uğuldayarak aynı yurdun /aynı türküye ağlayan insanı

titremedi hiç tenin son ince acıda bile
güzelsin alımlısın bi o kadar donuk ve tutuksun
etinde ayrılığın, o dikenli acının olanca şiddetiyle
ışıyan bir ağ gibisin denizin üstünde
renkli bir pencere gibi tenin kurtarır çürümekten insanı
arıtıp yeniden bir duyarlıkla yaşama bağlayıp
kim yakıp kurtarabilir seni
etinin ölümünden çürümesinden
artık söndüğüne göre benim de içimin ateşin
o kararan daracık patikalardan
şavklarla gittiler göğüslerinde zeytin dallarıyla
hani insanların olur ya öldürüldüklerinde
yorgun hamallar gibi hayatın yükünü çeken
bedenleri kurtulur kafesinden
oysa bu halk ki rastgele bir serseri gibi durup seyreder içli törenleri
gidişlerine sonra duygusuz işaretler verir
ve bir lambanın göz kırpması kadar ehemmiyet verir
bekleyen eller bekleyen gözler
geride boynu bükük örtbas eder gibi bir suçu
öğrenmedik hangi cephede kimin için savaşır
uğuldayarak aynı yurdun aynı türküye ağlayan insanı
çiçek veren kadınlarla eğlenmeden
yollar boyu sevinçten çığlıklarıyla
çılgın çığlıklara bulanıp aralarından sürünüp sessizce
şu ya da bu olup adına ne dersen bir halk kaybolur
belki kör kuyularda belki bir evin bodrumunda
belki sıcak evinde belki görev başında sessizce
bir halk daha boğaz boğaza kaybolur
ne için savaştığını bilmeden öylece
ne cenaze ne de alaycı bakışlar karşılıklı
kimse kimsenin ağrısını duymuyor
üzgün bir avuç ellerimde
son belki dalından kopup düşmeye hazır
yaprakları gibi bu ulu çınarın
kutsal ışığıyla herkesin şehit olduğu çelenkler içinde
bir ıssızlık olur ve sessiz bir duygudur ağrı
sen ve ben buralarda değiliz
sonra çözülünce birbirinden beden ve seninki benden
kararsız kimdi benimkinin sen olduğu tek bedenden
geriye yas tutmak kalır tek tek yalnızlığına çökelmiş yürekler

Mehmet Özgür Ersan 29.01.2016 Maltepe

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir