Yenilmiş Kavimler Tapınağı

Gençken çok toy oluyor insan yanılmışım
Şanlı değilmiş şaşılası mayıs direnişi gülün
Seksen dokuzun şanlı sabahlarında
Sağlam bir duvar olsam bu yıkıntı ortasında
Göğe yekindikleri için ağaçlar kınanmaz
Yere sıkıca bağlı kökleri bağışlatıyor onları
Bu yıkıcı kasırga da ayağa kalkar
Kurumuş damar ayağa düşmüş kösnü yürek
Metanet dergahında mihrap baş aşağı olsa da
Hayaller ölülere yaslanmış da yürüyor
Kedi köpek börtü böcek
Kadın erkek yanyana
Ağartın yüzleri, ateşi kısın indirin kalkanları
Yenik ruhlar doğrulsun sonsuz barışta
Yenilmiş kavimler tapınağından veba kağnısına koşulan
Donmuş göldeki kutsal kıpırdanışlar umut bağlasın
Zavallı kızlarının ve oğullarının kemiklerini arayan anneler
Göğe kaldırsın başlarını
Kapısı bağlanmış duvarı çatılmış kuru sarnıçlar çağlasın
Nerden geldik buraya
Nasıl besleniyor parazitler halkımızın açlığıyla
Biz burada donuyoruz susarak
Tanrının morarmış tırnakları arasında soğuyor
İçimizden sessizce söylediğimiz şarkıdaki kül
Belki insanın doğduğu güne çok çok uzağız
O eşitlik günlerine buğdayın yücelttiği
Sizin kadar gerçek olsaydı gece buradaki
Uzatmazdık bunca zulmün karanlığını
Biz burada ölüyoruz kardeşler
Belki insanın doğduğu yerde
Güneşmiş çekilmiş buruşan etekleri bozkırın fersiz
Toprak emince rüzgarını
Büyük yara herkesin yarası
Tenha bir buzulun koynunda
Güneşin körüğü kıpkızıl balkıyan
oyuyor yana yakıla donmuş yerlerimizi
dokunaklı bir gülbeng okuyor
ısıtmak için için efkarlı neşesini onu on yapan acıyla
kanında damıttığı bir tutam tuzu serpiyor
önündeki ölgün mangala
yerde külün kalbi
kırılmaz sanırdım İmam Ali’nin kalbi
kırdılar
son sözleri ‘kabe’nin rabbine kavuştum’
bitek topraklardan devşirilmiş bir kök ayrık otu
ölünün ardınca doğal duygusuyla içimize yayıldı
şimdi dumandan uzak durun toprağa yakın
topuklarını sürüyerek yürümekte haksız mı
İmam Ali sabahın kuşluk vaktinde
hangi kuyu yanıtlar içindeki gurbet duygusunu
eskiden olsa akla yatkın bir yanıt bulurdum
içimde çoğalan gurbetlik duygusuna
her şey şimdi susuyor
sessizliğin derinliğinde
çekildiğim bahçelerde
bir kurdun dişleriyle ısırıyorum yaşamı
başkalarına şan olsun diye katlanıyorum
yaşamın kanıyla lekelediği bu zamana
acının ömrü hızır ilyas’ta daha uzun
etin kemikten sıyrıldığı an
iki kirpik arasındaysa
kavganın zaman söz geçiren barikatı
bir kum zerresi kalbimde uyur
akrebi gümüş köstekli bir saatin çıngırağıdır
sur’un üflenmesi
şimdi kıyam vakti
sahib’ül zamanın

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir