SEYİT ALİ SULTAN (KIZIL DELİ)

Seyyid Ali Sultan, Kızıl Deli Sultan olarak da bilinir (ü. 14.-15. yy), Alevi-Bektaşilerce büyük velilerden sayılan derviş.
Yıldırım Bayezid döneminde Horasan’dan Anadolu’ya geçerek Rumeli’nin fethine katıldı. Edirne, Dimetoka (bugün Dhidhimóteihon) ve yöresinin alınmasında yararlıklar gösterdi. Dimetoka’da bulunan tekkesi Bektaşiliğin en önemli tekkelerinden biridir.
Kahramanlık ve efsanelerle dolu yaşamına ilişkin öyküler Vilayetname-i Seyyid Ali Sultan adlı çalışmada toplanmıştır. Bu kitapta anlatılanlara göre Seyyid Rüstem Gazi adındaki bir alperenle birlikte Rumeli’yi fetheden Seyyid Ali Sultan, Müslümanlaştırma ya da haraca bağlama yoluyla bütün yöre halkına boyun eğdirir. Dimetoka’yı aldıktan sonra bir zaviye açarak buraya yerleşir. Bütün bu savaşçı veliler gibi tahta kılıçla savaşır, üstesinden gelemediği güçlükleri kerametler yoluyla ortadan kaldırır. Rivayete göre Dimetoka kuşatmasından kenti bir türlü ele geçiremeyince, kerametiyle kalenin üzerine yağmur gibi ateş yağdırır ve çaresiz kalan kale sakinleri teslim olmak zorunda kalır.

SEYİT ALİ SULTAN (KIZIL DELİ)
Kızıl Deli, Alevilik ve Bektaşilikte çok iyi tanınan kişilerden birisidir. Adı her Alevi-Bektaşi’ce sıkça kullanılır. Buna karşın yaşamıyla ilgili be­lirsizlikler hala sürmektedir. Hacı Bektaş Çelebileri, Kızıl Deli Sultan’ı Hacı Bektaş’ın Kadıncık Ana’dan doğmuş öz oğlu olarak yansıtırlar.
“Hacı Bektaş Veli ile İdris Hoca ‘nın kızı Fatma Nuriye (Kadıncık Ana) ‘nin evlenmesinden Seyit Ali Sultan (Timurtaş) dünyaya gelmiştir. Hacı Bektaş Veli ‘nin kitaplarda ve belgelerde adı geçen tek çocu­ğu olan Seyit Ali Sultan‘in (1310-1402) asıl adı İbrahim’dir.”
Çelebiler böyle söylerken Hacı Bektaş Veli’nin Babagan kolu ola­rak bilinen kesimler olayı bir başka şekilde anlatmaktadır. Burada söy­lenenler daha çok Seyit Ali Sultan’ın Hacı Bektaş’ın manevi oğlu olduğu yönündedir. Kızıl Deli’yi Hacı Bektaş Veli’nin yol evladı oldu­ğunu ileri sürerler.
Yirminci yüzyılın Dedebabaları’ndan Bedri Noyan bir belge suna­rak “Seyit Ali Sultan ‘in Horasan Erenleri‘nden Hüseyin Ata oğlu ol­duğu hakkında kayıtlar vardır.”[1] der.
Ahmet Hamdi Zeza Paşa’nın Mısır’da basılmış Arapça kitabında[2] adı Hızır Lale Seyyid Ali Sultan olarak yazılmış olup resmin altında Seyid Hüseyin Ata oğlu Seyyit Ali Sultaıı’dır. Hızır Lala diye lakap­lanmıştır. Doğumu ve ölümü (13 lO-1402)’dir. diye kayıtlıdır.[3]
Çelebiler’in Kızıl Deli Sultan’ı Hacı Bektaş’ın evladı gibi göster­melerine Bedri Noyan asılsız, kaynaksız diye yanıt veriyor. “Kızıl Deli Sultan ‘in bir adı da Timurtaş imiş. Hacı Bektaş Veli ‘nin Kadıncık Ana ‘dan doğmuş bel evladı imiş. Bu saçma uydurma söylentiler başka hiç bir yerde görülmez. Böyle dayanıksız uydurmalar aklı başında bir insan ortaya atmaz.”[4]
Murat Sertoğlu bu konuda şöyle bir saptama yapıyor “Timurtaş’ın da kim olduğu meçhuldür. Hacı Bektaş Veli’nin mücerret yani hiç ev­lenmemiş olduğu bir hakikattır. Bu durumda nasıl oğlu olabilir. “[5] Ay­nı yazar bir başka yazısında da Kızıl Deli Sultaıı’ın Dimetoka’daki der­gahından şöyle sözetmektedir “Balım Sultan bir Macar asilzadesi iken, Macaristan seferinde esir edilerek saraya getirilmişti. Sultan Ba­yazıt onun güzelliğine meftun olmuş. Bir müddet sarayda alıkonduktan sonra Dimetoka‘daki Bektaşi dergahına gönderilmiş ve Seyit Ali Sul­tan adıyla maruf olan bu dergahta terbiye görerek Bektaşi olmuş, za­manla mertebesi yükselmiş.”[6]
Kızıl Deli Sultan’a ait birçok söylence ve menkıbeler anlatılır. An­latılan menkıbelerden birisi şöyle özetlenir. Dimetoka’da dergahını kurmuş olduğu Karadeniz Nehri kenarında uzun müddet kalmış, bura­da talipleri çoğalmış, hatta doksan yaşlarına kadar burada mekan tuttu­ğu söylenir. Burada bulunduğu sürece de evlenmiş, evlendiğinde dok­san yaşlarında imiş, bu evlilikten Balım Sultan dünyaya gelmiş. Balım Sultan’ın annesi Bulgar kızıymış.
Yine bir söylentiden edinilen bilgiye göre Hz. Muhammed’i rüya­sında gören Kızıl Deli Sultan, bu rüyada Hz. Muhammed direktif vere­rek onu Hacı Bektaş Veli’ye göndermiş, Hacı Bektaş Veli ise kendisi­ni hemen Bursa’ya Sultan Orhan’a göndermiş. Kızıl Deli Sultan, Or­han’ın yanında savaşa katılmış, büyük kahramanlıklar göstermiştir. Gösterdiği kahramanlıklar sayesinde fethedilen yerleri Kızıl Deli Sul­tan ve arkadaşlarına bağışlayan Sultan Orhan, Kızıl Deli ve arkadaşla­rına büyük ilgi göstermiştir.
Söylenceler her ne olursa olsun Kızıl Deli Sultan, diğer adıyla da Seyyit Ali Sultan, Bektaşi Alevi gerçeğinde yaşamış bir kişiliğe sahiptir. İster Horasan’dan ister Bulgaristan taraflarından gelsin durum onun gerçek yaşamını değiştirmiyor. Sevenleri, zamanın aydınları diğer pir­lerde olduğu gibi çeşitli menkıbeler yazarak Kızıl Deli Sultan’ı kafa­sındaki gibi yaşatıyorlar.
Alevi Bektaşi şairleri şiirlerinde Kızıl Deli Sultan’dan sıkça söz ederler. Onu Aleviliğin büyük pirlerinden sayarak ,hürmet ve saygıyla anarlar.
Seyyit Ali Kızıl Deli, Hacı Bektaş tekkesinde önemli isimlerden bi­risidir. Hacı Bektaş dergahında bulunan 12 posttan Aşçı postu yine Kızıl Deli Sultan’ındır. Demotoka’da bulunan dergahı ve tekkesi Hacı Bektaş’a bağlı halifelik makamlarından birisidir.
Anadolu’da bulunan Horasan Alevi Erenleri Anadolu’da kurmuş oldukları Tekkeleri her erenin, her pirin durumuna ve ko­numuna göre belirlerken, Türkler’in yurt edindikleri bölgelere göre ayarlamışlardı. Rumeli’de yaşayan Türkmen göçerlerinin eğitimi, ye­tiştirilmesi korunması ve her türlü gereksinimlerinin planlanması, yön­lendirilmesi açısından buralarda da kurulan tekkeler her bakımdan ya­rarlılıklar göstermiş, birçok kimseyi eğiterek Anadolu’ya salmıştır. Büyük ihtimalle Balım Sultan da bu dergahta yetişen pirlerden birisi­dir.
Bu dergahta yetiştirilen erenler Hacı Bektaş dergahının gelişmesi­ne, kurumlaşmasına, çağdaşlığa adım atmasına ve Alevi kültürünün her çağa göre ışık vermesine neden olmuştur.
SEYYİT ALİ SULTAN VİLAYETNAMESİ’NDEN*
Bektaşi Gülbankları ve bazı Tercümanları’nda (Rum elinin gözcü­sü Seyyid Ali Sultan) diye saygı ile anılan bu zatın, yine Bektaşilerce Gazi Rüstem Baba Sultan diye anılan Seyyid Gazi tarafından yazılmış bir vilayetnamesi vardır. Bunun 1957 Mart’ında Bursa’da Hakka yürü­yen Ali Rıza Kadimi (Öğe) Baba erenlerin inci gibi pek güzel el yazısı ile kopya edilmiş bir nüshası da fakir’in kitaplığında vardır. Diyen Noyan’ın günümüz Türkçesine uygun olarak hazırladığı velayetnamede şöyle devam ediyor.
“ Bir gece namaz kılub bu husus için dua eder, kendisini bir uyku bastırır, düşünde Hz. Muhammed’i görür. 0: “Duası kabul edildi. Horasan dolaylarından benim temiz, soyum­dan sana Kırk er gelecektir. Rumeli’nin alınması Tanrı velilerinin elin­dedir. Onlar üç gün sonra gelecekler. İçlerinde bilgin ve temiz huylu Rüstem adında biri vardır, ona uy, ona göstereceğin saygı banadır” der.
Öte yandan bu kırk er de Horasan ilinde kendi tekkelerinde ibadet­, dem ve devran sürerlerken kendilerine Hz. Muhammed görünür ve:
“Ey ciğer köşelerim, kırkınız gönlünüzü birleyip bundan Rum iklimin­de Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye yarın, sizlere kılıç kuşatsın dahi ne güna emir ider ise rızasında olun. Tam himmet ve havalesiyle sizleri Yıldırım Han yanına yollasın, ona yardım edin, Rumeli’ni fethedin”, der.
Kırklar toplanup mekan aşarak bir demde Hünkar Hacı Bektaş Ve­li dergahına ayak basarlar. Hünkara baş koyup olayı dile getirirler. Hünkar bunlara hizmet gösterir, üç günde bu hizmetler tamam olup hepsini huzuruna alır. Önce Seyyid Ali Sultanı onlara baş eder. Emir Sultanı Sancakdar, Seyyit Rüstem Gazi’yi Kadıasker, Abdüssamed Fa­kı’yı imam, Seyyid Zali’yi saka, Seyyid Ahmedi kılavuz tayin eder. Diğer dördüne “Kus-u Halili” verir, otuzaltısı’na da Kılınç kuşatıp “himmet-i tanı ve erkanı temam ile” ile Yıldırım Han’a yollar.
Bir sabah vakti bunlar Yıldırım Han’a varırlar, Han bunları karşılar. Hepsinin başında keçeden taclar, kalın yünden yeşil sarıklı, hepsi servi boylu, nur yüzlü. Hele içlerinde bir tanesi boylu-poslu, buğday renkli, yay gibi kaşlı, uzun kirpikli, bir elinde kitab. Bu, Seyyid Rüs­tem Gazi’dir. Yıldırım Han ona aşık olur, kucaklaşırlar. Cümlesi lok­ma yerler, konuşurlar, anları birbirine söylerler. Bir divan kurulur. Sey­yid Rüstem Gazi: “padişah sol kola, Paşa orta kola geçsin, bizler Sü­leyman Paşa ile sağ kola katılub Boğaz Purgazı (o zaman Bolayır Bo­ğaz Purğazı derlerdi) taraflarına yürüyelim”, der.
Yola çıkılır, Yıldırım sol kolda Yedi kala, Sarıca Paşa orta kol, üçkala alır. Seyyid Ali Sultan, sağ kolda yürüyüp Çardak (Çanakkale ilinde) önüne konar. Gemiciler kendilerini karşıya geçirende, kaçarlar. Seyyid Ali Sultan denize biraz kum saçar, bir bölük deniz kumluk olur. Bunu görünce gemiciler döner, bunları alırlar. Topluluk Gelibolu’ya varır. Bir nara ile hayli kafir helak olur, kalanlar korkudan şehri tes­lim ederler. Seyyid Rüstem Gazi’nin Gelibolu’da kalması ve beytül­male ait hisseyi ayırması hakkında, yine Hz. Muhammed’in bir düş’te verdiği buyruk üzerine, Yıldırım bir name yazdırub bazı hediyelerle birlikte Karataban adlı adamıyla yollar. Seyyid Rüstem Gazi emir alır, hediyeleri fukaraya sadaka verir ve yine Hz. Muhammed’in düşte ver­diği buyruk ile, her beş tutsaktan birini ve her tutsak için beş akçeyi beyt-ül-mal için ayırır.
Seyyid Ali Sultan kuş urdurub Purğaz (Bolayır)a yürürler. Oraya yakın bir yerde birkaç aşık kılık değiştirib kal’aya yaklaşırlar. Oralar­dan üç kafir esir ederler, Seyyid Ali Sultan’a getirirler. 0 sırada, eren­ler, daha önce yakaladıkları bir kafiri-diğerlerine korku verdirme içine ­şişe geçirib kebab diye ateş kenarında çevirirlermiş. Yeni tutulan üç kafir bunu görünce feryad ederler, “Bunlar adam yiyici imiş”, derler. Seyyid Ali Sultan’ın gizli buyruğu ile bu üç kafire göz yumulur ve bir dolan ile kaçmaları sağlanır. Onlar hem kurtulduklarına sevinir hem de kal’a halkına durumu haber verirler. Hepsi, “Bu gelenler insan yer imiş” diye korkularından kal’ayı terke hazırlanırlar. Seyyid Ali Sultan bu sırada kal’aya varır, zabteder. Tutulub sonra kaçırtılan üç kafir Sey­yid Ali Sultan’a gelir ve İslam olurlar. Akrabaları için de kerem idüb bağışlanmasını yalvarırlar. Seyyid Ali Sultan “Bul, ayır” dir. Onlar da akrabalarını tutsaklar içinden bulup ayırırlar. Onlar da imana gelir. Fa­kat Seyyid Ali Sultan’ın sözü yüzünden oranın adı artık Bolayır olur.
Bu arada Süleyman Paşa şehid olur, O’nu orada defnederler.
Oradan Kayak ovasına konarlar. Orada su yoktur, Emir Sultan elin­deki değneği yere saplar. oradan su çıkar. Fakat Seyyid Ali Sultan, böyle tiz davranışından, ona kırılır. Emir Sultan’da orada Hakka yürür. Çıkardığı suyun yakınına sırlarlar.
Seyyid Ali Sultan, sancağı Tahir’e verir. Oradan Baçin kal’asını sa­rarlar. Erenler misvaklerini “diş temizleme çubuğu” börklerine sokar­lar. Kafirler onları birer dağ gibi görür; korkar, kaçarlar, Murtad kal ‘asına sığınırlar.
Murtad kal’asına yürürken Tahir’in atı sürçer ve elinden Sancak düşer, Seyyid Ali Sultan celallenir, fakat ses çıkarmaz. Kal’ada yedi fersah yeri gören bir görücü varmış, Kal’a da sarp. Seyyid Ali, Seyyid Rüstem Güzi’ye seslenir, o da kerametle hemen gelir, durumu konuşurlar. Ağaçlar kesib arkasına gizlenerek yürürler. Kal’aya girerler.
Bundan sonra Hakkı kal’asını, İpsala’yı aldılar, ordan Fereye gelib orasını ve Dimetoka’yı aldılar. Dimetoka’da akıllı bir rahip, kaçub yalnız kendileri kurtulacağına ve malları, aileleri tutsak olacağı orada kalarak gelenlere uymayı öğütler. Onlar da hemen “Kılınç ber- dehan, kefen ber – gerdön idüp ve ol ruhbanı önlerine katıp Seyyid Ali Sultan huzuruna gelüb aman” dilerler. “Kılınç ağızdal kefen boyunda geliş eskiden teslim olma şekli idi. Bugün kefen boyunda değil, bir direk ucunda beyaz bir bayrak şeklinde olarak teslim olma işareti diye kul­lanılıyor.” Bağışlanırlar. Oradan Edirne’ye varır; fethederler. Uç gün­de Şumnu’yu, yedi günde Ruscuk’u, iki günde Yerköy, yedi günde Si­listre’yi alırlar.
Oradan kalkub, o zaman “Emlakça” denen Niğbolu’yu sararak iki ayda aldılar. Vilayetnamede “Cezbi” adlı bir zatın uzun bir manzume­si yazılmış. Bu manzume Seyyid Ali Sultan’ın bir oku yere dikerek bir demde dal – budak saldurub meyve verdirmesi gibi kerametinde ve sonra bir sağlam hisarda Gazi Evrenus Baba’nın kafirlerle döğüşürken:
“Meded Kızıldeli, yetiş Seyyid Ali” demesiyle ona bir demde yetişme­si ve kurtarması, sonra San Kız yaylasına varıp yolunu kesen koca bir kayayı kabak doğrar gibi kesmesi anlatılmaktadır.
Nihayet, Kırklar, birbirlerine veda ederler. Seyyid Rüstem Gazi “Cebel-i megaire “yi mesken tutar. Sonradan dergah kurduğu yer ho­şuna gider, Yıldırım Han orasını kendisine verir ve bir ferman yollar. Bunun üzerine Seyyid Rüstem Gazi “Kendusin hırkaya çeküp, insan­lardan uzak bir kayak ağacı kovuğunda yedi yıl çille” çıkarır. Yedi yıl­dan sonra eline bir balta alıp dağ içinde kendisine bir eyr açnıak ister. 0 tarafda bir Bey varmış, münafık, söz anlamazın biri… Ona: “Bir der­viş gelmiş dağın ağaçlarını kırar”, derler. 0 da kızar. Dervişi koğmak için atlanır, Rüstem Gazi yanına varır: “Bre habekar Işık, bunda ne arasın? ve senin ne haddindir, geldin bu ağaçları kırarsın?” diye ba­ğırır. Neticede,.Gazi Rüstem Baba Sultan, ona dağları-taşları yürüterek keramet gösterince dize gelir.
Kendisine üç kişi hizmete gelirler. Bir yandan da tekkeyi inşa ederler, bir yandan buğday ekerler. Harman hazır olur, fakat değirmen yok.
Rüstem Gazi Baba buyruk verir, değirmen yapılır. Görenler “bunu su­yu nerede?” diye merak ederlerse de değirmen tamamlanınca erenler elindeki anayı yeti kere yere çarpar, duru ve bol bir su fışkırır, değir­meni döndürür. Merakla bekleyenler’ yedi kişi inmişler, derhal Seyyid Rüstem Gazi Baba’nın ayağına düşer, ona evlad olurlar. Kurbanlarını tığlarlar, bir çınar dalına geçirib kebab ederler. Seyyid Rüstem Gazi Baba, sonradan, bu şiş olarak kullanılan çınar dalını yere diker, zaman­la filizlenerek koca bir ağaç olur ki hala ziyarete gelirler,
KIRKLARIN SERDARIDIR KIZIL DELİ
Şah-ı Merdan Ali kurdu bu yolu
Hazret-i Fatıma cihanın gülü
Evvel Seyyit Ali aldı yürüdü
Kırklanan serdarı Kızıl Deli
Tanrı dağ konma çökmüş oturur
Yıldız salını ayağına getirir
Bir avuç toprakla hudut geçirir
Kırkların serdarıdır Kızıl Deli
Pirim etini kendi defin eyledi.
Çaldı taşı pare pare eyledi
Pirim Ali bu kelamı söyledi
Kırkların serdarıdır Kızıl Deli
Gör pirim küffara netti neyledi
Şehr horozlarına dua eyledi
Sarı Kızı iki pare eyledi
Yadsıda horozları ündürün Kızıl Deli
Pir Sultanım eydür sancak getiri
Zemheride gonca güller bitiri
Kalenin altına üstünü getiri
Rum’un fethin eden şah Kızıl Deli
VUCÜDUM ŞEHRİNİ SEYRAN EDERKEN
Vücüdum şehrini seyran ederken
Gördüm dört köşede dört can oturur
Biri biri ile lütf ile söyler
İçerde hükm eder sultan oturur
Bir köşesi vardır kuyumcu işler
Bir köşesinde var ahen gümüşler
Bir köşesinde de bezirgan kışlar
Bir köşesinde de alim oturur
Bir köşesi vardır suyu çıkıyor
Bir köşesinde su çıkmış akıyor
Bir köşesinde gonca gül kokuyor
Bir köşesinde de serdar oturur
Bir köşesi vardır yazı yazarlar
Bir köşesinde de yazıp bozarlar
Bir köşesi vardır suda yüzerler
Bir köşesinde de Hızır oturur
Bir köşesi vardır ikrar alırlar
Bir köşesinde de ikrar güderler
Bir köşesi vardır sema ederler
Bir köşesinde de pirim oturur
Seyyid Ali Sultan böyle söyledi
İndi aşkın deryasını boyladı
Bir köşesinde müekkel bekledi
Bir köşesinde Şah-ı Merdan oturur

Mehmet Özgür Ersan

kaynak:
[1] NOYAN, Bedri; Kendisinde bulunan Mustafa Ali Borlu hediyesi yazma Y-40 ve kendisine ait velayetname
[2] NOYAN, Bedri Bektaşilik Alevilik Nedir? S.50
[3] age.s.504
[4] NOYAN, Bedri age.s505
[5] SERTOĞLU, Murar; Tercuman Gazetesi, tefrika 277
[6] SERTOĞLU, Murat, age.s.100

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir