Aşk ve Aşık

Hareretli sorunların yavan cevapları vardır. Düşünürler felsefeyle bir aşığın uğraştığı gibi uğraşır. Filozof ve aşık aynı şeyi yapar.

Plutarkhos dediği gibi’Henüz hiçbir erkek, sevdiği kadınla ilişkisinde, dışarı çıkıp biröküz kurban edecek kadar mutlu olmamıştır. Tıpkı kimsenin kraliyet etiyle ya da pastasıyla doyup hemen oracıkta ölmek için dua etmediği gibi.’

Platon, sentezi başka bir yolla keşfeder. Phaedrus diyaloğunda, insani aşkın nasıl başkalaşabileceğini, dostlukla kuvvetlendirilmiş felsefe aşkına dönüşebileceğini tasvir eder.
Platon, en iyi aşkın cinsel bir arzuyla mı yoksa felsefi bir arzuyla mı oluştuğu sorusunun etrafında dolaşır. Ve en iyisinin, ikisinin bir arada bulunması olacağına karar verir.

Aşık, ilk başta duygusal olarak sevdiğine doğru itilir. Bu sevgi kısmen hayvanidir; aşığı yabani bir atın çektiği bir at arabası gibi kullanır. Ama kısmen de çok daha insanidir, sevilene karşı son derece iyi niyetlidir. Aşık şanslıysa, olumlu bir karşılık vermeye meyili olan sevdiğinin gözlerini yakalar: sevilmek her zaman harikadır.
Birbirlerinden hoşlanıp konuştuktan sonra, ilişkilerinde yeni bir şey ortaya çıkmaya başlar. Her ikisi de bu yeni oluşan arkadaşlığın daha önce yaşadıkları ilişkilerden çok daha değerli olduğunu hissetmiş ve bu hisse hayran olmuşlardır. Büyük mağarada yükselen bir yankı gibi, aşkları da aralarında gidip gelerek gelişmektedir. Sanki bu aşk ruhani bir içkidir ve onları beden ve ruhla doldurmaktadır.

Gerçek aşıkların arzularının ve karakterlerinin karşılıklı oluşu büyüyü oluşturur. Bir huşu duygusunu besler. Yaşadıklarına hayret ederler. Onların bu kanlı canlı aşkları, sadece birbirleri için hissettikleri değil, aynı zamanda hayatın kendisine karşı, felsefeye karşı duydukları olağanüstü tutkunun kapılarını açar.
Gerçek aşıklar, aşkın ne olduğunu bilmek isterler; aşk onlara yeni kavrayışları gösterir; aşk onların çok daha şiddetli yaşamlarını sağlar; aşk onları büyük sorulara yoğunlaştırır. Bunların bazıları saf bir çılgınlıktır, ama bu çılgınlık tümüyle yanılsama değildir: bu deliliğin, normal bir zamanda insanların tedbirli davranacağı türden güçlükleri zorlamaya yönelik bir enerjisi vardır.
Bu, aşkın gücüdür. O, insanların ilişkilerinde yaptığı gergin hesapları yaptığı gergin hesapları alt eder; o zihni saf bir şekilde soyut, objektif ve rasyonel olanın ötesinde bir bilgiye bağlar. Bu da bilgece, ‘aşkın bilgisi’ diye adlandırılır. Özneldir; doğrudur, çünkü benim için doğru olan budur.

Böyle bir aşk, cinsel bir arkadaşlık olarak görülebilir; birbirlerine duydukları- kaçınılmaz bir şekilde zamanla soğuyan- tutkudan çok, ikisinin de ötesinde olan ve mutlaka paylaşılması gerekene duyulan susamışlıkla yönlendirilir.
Başkabir yerde, Platon bunu çocuk sahibi olma ya da fikir üretme gibi yaratıcı dürtülerle bağdaştırır. Böyle ilişkiler, onun felsefeden anladığı şeyin kalbinde yatmaktadır.
İki filozof, Giles Deleuze ve Felix Guattari, Platon’un felsefesinin felsefe olarak yanlış adlandırıldığını öne sürecek kadar ileri gitmişlerdir. O aslında ‘erosofi’ olarak adlandırılmalıdır.

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir