Katharlar: Kathar Şövalyelerinden Şeyh Bedrettin Yiğitlerine Ortakların Eşit Bir Dünya Düşü

Kılıçlarından kan damlayan Kuzeyli Baronlar, zırhlarını şakırdatarak
geldiler,başpapaz Arnaud Amaury’nin huzurunda diz vurup sordular;
-Kathar sapkınlar çoluk çocuk Beizers Katedrali’ne sığınmış. Onları
korumak isteyen dini bütün halk, Katoliğiyle, Yahudisiyle aralarına
karışmış. Tanrı’nın kulları şeytana tapanlardan nasıl ayıracağız Peder?
Katharlar üstüne haçlı seferini Roma adına yöneten başpapaz yanıtladı:
-Hepsini öldürün ! Tanrı kendi kullarını ayırır.

( Beziers Katliamı ) 22 Temmuz 1209

Kavuklulardan ikincisi Şekerullah bin Şehabeddin imiş. Dedi ki:
-Bu sofinin başına birçok kimseler toplandı. Ve bunların dahi şeri
Muhammediye muhalif nice işleri aşikar oldu.
Kavuklulardan üçüncüsü Aşıkpaşazade imiş. Dedi ki :
– Sual : Ahir Börklüce panralanırsa imanla mı gidecek imansız mı?
– Cevap : Allah bilir anın çünküm biz anın mevti halini bilemezüz…

(Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’ndan)
Nazım Hikmet

Kathar Şövalyelerinden Şeyh Bedrettin Yiğitlerine
Ortakların Eşit Bir Dünya Düşü

Gizem tarihe Hint kaynaklarıyla girmiştir. Fars uygarlıkları yoluyla önce Bağdat’a kadar oradan Anadolu’ya geçmiştir. Hallac-ı Mansur eğitim görmek için geldiği Bağdat’ın büyük kütüphanelerinde gizemin yolunu aramış önce Uygur Türklerinin yurduna oradan Hindistan’a ulaşmıştı.O ve diğer sufiler Hint gizemciliğini Budist ve Hıristiyan karışımı Maniheizm’i önce Ortadoğu’ya oradan da Kurtuba Medreselerine eğitime gelen Hıristiyanlar yada seyyahlar aracılığıyla Avrupa’ya geçmiştir. İsa’nın kilisece saklanan çarmıha gerildiği Golgota Tepesinde yaptığı açıklamalar ele geçirilmiş, bir çok mistik akım türemiş bunlar kiliseden koparak mevcut yönetimin sapkın inançlılar suçlamasına maruz kalmıştır.
Katharlar X. ve XIV. yy’larda Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde ama özellikle Güney Fransa’da kendi alanlarını yaratarak farklı yaşamları ile ilgi odağı oldukları kadar, düşmanlık ve saldırılarında odağı olmuşlardır.
Kathar (Arınma) [Almanca Katharsis] [Fransızca, İngilizce Catharsis] [Yunanaca Katharsis]
1- Ruhun tutkulardan temizlenmesi. ( Ör. Platon, ölümü ruhun bir arınması olarak anlar, ölüm ruhun bir arınması olarak anlar, ölüm, ruhun bedenden kurtulması, bedensel tutkulardan arınması temizlenmesi olarak görür.
2-Sanat yoluyla duyguların arınması ( Aristotales’te sanat aracılığıyla insanın duyguları uyarılarak ruhun bunlardan temizlenmesine varılacaktır.; özellikle ağlatı (tragedia) acıma ve korku duyguları uyandırıp insanı etkileyerek arınmayı sağlar diye düşünüyordu. (1)

Bu düşünce X. yüzyıldan başlayarak XIV. yüzyıla özellikle Güney Fransa’nın Oksitanya bölgesinde etkili olmuştur.1417’de asılarak öldürülen Şeyh Bedrettin’in düşüncesi Aydın Beyliği Alaşehir (Philadelphia) bölgesinde başlayarak Balkanlar’da Makedonya ve Deliorman bölgesinde etkili olmuştur. Kathar (Bogomil) düşüncesi de Balkanlar’da Makendonya, Bosna, Dalmaçya bölgelerinde yaygın inanış haline gelmiştir. Birbirinin izleği gibi duran bu düşünceler sapkınlık olarak nitelendirilerek kadın ve mal ortaklığı ile suçlanarak yok edilmişlerdir.
Mitolojik öykülerin Pirene Dağlarında yaygın anlatıldığı öyküsü karlı kış akşamlarında tepelerinde rüzgar uğuldayan Ortaçağ kentlerinde Herakles, Su Perisi Piren’a olan aşkının anısına Lombrives mağarasında ona yaptığı taş koltuğun olduğu Midi Pirene diye adlandırılan bölgenin de içinde olduğu tarihin bir diliminde Oksitancayı konuşan ve Kuzeyli Baronların egemenliğine, yani Paris’teki kralın yasalarına 40 yıl süren kanlı bir savaşla karşı koyan Katharlar.

XII.yüzyılda Montpellier’den Toulouse’a uzanan bağlardan yeşermiş Kathar öncülerinin barış çağrısı. Hepsi bağımsız birer derebeylik olan kale kentlerde sanatla, şiirle, bilimle örülü günler geceler geçirmişlerdi. Bu gün bu topraklar aynı gelenekle Fransa’nın en çağdaş bölgesidir. Pembe Kent diye bilinen bölgede Airbus uçaklardan, Ariane füzelerine, uzay araçlarına tıp ve sanayi de nükleer gerçeklerin üretimine yüksek teknolojide başa güreşmektedir. Bu bölge bugünden yedi yüzyıl önce kurulan tıp fakültesinde o gün Yahudi’sinden, Arap’ına yetmiş iki milletten insanın toplandığı bilim adamları ve sanatçılara açık kapısıyla çağdaş bir bölgeydi.
Pirenelerin bu kartal yuvası kale kentleri Roma’dan gelen emirle iki yüz bin kişilik Kuzey Baronlarının ordusunun kuşatması ile aç bırakılıp güçten düşürüldükten sonra atlarının nalları ile ezildikten sonra kalanlar sığındıkları bir katedralde çoluk, çoluk, kadın erkek ve yaşlı denmeden ateşe verilip yakıldılar. Aynı acıları kendi coğrafyamızda da yaşadık. Bedrettin yiğitleri Osmanlı askerlerinin kılıçlarıyla aynı akıbeti yaşadılar.

“Aydının Türk köylüleri ,
Sakızlı Rum gemiciler ,
Yahudi esnafları,
on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafa’nın
düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil
Kalkanları kakma, tolgası tunç
Saflar
pare pare edildi ama,
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
on binler iki bin kaldı.

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber !
diyebilmek
için
on binler verdi sekiz binin…

Yenildiler .
Yenenler, yenilenlerin
dikişsiz, ak gömleğinde sildiler
kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
Hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
eşildi nallarıyla.”

( Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’ndan) (2)
Nazım Hikmet

Peki bunca zulmü görmelerine sebep nedir? XII. Yüzyılda Oksitanya bölgesinde binlerce yandaş bulan Kathar düşüncesi günümüz takvimiyle 3.yüzyılda İranlı Manes’in yaydığı Manikeizm öğretisinde esinlenir. İyi ve kötü birlikteliğine dayalı karşıt güçler dengesinin üstüne kurulu Manikeizm dini Budizm ve Hıristiyanlığın bir karışımıydı. Kathar mezhebine katılmak için özgür seçimle karar verilecek ergenlik çağına gelmek dışında hiçbir koşul yoktu. Kathar mezhebi Katolik Kilisesi’nin inananlara yüklediği tüm ödev ve görevleri yadsıyordu.
Kathar mezhebine katılan inançlılar,davranış ve yaşamlarında nasıl özgürlerse, bu mezhebi yayan din görevlileri de görevli değil gönüllü insanlardan oluşan insanlarda aynı özveri ve olağanüstü irade ile yaşamlarını sürdürmek zorundaydılar. Bizim Melamilikte olduğu gibi melanet Hırkası giyerek birer iş sahibi olması gerekmekteydi.
Vatandaş Kathar istediği gibi yer , içer sevdiği kadınla evlenir ve çocuklar toplumun çocukları sayılırdı. Kendilerine ‘kusursuz’ yada ‘iyi damlar’ adı verilen din görevlileri kesinlikle evlenmezler, şiddetten uzak dururlar ‘et yemezler’ di. Bu din görevlileri kadın yada erkek de olabilirdi. Bizde “mücellet taşı” (3) denilen bu taşı taktıklarında evlenmezler, kendilerini toplumun eğitimine adar ve bunu ömür boyu yaparlardı.
Ölüm cezasına karşı olan Kathar öğretisi, topluluk üyelerinde biri elini kana buladığında onu ömrünün geri kalan bölümünü ‘kusursuz’ luğa adayarak geçirmek zorunlu tutuyordu. Eğer bu koşulları kabul etmiyorlarsa birey özgür iradesiyle topluluktan çıkar ve istediği yere gidebilirdi. Bütün baskılara rağmen bu mezhepten ayrılanlar parmakla sayılacak kadar azdı.
Uzun saçlı , az beslenmiş, temiz ama basit giysiler giyen soluk yüzlü ama müthiş inançlı bu ‘kusursuz’lar bizdeki sufiler gibi insanlara sonsuz iyiliği, güzelliği öğretmek için uğraşırlardı. Oksitanya halkı onlara müthiş saygı duyarlardı.
Katolik Kilise’sinin durumuysa utanç vericiydi. Katolik papazları, günah ve yasak zinciriyle kuşattıkları insanların ceplerinden aşırdıkları ile zevk ve sefa içinde yaşarken zenginleşip iktidarın ortağı olmuşlardı. Kathar Mezhebi kötü ve kirli ilan edilmişti. Özel mülkiyete düşmanlıkları ile yalnız Katolik Kilisesinin değil tüm Feodal rejimin düşmanı ilan edilmişlerdi. Özü itibariyle sınıfsal bir kalkış bir köylü ayaklanması olan bu ayaklanmalar Engels’in belirttiği gibi Ortaçağ’da dinsel formasyon altına gizleniyorlardı.
Roma Papalığı hareket geçerek 1207 yılında Kathar mezhebine giren halka önemleler alması için emir verdiği Toulouse Kontu VI. Raimond da Kathar’ları yok etmek istemediği için Katolik Kilisesince aforoz edilince. Papa II.Innocent, Fransa Kralı’na bağlı kuzeyli derebeylerini haçlı seferine çağırarak Oksitanya üstüne ordu gönderdi. Arnaud Armaury komutasındaki haçlılar, 12 Temmuz 1209’da Beziers kalesini kuşattılar. Beziers senyörleri ve halkı, Katharları haçlı ordularına teslim etmeyeceklerini bildirince, kente karşı taş üstünde taş kalmayacak bir saldırı düzenlemesi emiri verildi. Bazı kaynaklar kuşatmanın üç ay sürdüğünü söylemek birlikte, 22 Temmuz günü, Beziers kalesi düştü. Sağ kalan silahsız kent halkı, onlara destek olan Yahudisi, Katoliği de içinde olmak üzere Çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek Kathar bir katedrale sığındı. Haçlı seferini yöneten Başpapaz Arnaud Amaury’ye askerlerin, Tanrı’nın kullarını ‘sapkın’ Katharlar’dan nasıl ayıracaklarını sormaları üzerine o tarihe geçen korkunç söylerini söyleyerek , ölüm emrini verdi; “‘Hepsini öldürün, Tanrı kendi kullarını ayırır.”
Kana susayan bu Ortaçağ’ın karanlık canileri o gün yirmi bin insanı çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek demeden kılıçtan geçirdi. Kalan bir avuç çoluk,çocuk, yaşlı , kadın ve onlara destek olan Katolik ve Yahudi’yi de bir katedralde yakıp yok etti. O gün Oksitanya’da engizisyon ilan edilip binlerce insan sorgulanıp işkencelere tutuldu, Bu insanların torunları da toplama kampları kurup, insanlara çeşitli işkenceler yapıp ve en sonunda onları fırınlarda yakıp atalarına sadık kaldılar.
Fransa’da Katharzim, İtalya’da Patarizm, Balkanlarda ve Makendonya’da Bogomilizm diye anılan bu öğreti Batı Anadolu’dan İngiltere’ye kadar geniş bir coğrafyayı iki yüzyıl etkilemiştir. Kendileri hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz bu akım Bogomil adlı bir Ortodoks papazının bu mezhebi yaydığı söylencesiyle anılmaktadır.Yunanistan’da Theophile diye bilenen Bogomil Tanrının Dostları Kilisesinin kurucusudur. Öğretisi Batı Makedonya , Bosna Hersek ve Ege Bölgesine yayılan İtalya üzerinden Batı Avrupa’ya oradan İngiltere’ye kadar uzanan bir coğrafyayı etkilemiştir. XII.yüzyıl’da Bosna Voyvodası Kulin Papa’nın emri ile Macar Kralı’nın önderliğinde bir Haçlı ordusu ile sapkın ilan edilip yok edilmiştir. Bosna’da Bogomiller’e Gazari adı verilirdi. Bu inanışın Batılı kaynaklar ancak 1481’de bölgeyi Osmanlının Alperenleri Deminci Baba Sarı Saltuk gibi insanları fethiyle dini kolaylık sağlamaları ile etkisini yitirdiğini söylemektedir. Ama unutulmasın bu düşünce iki yüzyıl Feodal rejimi sarsmış köylü ayaklanmalarının kendilerini ifade etme tarzıydı.
Ortaçağ’da despotik feodal rejim ve dini gericiliğe karşı yapılan bu ayaklanmaların gerçekleştiği aynı coğrafyada daha sonra Şeyh Bedrettin Müritlerinin yayılması hiçte tesadüf değildir. Ayrıca Batıni kimlikli Sarı Saltuk ve Demirci Baba’nın hala efsaneler karışık hayat hikayeleri ve Balkanlar’ın her bir yerinde mezarlarını olması da tesadüf değil bu düşünceye saygının bugün bile sürdüğünün göstergesidir.
Hıristiyan ve Buda düşüncesinin bir karışımı olan Maniheist düşüncenin etkisindeki Kathar ve Batıni düşüncesi aynı iz düşümlerini taşırlar. Özel mülkiyete karşı çıkılması, cennet ve cehennem inancın olmaması, dünyanın cennet edilmesi için herkesin ortaklaşa çalışmasının savunulması, köleliğin alaşağı edilerek, yerleşik düzene aykırı bir dünya yaratılmak istenmesi onların kolayca Feodal rejim ve din kastınca düşman ilan edilip sapkınlık suçlaması ile yok edilmelerini sağlamıştır.
Burada dinsel formasyon gibi gözüken bu çığlık feodalizmin baskı ve sömürüsüne , engizisyonunu karanlığı altında ezilen yoksul köylülüğün eşitlik çağrısıdır. İnsanların kardeş olduğunu kendi emekleri ile ürettiklerini eşitçe paylaşması gerektiği savunan düşünceye bugün bile ulaşılmamıştır. Aydın’ın Türk köylüleri , Sakızlı Rum Gemiciler ve Yahudi Esnaf Şeyh Bedrettin’in davasına sahip çıkıp Ortaklar’da , İznik’te,Karaburun’da kısa bir sürede olsa özgür ve eşit bir dünya yarattılar. Ne tesadüf ki Şeyh Bedrettin Türkmen Müslüman , Torlak Kemal bir Yahudi ve Börklüce Mustafa bir Hıristiyan’dır.Bu üç din bugün bile yan yana gelemezken onlar canları uğruna bir mücadeleye girmişlerdir. Elbette bilimsel temellerle geliştirilen özgür ve eşit dünyanın metodunu bugün biz biliyoruz. Ama o gün onlar devrimci bir bayrağın yere düşürülmemesini ve bize ulaşmasını sağlayanları da öğrenmek ve tarihimize sahip çıkmak zorundayız.

Rumeli, Serez
ve eski terkibi izafı:
HUZURU HUMAYÜN
Ortada
Yere saplı bir kılıç gibi dimdik,
bizim ihtiyar
Karşıda hünkar.
Bakıştılar.

Hünkar istedi ki :
bu müşahhas küfrü yere sermeden önce,
son sözü ipe vermeden önce,
biraz da şeriat eylesin birazı hüner
adab ü erkaniyle halledilsin iş.

Hazır bilmeclis
Mevlana Hayder derler
Mülkü acemden henüz gelmiş
Bir ulu danişmend kişi
Kınalı sakalını ilhamı ilahiye eğip,
“Malı haramdır amma bunun
kanı helaldır” deyip
halletti işi.
Dönüldü Bedreddin’e
Denildi. “Sen de konuş.”
Denildi: “Ver hesabını ilhadının.”

Bedrettin
Baktı kemerlerden dışarı.
Dışarıda güneş var.
Yeşermiş avluda bir ağacın dalları
Ve bir akarsuyla oyulmaktadır taşlar.
Bedrettin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
-Mademki bu kere mağlubuz
netsek, neylesek zaid
Gayrı uzatman sözü.
Mademki fetva bize ait
Verin ki basak bağrına mührümüzü….

(Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’ndan) Nazım Hikmet (4)

Montsegur mağlupları, kaleden başları dik çıktılar. İki yüz yirmi beş Kathar şövalyesi, erkeği ve kadınıyla, gökyüzüne bir isyan gibi yükselen granit tepenin dibine kurulan ateşten çembere tek bir adam birlikteliğiyle yaklaştılar. Haçlı ordularının gümüş zırhlı şövalyeleri gözlerini eğdiler, basit askerler ise büyülenmiş gibiydiler. Haçlı seferinin dinsel kutsayıcısı, tilkicesine kurnaz Narbonne Piskoposu, havada bir hayranlık soluğunun kokusunu aldı. Ölüme giderlerden hiç olmazsa birine fire verdiremezse eğer, bu olağanüstü manzaranın babadan oğla kalan bir miras gibi yüzyıllarca anlatılacağını sezmişti. Son bir umutla gerilmiş bir yay gibi fırladı yerinden, koştu, ateş çemberiyle Katharlar’ın arasına dikildi:
-Durun, durun diyorum size! Bir kez daha düşünün. Aramızda cayan yok mu hiç mezhebinden? Engizisyonun kararına rağmen ben, son bir şans tanıyorum nedamet getirenlere !
Kathar duymadılar. Katharlar durmadılar. Kafileye öncülük eden Kusursuzlar’dan Berttrand marty, başka bir soruya yanıt verir gibi gülümseyerek söylendi:
– Biz Hepimiz kardeştik…
( Montsegur Kalimaı 16 mart 1244)

Mehmet Özgür Ersan
Dipnotlar:

1. Felsefe Terimleri Sözlüğü s.9
2. Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı s.246
3. Boyna takılan büyük mermer taş ; Halk arasında Hacı Bektaş taşı diye de bilinir.
4. Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı s.256

Kaynak:

1)Felsefe Terimleri Sözlüğü Prof.Dr.Bedia AKARSU Savaş Yayınları 1984 3.Baskı
2) Benerci Kendini Niçin Öldürdü ? Nazım Hikmet Adam Yayınları Şubat 1995 11.Baskı
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı”
3) Gülün Öteki Adı Mine G. Saulnier Cep Belgesel 1990 2.Baskı
4) Sosyalizm ve SosyEkin Sanat Sayı:17 Haziran 2006 Sayfa :17-20

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir