sabah alacasında

ve gider yoluna tiril tiril kıyı boyunca
çarpıntısında dalgaların
yanında açılır kapanır gökkuşağı
başkaldıran yüzlerin yere göğe söverek
mutsuzluğundan bahsediyor şiirlerinde
kaçtınız deniz ötesine umudun esintisi
adımlarımın gittiği yurdumun her yanında
öldürülüyor çocuklarımız
nereli, kim, ne olduğu fark etmez
bu uzun ve anlamsız savaşta
kıyıdan sazların dümdüz
o kırışıksız suda
usulca akıntıyı bıraktığımızda kendimizi
onu yavaşçacık sallayan
akışkan ve tensel düşü
ve ellerimin ayasına değen ellerini
unutamıyorum
inanılmaz derecede yakındım ona
gölgem düşmeden üstüne
dudaklarımın mengenesinde
gem vurulmuş sözcüklerle
bu akşam kan ve çocuklar üstüne konuştuk
gözlerimiz nemlenerek
toprağının tohumudur kaldırdığı harman
nen varsa rüzgar taşan denizle yıkanır ya
hıyanette kurban insan kendi toprağına
barışın şenlikli baharında yıkanmak varken
kırdı geçirdi bu kasırga bu fesat
tüm ne kaldıysa arıtmış bağrında toprak
sunuldu bir yağma uğruna haraç mezat
yurdumun elleri kocaman elleri umutlu
emekçi çocuklarını
sevgilim tek umudum sensin
sevgilim meltemdir söyleyen
ellerinin bembeyazlığını
gözlerim seni görmeyecek
kısa bir an da olsa
bekliyor seni yüreğim
rüzgar getirdi bana
sabah alacasında
ayak seslerinin yankısı
bekliyor yüreğim seni
konuşalım yine
yurdumun çilesinden derdinden
dertlenip ağlayalım birlikte

Mehmet Özgür Ersan 05.02.2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir