde posta oturmuş, Koyun Baba’nın tekkesinde Anadolu’ya gelen dervişlerden tekkede en üst makamlara getirilmiş Şeyh Hasan’dır.
Tekke eğitimi çerçevesinde İslâm Tarihi’ni, Peygamber ve evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını öğrenmiştir. Hatâyî (Şah İsmail), Kul Hüseyin, Yunus Emre’den etkilenmiştir. Hak ve Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyit sevgisi, on iki imam, tasavvuf ve sosyal hayatla ilgili deyiş, nefes ve düvâz imamları bulunmaktadır.

Hazret-i Ali’nin devri yürüye
Ali kim olduğu bilinmelidir
Alay alay gelen gaziler ile
İmamların öcü alınmalıdır.

Alevi-Bektaşi Dergâhında aldığı eğitimle mürşit ve halk önderi olmuştur. Bir mürşit ve halk önderi olarak Pir Sultan Alevi-Bektaşi öğretisinin ideal dünya öğretisi ‘Rıza Şehri’nin adil dünyasını istemiş bu uğurda canını vermekten çekinmemiştir

Rüşvet yiyen, ‘yalan yulan’ keyfi fetva veren kadıların, haram yemekten korkmayan, hak söyleyeni cezalandıran Hızır Paşa’nın ve düzene yaranmaya çalışanların karşısına bilinçle, dirayetli, sömürüye ve haksızlığa baş eğmeyen mazlum ama mücadeleci bir Pir Sultan vardır;
Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Kadılara, müftülere güvenmediği için ‘Hakk davasını’ öte dünyaya da bırakan Pir Sultan Alevi- Bektaşi itikadına göre Mehdi zamanı kurulacak Muhammed ve Ali Divanı’nın da onları vekil kılar;

Ben de şu dünyaya geldim giderim
Kalsın benim davam divana kalsın

Pir Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen Safevi Kızılbaş Devleti Şahları adına, Anadolu halkını Osmanlılara ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivas Valisi Hızır(Hınzır) Paşa’nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır.

Pir Sultan’ım der şahım var
Hızır Paşa’da ahım var
Benim bir tek Allah’ım var
Şaha padişaha değil

Asıldığı yer Sivas’ta eskiden Keçi bulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı’nın karsısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa’nın emriyle halkın attığı taşlardır.

Yürü bire Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir

Halkı uğruna asılmış Pir Sultan Abdal’ı, Sivas meydanında tüm Osmanlı beyleri, Paşaları, zaptiyeleri, mollaları, kadıları ve Pir’in ardındaki halka izletilmiştir. Onun öldüğüne tanık olunmasını herkes görmelidir. Görmelidir ki Pir Sultan ve ardılları bir daha dinlenilmez olmalı, onları bir daha isyana sürükleyemez olmalıdır. Aynı gün asıldığını gözlemleyen halk, onun öldüğüne inanmamış, elinde sazı, ayağında çarığı, sırtında heybesiyle yolculuk yaparken gördüklerini dilden dile anlatmışlar.

Ben Musa’yım sen Firavun
İkrarsız şeytan-ı lain
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir

Bir menkıbeye göre mezarının Erdebil’de, Bektaşi geleneğine göre de Merzifon’da olduğu söylenir. Kısaca efsanelere karışan hayatını deyişlerinden çözümlediğimiz kadarıyla ise,16.yüzyılda Pir Sultan Abdal’ı Sivas meydanında asılmış olduğudur.
‘Ertesi sabah ahali kahvede toplanmış, konuşuyorlarmış. Biri demiş ki: ‘Bu gece Pir Sultan’ı Hızır Paşa astırdı.’ Başka biri atılmış: ‘İmkânı yok, demiş, çünkü ben bu sabah onu Koçhisar yolunda Seyfebeli’nde gördüm.’ Diğer bir adam: ‘Senin yanlışın var, ben onu Malatya yolunda Kardeşler Gediği’nde gördüm.’ Bir üçüncüsü: ‘Yeni-Han yolunda, Şahna Gediği’nde gördüm.’ Bir dördüncüsü de: ‘Ben Tavra Boğazı’nda gördüm,’ demiş. Herkes şaşırmış. Darağacının bulunduğu yere gitmişler, bakmışlar ki Pir Sultan hırkasını darağacına bir köpek asılmış, kendisi kaybolmuş.
‘Darağacından inip yola düzülen Pir Sultan’ın peşine ‘kasas’ (ases)lar düşmüş, onu yakalamak istemişler. O sırada Pir Sultan Kızılırmak üstündeki köprünün öte başına geçmiş bulunuyormuş. ‘Eğil köprü’ demiş köprü eğilmiş, suya batmış asesler köprünün beri yanında şaşa kalmışlar ve bu kerameti gördükten sonra daha bir yapacakları kalmamış, dönmüşler.
‘Pir Sultan çekmiş, Horasan’a gitmiş. Oraya, Şah’ın huzuruna varınca şu demeleri söylemiş:

İptida bir sofu Şah’a varınca
Niye geldin derler Urum sofusu
Çevre çevre dört yanına bakınca
Niye geldin derler Urum sofusu

Ateşin yanmadan dumanın tüter
Murtaz Ali katarırıdır bu katar
Bunca evliyaya hizmetin yeter
Niye geldin derler urum Sofusu

Bülbül gerek gül dalına konmaya
Şah İsmail gibi sama ‘ dönmeye
Musahibin yokmu derdin yanmaya
Niye geldin derler Urum Sofusuna

PiR SULTAN ABDAL’ım hele yazsalar
Arasalar ülke ülke gezseler
Yolu doğru sürmeyeni assalar
Niye geldin derler Urum Sofusu


Diken arasında bir gül açıldı
Bülbülüm, bahçene ötmeğe geldim
Bezirgânım, yüküm gevher, satarım
Ali pazarına dökmeğe geldim

Bacım vermeyince yüküm satılmaz
Gevherin hasına hile katılmaz
İnkâr toru ile şahin tutulmaz
Bir gerçek toru’na düşmeğe geldim

Ben bent oldum, şu meydana atıldım
İkrar verdim, ikrarıma tutuldum
İptida taliptim, pire katıldım
Pirin eteğini tutmağa geldim

PİR SULTAN ABDAL’ım yüreğim döğün
İmamlar rengine boyandım bu gün
İrehber pişirir talibin çiğin
Ahiri bu imiş, pişmeğe geldim.

Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yerde gömülü olduğudur. Yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir.
Aradan 400 yıldan fazla geçmesine rağmen hale dimağlarda taze ve hep belleklere kazınmış olarak kalmıştır. Varlığının etkisini unutulmanın aksine hiçbir zaman kaybetmeyecek hep canlı kalacak ve gün geçtikçe arttırarak büyüterek sürdürecektir.
Yazılı kaynaklarda değil halkın gönlünde, yüreğinde süren yaşamı dilden dile gönülden gönülle efsaneleşerek büyümektedir. Birden çok Pir Sultan olmuştur ve olacaktır da bu halkın gönlünde onun yüce yerini küçültmez büyütür. Ne mutlu ki Pir Sultan hala mazlumun yanında zalime karşı her dönem savaşmış, savaşmakta, her dönem yeni Pir Sultanlara ilham olmakta, şiirleri her gün yeni Pir Sultanlarca artmaktadır.
Bugün onun şiirleri üzerinde ayırımlar yapmaya kalkmak onu netleştirmek, ortaya çıkarmak değil bilakis küçültmeyi dar bir alana sıkıştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca İç içe geçmiş şiirleri tasnif etmek ne mümkün ne de doğrudur.
Pir Sultan Abdal hakkında oldukça az bilgi vardır. Mevcut bilgiler sürekli tekrarlanarak eserler üretilmektedir. Biz Pir Sultan’ın ‘Pir’ ve ‘Sultan’ olarak Bektaşi Dergâhlarındaki Mürşitlere verilen isim olduğunu düşünüyoruz. Alevi-Bektaşilerin önderliğindeki tüm kalkışmalarda halkın başında bu mürşitlerin bulunduğunu değişik bilgilerin ve dönemlerin bundan kaynaklandığını düşünüyoruz.
Bu bir kişi değil birden çok kişi olan Pir Sultan’lar içinde Sivas Banaz’lı Pir Sultan’ın yine de bilinen Pir Sultan şiirleri içinde en fazla sayıda şiir olan Pir Sultan olduğunu düşünüyoruz.

Pirim bana ismini bağışladı,
Deftere yazıldım bir dün içinde.
On iki kapılı şehre uğradım,
Yedi derya geçtim bir gün içinde.

Bir saatte yedi iklim dolandım,
Saat geçti, karar kıldım uyandım.
Hikmeti görünce yine bulandım,
Biraz çalkalandım cihan içinde.

O ruh girdi bana Haydar dost dedi,
Yaradandan nasibini istedi.
Sabahın seheri gel gel eyledi,
Ay olup oturdum bir can içinde.

Alnıma yazıldı ak ile kara,
El defterin ko, sen defterin ara.
Kudret ıssı hikmetini göstere,
Bugün mihman düştük bir can içinde.

Pir Sultan’ım eydür: Menzil ıraktır,
Gülüp oynamanın sonu fıraktır.
Şimdi geldik amma gitset gerektir,
Şimdi geziniriz canan içinde.

Pir Sultan ‘Anadolu halkının bağrında açmış kızıl bir güldür.’ Pir Sultan’ın ‘kişiliği, özü halka öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkın dile geldiğini kestirmek’ ,imkânsızdır.
1928 yılında sadettin Nuzhet onu ‘Pir Sultan Abdal edebiyat ve din tarihimizde mevzubahis edilmeye layık, saf Anadolu Türkçesiyle şiirler vücuda getiren kıymetli bir şahsiyet’ diye anlatmıştır.
İşte onu asanların korkulu rüyası budur. Pir Sultan’ın ölüsü bile zorbaların huzurunu kaçırmaktadır. Pir Sultan’ı korkutan, yıldıran hiç bir şey yoktur. İnancı uğruna ölümü seçmesinin ötesinde ne vardır ki zaten. O gücünü halkından, halkının ezilmişliğinden almaktadır. Yoksa ilahi bir güç ona ilham ve kuvvet vermemektedir. O, her şeyin özünün insanda olduğunu bilmektedir.

Pir Sultan Abdal’ım şunda
Çok keramet var insanda

Bu keramet, onun önderliğine güvence vermektedir. Bu büyük ozan, bütün şiirlerinde işlediği, yol göstericilik, kurtuluş, boyun eğmeme, mızmızlanmama, teslim olmama, yağ çekmemedir. Söyledikleri her şiir, dağdan coşarak akan bir sel gibidir. Bendinde durmadan taşar. Hedefine tökezleme yoktur. Pir Sultan, salt kavgacı da değildir. İyi bir rençperdir, üretim yapan köylünün öküzünü düşünecek kadar da alçak gönüllüdür.

Öküzün damını alçacık yapın
Yaş koman altına kuruluk serpin
Koşumdan koşuma gözlerin öpün
Rençberler hoşça görün öküzü

Bir sevgilinin insanca değerlendirilmesini, ona yaklaşımı da işlemekte geri durmamıştır.

Al yanaktan kırmızı gül dererken
Felek beni nazlı yardan ayırdı

Öleceğine de inanmaktadır. Ama zalimin elinden değil doğanın yasasının bir sonucuyla kara toprak olacağının hesabını da unutmaz.

Şu meydanda serilidir postumuz
Çok şükür Mevlaya gördük dostumuz
Birgün kara toprak bürür üstüıııüz
Çürütür hey behli dilber çürütür

O halkının içinde halkının inancını en iyi anlatandır. Türkmen Kızılbaş kitlelerin uğradığı haksızlıklara karşı Pir Sultan’ın mezhebini soranlara Hak-Muhammet-Ali ve Ehl-i Beyt’in yolu olan Alevi-Bektaşi olduğunu çok açık şiirlerinde dile getirmiştir.

Sofu mezhebimi neden sorarsın?
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.
Gözlüye gizli olmaz ne ararsın?
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Eğnimize biz kırmızı giyeriz,
Halimizce biz de mana duyarız.
İmam Cafer mezhebine uyarız,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Her kulun çırağın yaksa Hak yakar,
Mümin olanları katara çeker.
Aslımız On iki İmama çıkar,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Muhammed Ali’dir Kırkların başı,
Anı sevmeyenin nic’olur işi.
Yezit’e lanetle atalım taşı,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Biz tüccar değiliz, alıp satmayız,
Erenler malına hile katmayız.
Gönlümüz geniştir, biz kin tutmayız,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

İlkbaharda açılmıştır gülümüz,
Hakk’ın dergâhına gider yolumuz.
On iki İmamı okur dilimiz,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Pir sultan’ım söyler ganidir gani,
Evveli Muhammed, ahırı Ali.
Anlardan ögrendik erkanı, yolu,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Pir Sultan Alevi-Bektaşi itikadına bağlı dergâhta eğitim görmüş sıradan bir ozandan çok bir mürşittir. Mürşitliğe kadar yükseldiğini dergâhın her kademesinde çilesini tamamladığını bu makama kadar yükseldiğine inanıyoruz.

Sabahtan dergaha vardım,
Dedem uzanmış yatıyor.
İzzet ile selam verdim,
Günbegün derdim artıyor.

Dedem kalkmış yatağından,
Gül ister hüsnün bağından.
Münkir münafık şerrinden,
Müminleri Hak koruyor.

Mümin olan yola yarar,
Münafık dergahta n’arar?
Kem söz sahibine zarar,
Muhabbetten bal akıyor.

Muhabbet nedir Muhammet?
Müminin arzusu Cennet.
Yola giren cana minnet,
Bir has gül olmuş kokuyor.

Pir Sultan’ım, vardır nice,
Kabr evine o girince,
Hak divanına durunca,
Günahlarından korkuyor.

Pir Sultan, bağlandığı Bektaşi tarikatının din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, Bektaşi-Kızılbaş tarikatının dünya görüşünün dünyada cennet tahayyülünü gerçekleştirmek için doğrudan doğruya mücadelenin içinde bulunan, başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. Pir Sultan’ın içinde bulunduğu ve yöneticilerinden olduğu isyan hareketinin safhalarını, onun birçok şiirlerinden öğrenmekteyiz.

Yetmiş üç er idik bu yola
Yalbırdak kılıçlar hep aldık ele
İman Kur’an nasib olsa bir kul
Kudretten okunur onun Yasin’i

Dörtlüğünden onun bu harekete, yetmiş üç kişiyle başladığını öğrenebiliriz.

Hadin canlar bir olalım
Yezide hamle kılalım
Huseyn’in kanın alalım
Tevekkeltü taâllah

Pir Sultan Abdal Hacı Bektaş Veli’nin dergâhında yetiştiği ocağa bağlı olduğu himmet aldığını biliyoruz. İdam sehpasına giderken bile yoluna bağlılığını söylemiş. Hz.Ali ve On İki İmam’ın yolunda Hacı Bektaş’a bağlılığı;

Firdevs-i Ala’da bir yanal elma,
On sekiz bin ilmin nuru dediler.
Muhammet Mustafa Haydar-i Kerrar,
Hünkar Hacı Bektaş Veli dediler.

Babası mektebe çocuk götürdü,
Elif be demeden mana yetürdü,
Akıttı pınarı susam bitürdü,
Hacısı hocası beli dediler.

Pirim der ki Bektaşiyim Bektaşi,
Size nasip veren ol nasıl kişi,
Sıkar un ederdi örk gibi taşı,
Budur cümlemizden ulu dediler.

Derildi geldiler halfeler pirler,
Bektaşi namında er yok dediler,
Bize bir yeşil el nasip verdiler,
Görünce tanırız eli dediler.

Er isen, darı çeç üstünde otur,
Ulu kişi isen, maksudun bitir,
Senedin var ise senedin getir,
N’edelim senetsiz eli dediler.

Kimi inandı da beli bes dedi,
Kimi inanmadı senet istedi,
Ol Şah’ım anlara elin gösterdi,
Budur ol Şah’ımız Ali dediler.

Evvel Ali idi sonra Vel’oldu,
Yol erkan bir zaman batında kaldı,
Urum ellerinden nameler geldi,
Budur Hakk’ın doğru yolu dediler.

Pir Sultan Abdal’ım, Şah’ım velidir,
Cihanı bürüyen anın nurudur,
Şüphemiz yok Hak Muhammet Ali’dir,
Bilmeyene Mülcem soyu dediler.

Arzuladım size geldim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Eteğine yüzler sürdüm
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Pir elinden dolu içtim
Doğdum elinize düştüm
Ak cenneti gördüm geçti
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Güvercin donunda duran
Cümle eksiklikler bitiren
Beş Taşı şahit getiren
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Kırk Budak’ta şem’a’yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıklar sema döner
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Bahçende gördüm gülünü
Erenler sürsün demini
İmam Rıza’nın torunu
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Balım Sultan er köçeği
Keser kılıncı bıçağı
Cümle erenler gerçeği
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Pir Sultan ‘ım gerçek veli
Erenlerden çekmem eli
Oniki İmamın serveri
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Alevilik Bektaşilik Kızılbaşlık inancındaki tevalla ve teberra inancına göre İmam Hüseyin’in mübarek başını kestiren Yezit’ten ve kendi devri Yezitlerine savaşmıştır;

Gidi Yezid bize Kızılbaş dermiş,
Meğer şâhı sevdi dese yoludur.
Yetmiş iki millet sevmedi şâhı,
Biz severiz şâh-ı Merdan Ali’dir.

Muhammed dînidir bizim dînimiz,
Tarîkat altında geçer yolumuz.
Cibrîl-i Emîn’dir hem rehberimiz,
Biz müminiz, mürşîdimiz Ali’dir.

Gidi Yezid biz hiç haram yemedik
Bâtında gördüğümüzü demedik.
İkrâr birdir dedik, geri dönmedik.
Onikiyiz, birincimiz Ali’dir.

Pir Sultan der; Haktır yolumuz,
Evvel kurban verdik Şâh’a serimiz.
On iki imam meydanında dârımız,
Biz şehidiz, serdârımız Ali’dir.

Tasavvufta Mürşit, Pir ve Şah kavramları önemli bir yer tutar. Mürşid-i Kamil (olgun rehber)’dir. Mürşid-i Kamil olarak kabul edilen kişide talib gibi aynı yoldan geçerek bu olgunluğa ulaşan ‘yol oğlu’ ya da ‘seyitlerden (bel oğlu) olarak. Mürşid’in çizdiği bu yolu izleyen talip nihayetinde bu olgunlaşma sürecinde bilginin aracısız elde edileceği ve kendininde bu aşamalardan geçerse Mürşitliğe kadar bir yol izler.
Hizmet ve bağlılık bu yolda çok önemlidir. Kafa gözü değil gönül gözü ile bilgi alana kadar bu süreç tam bir itikatla bağlı kalınarak elde edilir. Bir talibin mürşidinden izinsiz bir şey yapması mümkün değildir. Pir Sultan’da bu bağlılıkla tekkenin vakt irişti sözü gelmeden halkı isyana teşvik ettiği düşünülemez.
Bu ayaklanmada da Pir Sultan’ın ideal dünyanın yöneticisi olarak Şah Tasmah’ı görmesi çok normaldir. Alevi-Bektaşi itikatına bağlı Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti’nin Şah’ı Şah İsmail oğlu Şah Tasmah elbette Hacı Bektaş Veli Dergâhına bağlıdır ve yolu Muhammed-Ali ve Ehl-i Beyit yoludur. Ancak Pir Sultan’ın Şah derken burada Şah kavramını sadece Şah Tasmah’ı değil yerine göre Hz. Muhammed, yerine göre Hz. Ali ve On iki İmamlar yerine göre Hacı Bektaş Veli ve Kalender Abdal Çelebi olmak üzere Alevi-Bektaşi mürşitlerini kastettiği oldukça açıktır.
İmam Ali’den başlayarak tüm İmamlar Hacı Bektaş Veli, Kalender Abdal Çelebi dâhil
Hak-Muhammet-Ali aşkıyla İmamların öcünü ve mazlum halkın adalet istediği ve Mehdi zamanı Rıza Kenti’ni yaratmak için canını vermekten geri durmadığını çok iyi biliyoruz.

Ey yezit bizlerde kıl ü kal olmaz,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.
Tarikat ehline mezhep sorulmaz,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Eğnimize kırmızılar giyeriz,
Halimizce her manadan duyarız.
İmam Cafer mezhebine uyarız,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Her kimin çerağın yoksa Hak yakar,
Mümin olanları katara çeker.
Aslımız on iki imama çıkar,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Muhammet Ali’dir Kırklar’ın başı,
Onu sevmeyenin nic’olur işi.
Atalım yezide laneti taşı,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Biz tüccar değiliz alıp satmayız,
Erkandır yolumuz yoldan sapmayız.
Karnımız geniştir, biz kin tutmayız,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Baharda açılır gonca gülümüz,
Ol dergaha doğru gider yolumuz.
On iki imamı okur dilimiz,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Pir Sultan’ım, eyder: Erenler gani,
Evveli Muhammet, ahiri Ali.
Onlardan öğrendik erkanı yolu,
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz.

Pir Sultan’ı Şii ve İran yanlısı göstermek bir kasıttır. Hem Erdebil Tekkesi hem de Hacı Bektaş Tekkesi Alevi-Bektaşiler için serçeşmedir. Erdebil Tekkesinin ve Şah İsmail’inde Hacı Bektaş Veli’ye bağlı olduğu unutulmamalıdır. Kendi devletine isyan ettiği yaygarası tamamen onu halkın gözünde küçültme çabasıdır. Oysa Pir Sultan halkın gözünde itibarını fazlasıyla sağlamlaştırmıştır.

Ey Yezit sen neden yeldin kastıma,
Erdebil’de Şah Safi’den buyruğum.
İlettin Urum’a çoban eyledin,
Sırtımdaki alet midir çağlığım.

Mağripten de çatal nurlar doğarsa,
Mümin kula Hak rahmeti yağarsa,
Hasan Hüseyin bana sahip olursa,
Yanımdakine çok olur eyliğim.

Ol İmam Zeynel’e merdan uyarsa,
İmam-ı Bakır’dan içer ayarsa,
İmam Cafer buyruğunu duyarsa,
Anın için Hak yanında baylığım.

Musa Kazım ciğerimi yakıyor,
Irmaklar Cennet’te kevser akıyor,
Aslımız İmam Rıza’ya çıkıyor,
Muhammet Ali’ye vardır soyluğum.

Taki Naki’ye iradet getirdim,
Düldül oldum Şah Ali’ye götürdüm,
Yöğrük oldum üç yaşında satıldım,
Kimseler de bilmez benim taylığım.

Pir Sultan Abdal’ım, alır satarım,
Askeri Mehdi’ye meyil katarım,
Mansur olup şu cihanı atarım,
Her ağaçta olmaz benim yaylığım.

Menkıbelere göre Pir Sultan’ın üç oğlu, bir kızı varmış oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda, Pir Muhammed Tokat’ın Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim’de gömülüymüşler. Adi Sanem olan kızının Pir Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem’in ağzından bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler.
Pir Muhammed ise babası gibi şairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pir Sultan’ın “Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldı n’eyleyim” derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yaşadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan şairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.

Pir Sultan mazlum halkın yüreğine ilim, itikat ve sonunda asılmakta olsa yolundan dönmeyen bir önder olarak kazınmıştır. Yoksul Anadolu halkının gönlüne taht kuran Pir Sultan Abdal üzerine dikkat çeken ve ilk eserlerden biri olan Fuat Köprülü’nün eseri olmuştur.
Hayat Mecmusasının 1928 tarihli 64. Sayısında yayınladığı makalesine ek olarak Pir’in ‘açılın kapılar şaha gidelim’ ,’ kâtip ahvalimi şaha böyle yaz’ dizeleriyle biten iki deyişini de koymuştur.
İlk kitap ise Köprülü’nün öğrencisi sadettin Nüzhet’ce kaleme alınmıştır. ‘XVII. Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal’ adıyla Türkiyat Enstitüsü Yayınları arasından1929 yılında yayınlanan kitapta 105 deyiş ile 6 deyişin notları bulunmaktadır. Yine Abdülbaki Gölpınarlı ile Pertev Nail Boratav’ın ortak çalışması ‘Pir Sultan Abdal’ 1942 tarihlidir. Boratav Sivas’a, Pir Sultan’ın köyü Banaz’a giderek ilk kez menkıbeleri derlemiş ve yayınlamıştır. Cahit Öztelli’nin 1971 yılında yayınladığı Pir Sultan Abdal kitabı’na Pir’in 149’u yeni olmak üzere 345 deyişi bulunmaktadır.
Tüm araştırmacılar ‘Pir Sultan Abdal geleneği’ olduğuna birden çok Pir Sultan adında yazan ozan olduğundan hem fikirlerdir. Pir Sultan bir halkın birikimi, belleği ortak ruhudur. Onun adına söylenen kollektif söylemin ürünü birçok şiir vardır bugün onun şiirleri olarak bildiklerimizin içinde.
İlhan Başgöz bu geleneği şöyle açıklar : ‘Pir Sultan’ın eserlerini en güzel açaıklayacak söz imcesidir. Onnun şiiri imece ile dokunmuş bir halk kumaşıdır. İncelikleri, yoğunlukları ile bu şiirlerin tamamını Pir Sultan Abdal yazmış olamaz. Pir Sultan hem yaratmış, hem halkın diliyle yeniden kurulmuş. Ben buna, Pir Sultan Abdal geleneği demeyi yeğliyorum.’

Yine Celaleddin Ulusoy, önce büyük ozanın adı üzerinde değişik bir açıklama getiriyor: “Pir ve Sultan sözcükleri tasavvuf ehlince, Alevi-Bektaşi’lerce Ehl-i Beyt soyundan gelen kutsal kişilere ve yol kurucularına verilen sıfatlardır. Bizim kişisel kanımıza göre bu mahlasla kendisini `Pir Sultan Abdalı’ olarak lanse etmiştir. `Pir Sultan Abdal’ım’ derken, `Pir Sultan’ın abdalıyım’ anlamında kullanmaktadır.
Burada `Pir Sultan’ sözcüğü, şairin bağlı olduğu yol ulusu Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali Sultan, Balım Sultan veya bir başkasıdır. Gerçekten, gelenekte Pir Sultan’ın asıl adının Haydar ya da Koca Haydar olduğu kabul edilir. O halde, ozanımız, Hacı Bektaş Dergâhında ikrar verip nasip aldıktan sonra, bir yol talibi olarak kendini `Pir Sultan Abdalı’ niçin saymasın?
Sonra Celaleddin Ulusoy, üslup farklılıklarından yola çıkarak “birden fazla Pir Sultanlar” olduğunu düşünmenin yanlışlığına parmak basıyor. Mahlaslarının değişik kullanıldığı şiirlerin de kesin belgelerle ispatlanıncaya değin Pir Sultan’ın sayılması gerektiğini vurguluyor ve şöyle yazıyor:
“Pir Sultan Abdal’ın yaşantısı ve kişiliği anlatılırken, O’nun Safeviler’e, özellikle Şah Tahmasb’a bağlı olduğu işlenmiş ve diğer tüm olaylar bu açıdan yorumlanmıştır. Pir Sultan Abdal’ın İran şahlarına sempati duyduğu şiirlerindeki her ’Şah’ sözcüğünden, İran şahlarının kastedildiğini sanmak yanılgıdır. Alevi-Bektaşi toplumunda ‘Şah’ sözcüğü büyük çoğunlukla İmam Ali ve onun soyundan gelenler için kullanılmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye, Seyyid Ali Sultan’a ve Balım Sultan’a da ‘Şah’ denilmiştir.”
Ulusoy, Pir Sultan Abdal’ın hitap ettiği ve beklediği “Şah”ın -bizim de doğru yaklaşım olarak kabul ettiğimiz-, Hacı Bektaş Dergâhı’nın Postnişini ve soyundan gelen Kalender Şah Çelebi olduğu görüşünü getiriyor.
Pir söyler, başka ozanlar sözler, halk söyler ve onun deyişleri, ona atfedilen deyişler dilden dile dolaşır. Gölpınarlı’da bu geleneğe deyinir. ‘Pir Sultan gibi neşredilmemiş kulaktan kulağa ağızdan ağıza yayılmış fakat bütün bir zümrece benimsemiş bir şairin şiirlerini katiyetle ayırıp tesbit etmek çok müşküldür.’

Sebahattin Eyüboğlu bu deyişler bütününe ‘Pir Sultan şiirleri’ der. Ve ekler ‘Bir şiirin Pir Sultan adıyla bitmesi ona maleldilmesini gerektirmez. Ama bu adla biten bütün şiirler bir kişiliğin halkla kaynaşmasından doğduğu için yin de onun sayılabilir. Onlara Pir Sultan’ın şiirleri diyemezsek de Pir Sultan şiirleri diyebiliriz.’
Vecihi Timuroğlu, Pir Sultan Abdal’a ait ‘yargılama dosyasının’ elde bulunduğunu ileri sürmüş ancak kendi eserinde de bu belgeyi sunamamıştır.
Tekrar etmemiz gerekirse; Pir Sultan’ın ‘Pir’ ve ‘Sultan’ olarak Bektaşi Dergâhlarındaki Mürşitlere verilen isim olduğunu düşünüyoruz. Alevi-Bektaşilerin önderliğindeki tüm kalkışmalarda halkın başında bu mürşitlerin bulunduğunu değişik bilgilerin ve dönemlerin bundan kaynaklandığını düşünüyoruz.
Pir Sultan Abdal geleneğinde Pir Sultan Abdallar, halkın türlü türlü ozanları onun kimliğine kişiliğine bürünür. Pir Sultan Abdal adında erirler. Halk şiirinin yaratılma, üretilme serüveni böyle gelişir. Adı sanı bilinmedik nice halk ozanı yaşadığı çevrenin ortamın hatta tarihin özelliklerini de katarak halk şiirinin kaynağı çağlayarak durmadan çoğalır. Halk şiirinin üretilme, çoğalma yöntemi gösterir ki Pir Sultan gün be gün çoğalan bir gelenektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir