Çıldıran Serçenin Son Sözleri

Tezer Özlü ‘ye

Orda her şey ne kadar acı
Orda her şey ne kadar

Gerçeğin ortasında
Kendime bile yalan söylemediğim
Tek yerde

Sabah sessizliğinin tadını çıkart
Soğuğun
Gökyüzü daha berrak
Mavi
Herkes kendi yaşamını
Yitiriyor

Orda her şey ne kadar acı
Orda her şey ne kadar

Mutluluk
Yalnızlık
Kin
Ölüm
Hiçlik
Boşluk
S
o
n
s
u
z
l
u
k

Acı
Sevgi
Varoluşumuz
Hepsi
Yalnız yaşanıyor
Hayır
Cogito ergo sun
Demeyeceğim
Asla

Varım
Var olacağım
Yaşıyor
Tüm iyi ve kötüyü
Onun için düşünüyorum

Paylaştığımı sansam da
Yalnızım
Yalnızız
Sığılmıyor
Tek kişilik yalnızlığa
Herkese kendi sessizliği
Herkese kendi yalnızlığıyla
Baş başa kalıyor

Bu tozdan öte
Ne rüzgârı
Ne yağmuru
Ne dağlardan yükselen bulutlar
Hiçbiri benim değil biliyorum

Bir insanın yürek atışlarında
Ne zaman dinlenilirse
O zaman dinlenmek istiyorum
Herkesi her yerde bulmak mümkün
Oysa orda ne sen
sen
Ne de ben
benim
Orada hiç kimseyi bulamazsın
Sadece yürek seslerinin
Sessizliği yaran yankılanışını
Hiçbir şeyin değişmeyeceği
Bir tek şey değişse her şeyin
Değişeceği yerdeyiz
Sevgimizdeyiz

Gözlerinde yaklaşan ölümün izleri
Acıların birikmesin sürekli
İnsan kendiyle bile yaşlanmamak
Sözcüklerin hiçbir zaman
Yaşamın derinliği kadar
Gerçekleri vermeye gücü yetmez
Sözcüklerin yağmurun ıslaklığını
Yanındaki tere dokunup
Yürek atışlarını duyabilir mi?

Masmavi pus içinde
Akdeniz’in güzellikleri hafızanda
Antalya’da bir sarraf dükkânın önünde yiten
Güven duygusunun acısını verebilir mi?

Uzakta, şimşekler çakıyor
Havada ürpetici bir serinlik
Bin yıllık bir buzul denizinden çıkıp geldin
Ufukta kaybolan
Bir sessizlik ertesi
Sezinlediğin kopacak fırtınayı

En büyük kaçışı
Uykuda buluyorum
Kuşlar vuruyor camıma
O romanlardan çıkmış
Üçbinbeşyüz metrede hırçın yüzlü kargalar
Kuşları seviyorum
Oysa kuşları hiç sevmiyor

En çok da serçeyi
“Serçe kuşu serçecik
Bilekleri incecik
Yiğidimi vurdular
Uzun boylu gencecik”

Çok gerilerde mavi gözlü
Bir adam hatırlıyorum
Oğluna yanmış bir derede bulmuşlar
Saatler sonra
Nüzul inmiş
Dedemin bastonuyla dutları işaret edip
Yememi isteyişim
Bense ondan korkuyorum
Oysa o ne çok severdi beni
Deli Mehmet’in torunu diye

Karlı bir gündü
Ben yılbaşı kartı satıyordum
Ayaklanacak umuduyla dünya
Ne dünya ayaklanıyor
Ne yurdum
Evren bomboş

Şarlo hediye ediyordu
O yüzü kesik kesik adam
Dünyanın bütün acıların çekmiş
Eski bir devrimci
Bana bakıp gençliğine yanarak

Bense ondokuzumda
Kalbini kırıyordum
Onatlısında
Genç bir yağmur damlasının

Benden daha büyük hayalleri vardı
Benden daha büyük yüreği
Ne yurdum ayaklanıyor
Ne dünya
Evren uyumakta

Kızılay’a yağan lapa lapa karın altında
Sessiz ve yılgın
Mevsimler değişiyor
Zaman geçiyor
düşünmeyecek
ve
konuşmayacak

Hatta acıkmayacak
Bana acımayacak
Ve umut dolu gözlerle bakacak
Yalnız
Oysa kimse yok burada
Çok oldu gideli
Yalnız gözlerimde sureti

Tüm ölmüşler mutlu
Ve bütün yollar gözüme büyüyor
Oysa güneş aynı güneş
Geceler aynı
Bir tek değişen
Benim sanki
Birde yüzümdeki
kırışıklıklar

Radyo dinliyorum
Bütün memurlar gibi
“Diyardan diyara yarim
Sal beni yarim yarim
Sor beni yarim yarim
Sür beni yarim yarim
Ah beni beni”
Sonra dalgaları dinliyorum
Yakamoz kokusunu

Avcılarda yıkık dökük o sahilde
Molozların arasındayım
“Sen kalem ol bende kağıt
Yaz beni yarim yarim
Çöz beni yarim yarim
Diz beni yarim yarim”
Kayalıklar ve deniz birbirlerini arayan
Birbirini arayan iki sevgili
Ağzımda bordo bir kekreme
Başım dumanlı

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir