mavi bir gökyüzü bulacak kendine sığınacak

uyanış titrerken sevecenlikle yalnız bi başına
sunarken kırık taşlara kızıl sunaklar
burada değil gözler burada göz ne gezer
yıldızlar vadisinde yalnız kırık çenesiyle heykeller
el yordamıyla yitirilmiş bir ülke
aranıyor yığılmış kıyısına belirli belirsiz umutlar
gözlerimiz yerinde ama göremediğimiz gerçekler
katmerli bir günün alaca karanlığı düşünce ile gerçek arasında
devinimi kaynayan hayat ne zaman
mavi bir gökyüzü bulacak kendine sığınacak
düşen kara bir bulutun gölgesi
yaratmak ile yanıt arasındaki coşku
orada küçücük bir ay silkiniyor karanlıktan
bitimsiz baharlara gebe yasemin gibi küçük
ama keskin kokusuyla baş döndürüyor
yaprakları yalnız kalmış yapayalnız uzamış
herkes birbirinden habersiz bu yabanılda
pencereme gecenin ılık damlacıklarınca
yağmurların parıldar küçük elleri dokunuyor
evrenin uzaklardan kaygısız yıldızları parlıyor
gençliğimin ilk aşkı
esen günlerimin en yiğit anısı yurdumu kurtarma ülküsü
parıldar boşuna huysuz bir acı yüzüm kara sevgim köklüydü
güneşe doğru büyüyen tutkusuydu çiçeğin
tanıyacak güçteydim tomurcuklarımı bir bir açacak
çektiğim tüm uykusuzluklar adına aldım ruhuma acıyı o zaman
tökezledim gittiğim yoldan seni sevemedim umutsuzluk
sevmeyi ve bırakmayı isterdim arkama bakmadan kaçmayı
öpüştük belki de öpüşmeliydik oysa öpüşemedik boyun eğdik
kendimizi son bir kez denedik boş sokaklar boyunca
sen yalnızdın yalnız böylece pencere önünde
biz yalnızdık yapayalnız
böylece ustaca direncimiz çökertildi
el yordamıyla yitirilmiş bir ülke
aranıyor yığılmış kıyısına belirli belirsiz umutlar
gözlerimiz yerinde ama göremediğimiz gerçekler
katmerli bir günün alaca karanlığı düşünce ile gerçek arasında
devinimi kaynayan hayat ne zaman
mavi bir gökyüzü bulacak kendine sığınacak

Mehmet Özgür Ersan 27.01.2016 Kartal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir