kil

her gece rengi titrer bir genç kızın
ah titremezdim ürpermezdim ben hiç
bu deniz kenarında bu karmaşada
horasan’dan karaman’a niçin geldim
biraz köktürk kağan biraz moğol han
kara kalabalıklarla yavaş yavaş
bu yabanıl coğrafyadan geçtim sakince
başkentten çıkarsam ölürüm sanırdım
taşra da bir mezarlık gibi
söğüt ve koyunlarla koyun koyuna
bir gömüt olmaktan sıyrılıp bu düşe düştüğümde
taşranın rengini çıkar bu şehirden geriye ne kalır
ben topraktan yapıldım
kildir atam benim
kara tahta kara yazılı karalı bir yorganda yatılı
keçiboynuzu ve iğde görüyordum
bu manzarada durmadan
tanrısını unutmuş bir din gibi tek başına yapayalnız
bir çanak talaş üzerinde pekmez gezdirilmiş biraz
iğde gibi baygın kokulu
bu ağaca yakışmıyor o kuru meyve biliyorum
kanı başka bir kalbe akıtacağım oysa
kırağı tutmuş yüreğim varken ya ben nasıl umut edeceğim
fethi paşa korusunun bir ucundan bir ucuna denize çıkar rüyam
yazıcılar rüyalarımı yazıyor durmadan
üsküdar’ın bütün yokuşlarından denize ulaşan
kent düşüyor dizlerimin dibine
bir gülü aşılarken mesela
elime diken batmış sanki
kan katılmış ya aşkına
sen gör şimdi ne güzel gülleri kızıl açacak
bu talan yerine inat düşlerim
pağan ordum yağmaladı bu yurtluk denen kentsel çöplüğü
bir bir dilimledik törpüleyip keskin yerlerini
kimsenin dokunmadığı el tutmadığı
ya bükülüp ya da kırıldığı yerden
ilkel bir elin sıcaklığıyla bir el uzandı
şimdi anladım
bu deniz kenarında bu karmaşada
horasan’dan karaman’a niçin geldim
biraz köktürk kağan biraz moğol han
kara kalabalıklarla yavaş yavaş
bu yabanıl coğrafyadan geçtim sakince
başkentten çıkarsam ölürüm sanırdım
taşra da bir mezarlık gibi
söğüt ve koyunlarla koyun koyuna
bir gömüt olmaktan sıyrılıp bu düşe düştüğümde
taşranın rengini çıkar bu şehirden geriye ne kalır
ben topraktan yapıldım
kildir atam benim

Mehmet Özgür Ersan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir