Hakkımda

914047_598941423451157_558165498_o

 

 

Mehmet Özgür Ersan Kimdir?

06 Mayıs 1974 Çorum Sungurlu’da doğdu. Yaşamının büyükçe bir bölümünü Mamak’ın Tuzluçayır semtinin Şirintepe Mahallesinde geçirdi. 1989 yılında başladığı şiire, 1994 yılında ara verdi. On yıl ara verdiği şiire 2004 yılında tekrar başladı. Bu on yıllık süreçte isimsiz birçok makale yazdı. Kendisi bile yayınlanan bu makaleler, nerelerde yayınlandı bilmemektedir. Şiir, tarih araştırmaları, eleştiri yazıları ve denemeler yazmaktadır.
İnsancıl Ankara Temsilciliğinin ve Karya Kooperatifinin kurulmasında yer aldı. İnsancıl, Sanat Eylemi, Ayaktakımı, Nikbinlik, Allı Turnam, Ekin Sanat, Har, Yeni Yazı, Karşın, Kurgu, Kumru, Kitle, Genç Sosyalist, Süvari, Hayal ve Güney, Kasabadan Esinti, Peyik ve Serçeşme dergilerinde eserleri yayınlandı. Gençlik Hareketi sitesi kapanana kadar editörlüğü görevinde bulundu. Ekin Sanat, Aylık Edebiyat ve Düşün Dergisi 2008-2014 yılları arasında Editörlüğünü üstlendi.
Kasabadan Esinti Üç Aylık Edebiyat ve Sanat Dergisi Danışma Kurulunda görev yaptı. Serçeşme Dergisi Yazı Editörlüğü görevini yaptı. Kirpi Düşün ve Edebiyat Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.

Yayınlanmış Kitapları:

1-Tuzdan Sarhoş Balıklar, Şiir, 2014
2-Anadolu’da Devrimci İsyanlar, Araştırma, 2014
3-Yılkı Atları, Şiir, 2015
4-Mazlumların Şahı Hz. Ali, 2017
5-Bir Kızılbaş Ozanı Pir Sultan Abdal 2017
6-Pir Hacı Bayram-ı Veli 2018
7-Yedi Ulu Ozanlar 2018
8-Sarı Saltık 2018
9-Niyazi-i Mısri 2018

Mehmet Özgür Ersan’la www.BuDukkan.Com ‘da yapılan röportaj

Şiirle buluşmanız nasıl oldu?

Şiirle buluşmam küçük yaşlarımda Büyükbabamın ve Baba’mın Fuzuli, Nesimi, Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal gibi Ulu Ozanlardan okuduğu şiirlerin kulak dolgunluğu ile başladı. İlerleyen yıllarda 89 Bahar Eylemleriyle birlikte Zonguldak Büyük madenci Yürüyüşünün etkisiyle şiirdeki ivmem Alevi-Bektaşi Halk Şiirinden politik şiirlere doğru yönelmiştir.

1989 yılında 15 yaşında yeni yetme bir genç olarak dünyanın daha adil olması başka bir dünyanın mümkünlüğü ile Nazım Hikmet, Enver Gökçe, Ahmet Arif, Hasan HüseyinKorkmazgil, A.Kadir (Meriçboylu) Nihat Behram, Atilla Özel( devrimcilik dönemi şiirleriyle) bambaşka bir dünyanın uyaklı, hecelei bir dünyadan serbest yazılmış hür bir bahçenin içine girdim.

1993 yılında Can Yücel, Behçet Aysan, Metin Altıok’la zenginleşen dünyam 2000 yılının yenilgisi ve ‘Hayat Dönüş’ ile hayata döndürülen ilk gençlik arkadaşlarımın acısıyla daha derine içine dönme çabasıyla Atilla İlhan, Turgut Uyar, Melih Cevdet Anday, Edip Cansever, Arkadaş Zekai Özger, Ece Ayhan, Gülten Akın ile bireysel acılarımın toplumsal yansımasının dizlerine ulaştım.

Bugün Hüseyin Ferhad, Yelda Karataş, Mevlana, Şemsi Tebriz’i Asaf Halet Çelebi ve Neyzen Teyfik ile genişleyen şiir haznemi tarih ve tasavvuf okumalarıyla Türk Mitolojisi ve Tasavvuf üzerine şiir çalışmalarına yönlendirdim.

Bu zaman kadar ki çalışmalarınız nelerdir?

Tuzdan Sarhoş Balıklar adlı şiir kitabımı 2014 çıkardığım ilk şiir kitabımdı. Daha önce çeşitli dergilerde şiir öykü vb edebi eserlerin yayınlamıştı. Ancak ülkemizde kitap çıkartmanın, hatta şiir kitabı çıkartmanın tüm zorlukları ve risklerine rağmen bir de tarih-araştırma kitabı olarak “Anadolu da Devrimci İsyanlar” üst başlıklı ütopik tasarımlar üzerine Anadolu’nun gariban olmadığını bizzat mevcut denenmiş ütopyalarının olduğunu Anadolu’da Ütopik sosyalizm Kökenleri alt başlığıyla kitaplaştırarak 2014 yılında iki kitaplabirden girme cesaretini gösterdim.

Anadolu’ da Devrimci İsyanlar adlı kitabımda, Anadolu’ da Ütopik sosyalizmin ve devrimci mücadelelerin kökenlerini ortaya çıkarmayı amaçlayarak sadece kuru bir Anadolu Tarihi’ni anlatan bir eser değil aynı zamanda toplumcu mücadelenin, sınıf savaşımının ve Ütopik sosyalizmin Doğu-İslam Toplumları ve Anadolu Toplumunda da güçlü köklerini anlatmak istedim.

İçerisinde destansı tarih ve mitoloji şiirlerinde yer aldığı bir kitap oldu. Ütopik sosyalizmin konusunu oluşturan toplumsal mücadelelerin sadece batıya özgü olmayıp; Genel de Doğu’nun özelde Anadolu Toplumlarında da bulunduğunun, sınıflı toplum yapısının, ezen-ezilen ilişkisinin bulunduğu her yerde ezenlere karşı güçlü toplumsal başkaldırı ve mücadelelerin olduğunu kanıtlamaya çalıştım.

Akıcı ve sürükleyici bir dille yazma gayreti gösterirken dipnotlarla ve kaynaklarla kitabı akademik bir kitap olarak da faydalanılmasını amaçladım. Toplumsal mücadelelerin doğu toplumları ve toplumumuzdaki serüvenini ve bu serüvenin batıdaki toplumsal mücadelelerle ortak yönünü görüp; doğu batı ayrımlarının aslında yüzeysel olduğunu kanıtlamaya çalıştım.

Asıl anlatmak istediğim şey; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkelerine dayanan ve toplumsal kötülüklerin temelini oluşturan özel mülkiyetçi-sömürücü ve baskıcı bir düzeni yıkıp, onun yerine sosyalist bir toplum ve düzen kurmak için yapılan mücadelelerin her yerde birbirine benzediği, yani evrensel olduğuydu. Düşünsel alanı da etkileyen bu mücadeleler, aynı zamanda materyalist felsefenin ve etkilerinin gizemli ve örtük bir dille de yapılsa gelişmesini sağlamış, 19. yüzyılın Ütopik ve Bilimsel sosyalistlerin de ilgisini çekmiş bu temel konuyu ele alarak günümüze bu tarihi süreci bağlamak istedim.

Kitap, Hallacı Mansur’ un hayatı, mücadelesi ve yaşamıyla başlamaktadır. Burada Hallacı Mansur’ un birçok ülkeyi gezip, birçok dini inceledikten sonra insanlar arasındaki adaletsizliğe, yoksulluk ve bunun sonuçlarına yöneldiği, yoksulluk giderilmeden adaletin sağlanamayacağını belirttiğinden bahsedilir. Ayrıca dünyanın ve dünya hayatının kötülükten ibaret olmadığı, kötülüğe aşırı kazanç ve mülk edinme hırsının neden olduğu aç gözlülüğün yol açtığı dile getirilmiştir. Bu düşüncelerin yayılmaya başlaması, Hallacı Mansur’ un düşüncelerinin kendi iktidarlarını sarstığını düşündükleri Abbasi egemenlerinin tepkisini çekmesine yol açacak ve Hallacı Mansur yakalanıp işkenceyle öldürülecektir. Hallacı Mansur’dan sonra köleliğe ve toprak üzerinde özel mülkiyete karşı olan, Karmatilerden, bunların İslam Dünyası’nda kurdukları eşitlikçi, kardeşliğe dayanan ve özel mülkiyet karşıtı devletlerinden ve yönetimlerinden bahsedilmekte, bu yönetim anlayışının temelinde Eski Mısır, Hint Uygarlığı ve Uygur Kültürü’nün yattığı belirtilmektedir. Bunu Karmatilerin takipçisi olan ve onlar gibi eşitlik ve kardeşliğe dayalı bir toplum düzeni için mücadele eden Hasan Sabbah ve Fedaileri izlemektedir. Kitapta Hasan Sabbah ve takipçilerinin devrimci mücadeleleriyle kendilerinden güçlü Selçuklu Ordularını nasıl yenilgiye uğratıp, onlara karşı nasıl dayandıklarından bahsedilmektedir. Burada Hasan Sabbah’ın en büyük gücü, onun etrafında toplanan ve eşitlik ve kardeşliğe dayalı bir topluma inanmış insanların destansı yaşamını anlatan bir kitap oldu.

Kitap, Anadolu’daki devrimci ve ilerici isyanlarını anlatıyor. Anadolu’ da ağır vergiler altında ezilen ve baskı altına alınan Türkmenlerin Baba İshak adlı bir önderin etrafında çıkardıkları isyanın Anadolu’nun yoksul insanlarınca nasıl desteklenmiş; isyan çığ gibi büyümüş ve isyancılar birçok şehri ele geçirip ele geçirdikleri yerlerde halkın büyük bir bölümü tarafından da desteklenmişler.

Bunun nedeni isyancıların yoksulların yararına ve onların katılımına dayalı bir yönetim uygulamaları ve hâkim sınıflara karşı mücadele içinde olmalarıdır. İsyan, ancak Selçuklu Devleti tarafından doğu sınırlarındaki güçlü birlikler çekilerek ve paralı Frank askerlerinden yararlanılarak güçlükle bastırılabilmiş ve Selçuklunun hâkim sınıfları Moğol Saldırısı sonucu isyan eden halktan daha fazla korktukları için Moğollara fazla direnmemişlerdir.

Hacı Bektaş’ da ilk kez bu isyanlarda ortaya çıkmıştır. Baba İshak İsyanı’ndan sonra kitapta, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasındaki Ahilerin çalışmalarında ve bunların insan emeğine ve dayanışmaya verdikleri önemden de bahsedilmektedir. Ayrıca Anadolu’ da Bektaşilik çerçevesi içinde kadınların da örgütlenmesine değinilmektedir. Bu da kadınların da toplumsal mücadele ve örgütlenmeye katıldıklarını (Bacıyanı Rum) göstermekte.

Kitap’daen çok üzerinde durulan ise Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve müritleri ile Şah İsmail ve Safevi Tarikatıdır. Şeyh Bedrettin, Osmanlı din bilginlerinin ve hukukçuların en tanınmışlarından olup, uzun yıllar medreselerde hocalık (müderrislik) ve kadılık yapmış, toplumsal sorunlarla ve yoksullukla yakından ilgilenmiş bir devrimci önderdir. Bir devrimci önder olarak Osmanlı’nın Fetret Devri’nde eşitlik, kardeşlik ve toprakta toplumsal mülkiyet ve kolektif çalışmaya dayalı yeni bir toplumsal düzene dayalı düşüncelerini Anadolu ve Rumeli’ de yaymış, daha sonra da müritlerinin çıkardığı devrici isyanlara katılmış ve bu isyanları desteklemiştir. Bu isyanlar güçlükle bastırılmış, kendisi de diğer devrimci önderlerle birlikte öldürülmüş; ancak etkisi Anadolu ve Rumeli’nde ( Balkanlarda) yıllarca sürmüştür. Safeviler ise Türkmenlerin kurduğu bir tarikat olarak ortaya çıkmış; oluşumunda heteredoks İslami akımların ve Alevi- Bektaşi görüşleri ile İslam Dünyası’ndaki toplumcu ve örtülü materyalist görüşlerin büyük bir etkisi olmuştur. Bu etkileri etrafında toplayıp, gittikçe güçlenen Safeviler, Şah İsmail Önderliğinde güçlü ve bağımsız bir devlet kurarak Anadolu’ da büyük bir etki yapmayı başarmışlar, sonunda Osmanlılara yenilmelerine rağmen 234 yıl yaşayacak güçlü bir devlet olmuşlardır. Kitapta, Şah İsmail’ in şiirlerinden verilen örneklerle onun örtülü bir materyalizmi savunduğu ve eski Yunan materyalist filozoflarının etkileri göz önüne getirilmesidir.

Kitap, sadece Anadolu ve Doğu İslam Dünyası’nın ilerici ve devrimci fikirlerin bahsetmeyip, aynı zamanda ortaçağda batıdaki ilerici ve devrimci akımlardan ve örgütlü yapılardan da bahsetmektedir. Fransa’ dakiKatharlar ve onların özel mülkiyet karşıtı ve eşitlikçi düşünce ve yönetimlerinin, benzer görüş ve eylemlere sahip Bogomil Mezhebi ve Kilisesi’nin batıdaki feodal- egemen sınıfların iktidarlarını nasıl sarstığını ve bu yüzden de hâkim güçler tarafından dinin kullanılması yoluyla nasıl katledilip yok edilmeye çalışıldıklarını göstermektedir. Ayrıca eserde İngiltere’ de sanayi devriminin başında yaşayan William Blake’ den ve onun yaşadığı toplumsal duyduğu tepkiden ve ütopik sosyalist görüşlerinden, bu görüşleri sanatına yansıtmasından da bahsedilmektedir. Son kısımlarda ise Kabala, tasavvuftaki Vahdeti Vücut’taki diyalektik öz ve Yunan Materyalist Felsefesi arasında bir ilişki kurulmakta ve geleceğin toplumunu oluşturacak bilinçten bahsedilerek insanlığın yeni ve aydınlık bir geleceğe yönelmesinin gerekliliği ve kaçınılmazlığı vurgulanmaktadır.

Son olarak Anadolu’da Devrimci İsyanlar adlı eser, genel olarak tüm düşünce ve felsefelerin dinin içinde geliştiği, din yoluyla yayıldığı ortaçağda geçmektedir. Bu çağda, doğuda ve batıda egemen güçlerin, yani hâkim sınıfların dini kullanarak kendi feodal sınıfsal iktidarlarını kurup geliştirdiği, buna karşı mücadele eden ezilen sınıfların ve onların önderlerinin de kendi haklarını ve mücadelelerini dinin içinden ifade ettiklerini ve dini inancı buna göre yorumladıklarını göstermektedir. Burada asıl etken, dinin kendisi değil, sınıf savaşımlarının, sınıf mücadelelerinin, ezenler ve ezilenler arasındaki mücadelenin din ve dinsel ideoloji üzerinden yürütülmesidir. Yani asıl etken, asıl belirleyici unsur sınıf savaşımı ve sınıf mücadeleleridir. Eserden çıkarılabilecek en önemli sonuç budur.

Ortaçağ’da din her şeyi kapsadığı için, ideolojik mücadelenin dinin içinden yürütülmesi kaçınılmaz bir durumdu. Ayrıca olası tepkileri önlemek için, bu dönemde devrimci ve materyalist görüşler dinin içinden örtülü bir biçimde dile getirilmekteydi. Eserden çıkarılabilecek ikinci önemli sonuç ise sosyalizmin Anadolu’ da, kendi toplumumuzda ve doğu İslam toplumlarında da güçlü köklerinin bulunması, ütopik sosyalizmin sadece batıya özgü bir olgu olmamasıdır. Bu da bu olgunun, sosyalizm mücadelesinde toplumumuzdaki ve bu ülkelerdeki devrimci parti ve örgütler tarafından dikkate alınmasını gerektirmektedir.

Tuzdan Sarhoş Balıklara gelirsek kitap aşkları, ayrılıkları aslında hiç olmuş sevgileri ve belki de yoksun artık denilen sevgilileri anlatırken dünyanın kurulmasına everenin oluşmasına sebep olana Tanrı aşkını ele alan son bölümü ile dört ana bölümden oluşuyor.

Yelda Karataş üstadın diliyle; ‘Hazindir ve Sararan Yapraklar Gibidir Karşılıksız Aşklar…İstanbul serçelerinden, tuzdan sarhoş balıklara uzanan metafor zenginliğinin çok renkli sesidir Mehmet Özgür Ersan’ın dizeleri. Aşk adına söylemek istedikleri öyle çoktur ki güneş şavkında ışıldayan denize çağırır sizi bir balık gibi söyleşmek için yüreğinizle. Her imgede deniz tuzuna bulanmış, biraz bilge biraz şebnem sarhoşu bir şairle buluşursunuz. Okuyun derim Mehmet Özgür’ü derya içre bir gezintiye çıkmak isterseniz şiir dilinde.’

Şiir sanatında ustalığa yer yoktur denir ya! Ben kendimi 20 yıllık şiir tecrübemde şiirin acemi çocuğu olarak görüyorum. Her daim şiire âşık ve bu konuda iddiasız bir derviş olarak kalmayı tercih ediyorum.

Ekin Sanat Düşün ve Edebiyat Dergisi ve Kirpi Düşün ve Edebiyat Dergisi gibi İki iyi edebiyat dergisinin editörlük görevini üstlenmenin onurunu taşıyor olmama rağmen kendimi öne çıkartmamaya özen gösterdim ve uzunca bir döneme kitap çıkarmaya direndim. Amacım edebiyat dergisinin atölyelerinde genç yazarlarla birlikte star sistemine karşı çıkmak oldu.

Ezber bozan şiirler yazmaya çalışıyorum. Hiçbir siyasi, felsefi doktrini temel almayan daha parçacı bir felsefe ile insan olan her şeyin bize yabancı olmadığı bilinciyle hareket ediyorum. Bunu yaparken içerik değil yazınsal kuralı ve kalıpları kullanmadan kendine has üslubuyla şiir kaleme almaya çalışıyorum. Aynı imgeleri birden fazla şiirde birden fazla kullanarak bir bütünün parçası tek şiir izlemi versin istiyorum. Her şiirde daha önce okuduğu bir şiiri hatırlasın insanlığın kültürü bir nehir gibi ise herkes bu nehirden doldurduğunu düşünürsek yeryüzünde söylenmiş söz yazılmamış dize kalmamıştır. Şiiri bir bütünün bizim tasımızda kalan kısmıdır. Bunu yaparken yalın bir dilde okuyucuyu yormayan ve samimi dizelerle yazma gayreti içinde bulundum.

Toplum gerçekçi şiirden yola çıkarken şöyle düşünüyorum. Edebiyat yıkıcıdır, sözcüklerden korkunuz.Verili gerçeği tek tehdit eden insanın kafasındaki kurgudur. Kurgu buluştur. Buluş yeniyi inşa etmektir. Buu yüzden ezber bozan şiirlerinde geçmiş döneme ait hiçbir arka plan görtermeye çalışıyorum. Bir akımın devamcısı değilim, şiirimin bir kurgusu bir kalıbı yok! Kendine ait bir idl yaratmaya çalışarak teolojiden, mitolojiden ve felsefeden tarihin kurgusundan da yararlanarak insanı anlatmaya çalışıyorum. Ve diyorum ki ‘ilgilenmiyorsun ama bu senin hikayen’

Şiirlerden örnek verirsem;

“Kaçak şarkılar” adlı toplum gerçekçi şiirinde; demir kapılar ardında/ yağmur düşlüyor / rüzgâr pencereleri açmasın /çok üşüyor /yorgunluk mu yoksulluk mu / gölgeleri çekilmiş alnına/ sevmek sorumluluğuyla/ ona baktıkça /çok üşüyor /tut ellerini sabah karanlığında / çok üşüyor… Kuşkusuz içine alıp şiirin okuru, aşkı, açlığı ve esareti anlatıyor bir türkü tadına!

“içimizde kırlangıç geçse” adlı hasret şiirinde; önümden İstanbul çekilse/ sen görünsen/ nerede olduğunu bilmesem/ yine karanlığa bulansam/ gözlerin rüzgârda savrulsa/ uykumu tutsam/ bırakmasam /uzun uzun sevişmeye vaktimiz olsa / yağmurdan çıkıp gelsem/ gözlerin elası… Betimlemelerle çok güzel bir hasret resmi çizerken, “sem” ve “sam” gibi ekleri çok sık kullanarak okuru sıkıp, “yetmez mi?!”

“aşkın mor çığlıkları” adlı şiirinde; şiirin adıyla devam ederek şiire; hazindir /ve sararan yapraklar gibidir / karşılıksız aşklar/ savrulan bir aşkın mor çığlıklarıyla/ yakar âşıklar / ağrıyan yanlarını / bırakıp küllerini meşe kozalaklarına /yağmurlarda dinlendirir… bir tatla şaşırtıyor!

2015 yılında 3. Kitabım olan Yılkı Atları aynı zamanda ikinci şiir kitabım.

O günleri bilirim

dün rüyamda gördüm

bizim bahçede / kiraz ağacının

dibinde oturmuşuz

herkes sağ

‘henüz hayata

döndürülmemiş’

kimse

hiç geçmesin

öylece

kalayım/ istedim

Diyerek, üçüncü kitabında genç yaşta yılkıya çekilen atları yazdım.Gezi şehitleri ve öncekiler için tarihe şiirle düşülen bir not olsun istedim.

Yılkı Atları şiir kitabım iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm olan Mayıs’ta 89 yılının büyük bahar eylemleri ve Zonguldak Madencilerinin Büyük Yürüyüşü ile başlayan ve tüm 90’lı yılları kapsayan Devrimci dip dalganın yükselişi MamaK’ın yoksul gecekondularını Ankara sokakları, Sitelerin Atölyelerinden Ostim’e uzanan genç işçileri ve üniversite öğrencilerini Gazi, Odtü Hacettepe ve Ankara Üniversitesini içine alan öğrenci hareketlerini anlatmaya çalıştığım şiir kitabımda 1994 ilk Parasız Eğitim ve Demokratik Lise talepleri, DTCF işgalleri ve arkasında gençliğin dağlara, hapise, yurtdışına sürülüşü ve Yılkı’ya yatırılan devrimci gençliğin ‘Hayata Dönüdürülmesi’ serüveniyle kaybedilmiş bir kuşağın dramını anlatmaya çalıştım.

İkinci bölümde ise Haziran diyerek 2013’ün 28 Mayıs’ta başlayıp 15-16 Haziran’da son bulan 11 Milyon insanın ülkenin sokaklarında estirdiği ‘devrim’ havasının etkileri kazanımlarımız, kayıplarımızın anlatıldığı bir süreçte. Ethem Sarısülük’lerden Ahmet Atakanlara Ali İsmail Korkmazlara Berkin Elvan’lara uzanan bir hatta Soma’nın işçi ölümlerinin Ortadoğu sokaklarının da içinde yer aldığı ülkemizin daha önce yaşamadığı bir çok yeni olayın bende bıraktığı derin izleri anlatmaya çalıştım. Tarihe bir not düşerek unutmayacağım unutmayalım bunlar bizim yaşadığımız gerçekti imkânsız değil bir adım önümüzdeydi demek istedim.

Bundan sonrası için planlarınız nedir?

Elimde beş tane dosya var devam eden. Üçü tarih- araştırma kitabı. Mazlumların Şahı İmam Ali’yi bütün yönleriyle anlatmaya çalıştığım bir dosya her gün yeni bilgilerle olgunlaşıyor. İkincisi Pir Sultan Abdal Bütün Yönlerinin ele alındığı ve tüm şiirlerinin olduğubir dosya. Üçüncü dosya ise Tekkeden Devlete Kızılbaş Türkmen Devleti ve Şah İsmail Hatayi’nin anlatıldığı geniş bir tarih süreci.

Diğer dosyalar iki şiir dosyası birincisi ‘Dokuz Boğumlu Yaraya Gazel’ diye adlandırmayı düşündüğüm mitoloji ve tasavvufi öğelerin yer aldığı bir yapıya sahip olacak. İkinci dosya ise ‘Serçe ve Gazel’ olarak adını düşündüğüm doğanın, canlıların en çok suçların olduğu yaşamda bizim türümüzle bağlantısı koparılan doğanın ve diğer canlıların insanın hırsına yenik düşürülmesinin acısını dile getirdiğim şiilerim.


Türkiye’de şair olmak sizce ne demektir?

Ülkemizde de dünyada yükselen değer ne yazık ki romandır. Öykü ve şiir edebiyatın öksüz çocuklarıdır. Desteklenmeyi bırak kösteklenmektedir. Yayın tekellerinin zaten burun büktüğü yerde birkaç samimi yayınevinde artık nitelikli şiirle ilgilenmediği bir dönemde şair olmak demek hayallerin peşinde ütopik kahraman olmaya nerdeyse yakın hale gelmiş durumda.

Şiirle ilgilenenlere neler tavsiye edersiniz?

Genç şairlere hiçbir akım, kişi ve siyasi bakış açısıyla değil tüm edebiyat eserlerini önemseyen tüm ozanları ve şairleri okuma cesareti göstererek insanlık tarihinin en eski edebi dalı olan şiire mağara duvarından şehrin dehlizlerine kadar sirayet etmiş her bir dizesini önyargısız okumayı tavsiye ediyorum. Bir nehrin suyu gibidir hayat, herkes tasını doldurur korkmayın akana kana içmekten.

Ölmeden önce muhakkak okunması gereken 10 Kitap ismini söyler misiniz?

– E.M.CİORAN Ezeli Mağlup (Söyleşiler) METİS YAYINLARI Çeviren: HALDUN BAYRI

– Miguel de Unamuno Yaşamın Trajik Duygusu İNKILAP KİTABEVİ

– Ursula K. Le Guin Metis Yayıncılık Çevirmen: Levent Mollamustafaoğlu

– JorgeLuisBorgesAlef İLETİŞİM YAYINLARI

– WİLLİAM BLAKE CENNET VE CEHENNEMİN EVLİLİĞİ 6.45 YayıneviÇeviren: RAHMİ G. ÖĞDÜL

– MEVLANA MESNEVİ 6 CİLT TAKIM ÇEVİREN VELED İZBUDAK MEB 1990

– Cemil Meriç Mağaradakiler İLETİŞİM YAYINLARI

– Nazım Hikmet 835 Satır ADAM YAYINCILIK

– Enver Gökçe Bütün Şiirleri Evrensel Basım Yayın

– Arkadaş Z. Özger Sevdadır MAYIS YAYINLARI

 

Twitter

Facebook

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir