Ahmet Cemalettin Çelebi (1863 – 1922)

“Seyit Cemalettin kutup postunda
Ehli beytin nûru döner üstünde
Haktan gelen yeşil ferman destinde
Şanında okunan furkana yandım”

Ahmet Cemalettin Çelebi, Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebi ailesindendir. 1863’te (Rumi 1279) Hacıbektaş’ta doğdu. Bir başka kaynakta 1862 yılında Hacı Bektaş’ta doğduğu yazılmaktadır.[1] Babası Feyzullah, annesi Fatma Kenziye’dir. Ahmet Cemalettin Çelebi Feyzullah Çelebi’nin(Feyziya) büyük oğludur.

Ahmet Cemalettin Çelebi, Hacı Bektaş evlatlarından Mürselli(Mürsel Bali) kolundandır.[2] Medrese eğitimi aldı. Türkçe ve Osmanlıca dışında Arapça, Farsça biliyordu. Büyük Millet Meclisi I. Dönem (1920 – 1923) Reis Vekili ve Kırşehir Milletvekili’dir. Evli ve 5 çocukludur. (Hamdullah, Hadi, Mustafa,…)

Ahmet Cemalettin Çelebi, babasının Hakka Yürümesi üzerine 1878 tarihinde Hacı Bektaş Veli Dergâhına 18 yaşında postnişin olmuştur. Başka bir kaynakta 16 yaşında Hacı Bektaş Veli dergâhına postnişin olduğu kayıt edilmektedir.[3] Ahmet Cemalettin Çelebi, Hacı Bektaş Veli’nin postuna oturan 28. evlâttır. Yaşının küçük olmasına rağmen babası Feyzullah Çelebi’nin getirttiği özel öğretmenler ile iyi bir eğitim gördü. Feyzullah Çelebi’nin (Fevziya) büyük saygınlığına ilaveten Cemalettin Çelebi’nin kendini tanıtmadaki üstün yeteneği onun kısa zamanda çok ünlü ve etkin bir şahsiyet haline getirir.[4]

Ahmet Cemalettin Çelebi, Sultan Reşat’la (V. Mehmet) [1844 – 1918; saltanat: 1909 – 1918] postnişinlik ve mütevellilik haklarını kapsayan konularda görüştü. Sultan Reşad ile görüşmelerinde, padişaha ‘Secde edilecek kadar mehabetli bir çehresi var’ dedirtecek kadar nurani bir görünüme ve yüz güzelliğine sahiptir. Babasının bilimsel yönden başlattığı çalışmaları pratik yönden değerlendirmesi şöhretini bir kat daha artırmıştır.[5]

Ahmet Cemalettin Çelebi 1912 yıllarında kaynak kitap niteliğinde “Müdafaa” adlı bir kitap yayınlamıştır. Bu kitapta bazı belge ve bilgiler bulunmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin veliliği ve onun soyundan gelen çelebilerin postnişinlik ve mütevellilik haklarını kapsayan konularda işlenmiştir.[6]

“Müdafaa” adlı bu kitabı daha sonra Nejat Birdoğan tarafından inceleme konusu yapılarak yeniden yayınlandı (1994). Bu kitap tarihin bir evresine ışık tutmaktadır. Ayrıca bu kitapçık, “Sakallı Rıfkı”nın (Derviş Ruhullah) “Bektaşi Sırrı” adlı 4 ciltlik yapıtına bir yanıt biçimindedir.

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin İstanbul Seyahati

Ahmet Cemalettin Çelebi 1908 yılında Sultan Reşad’ın daveti üzerine İstanbul’a gitti. Sultan Reşad kendisini protokole uygulanan törenle ve top atışıyla karşıladı. Kendisine çok iltifat ve hürmet gösterdi. Pek çok hatıra ve hediye takdim etti.

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin İstanbul seyahati ile ilgili pek çok aşık destanlar yazdı. Bunlardan birisi;

Efendim azmetti İstanbul el(i)ne

Cümle millet saf saf oldu yoluna

Ziya nisar oldu Seyfe Gölü’ne

Seyyid Balım nuru Cemal gelince

Sultan Reşad Han’a mürşitlik oldu

Saray-ı Hümayun nur ile doldu

Meclis-i Meb’usan hep hayran oldu

Seyyid Balım nuru Cemal gelince[7]

Bir başka destan;

Destur oldu İstanbul’a yürüdü

Çok şükür Allah’a şükürler olsun

Adû olanlar gam kibir bürüdü

Çok şükür Allah’a şükürler olsun

Yadigârsın bize nur-u Veli’den

Halden hale nakil olmuş Veli’den

Berat almış Hak Muhammed Ali’den

Çok şükür Allah’a şükürler olsun

Işığı aşikâr Sultan-ı Âlem

Dillerde söylenen işte bu kelam

Çok şükür iy’liğine çalındı kalem

Çok şükür Allah’a şükürler olsun

….

Laned Yezid böyle körlerler işi

Görenler derler “Bu nasıl kişi?”

Dediler “Bu mudur cümlenin başı?”

Çok şükür Allah’a şükürler olsun

Garibi’yem sözü burda koyalım

Destur ver bundan ötesin diyelim

Nur Cemal yoluna kurban olalım

Çok şükür Allah’a şükürler olsun[8]

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin İstanbul’dan Dönüşü

Ahmet Cemalettin Çelebi, İstanbul’dan dönerken Padişah kendisine ‘Landon’ tabir edilen bir araba tahsis etti. Çelebi, İstanbul’dan Samsun’a kadar gemiyle geldi. Buradan Amasya-Çorum-Yozgat güzergâhını izleyerek Hacıbektaş’a geldi. Dönüşünü anlatan bir destan:

Şehzadeler Çorum’da yetiştiler

Cümlesi hak-i payine düştüler

Her biri bir taraftan nur saçtılar

Dille tarif olmaz görmeye mahsus

….

Gül yüzlü efendim landondan indi

Atası Hünkar’a bir niyaz kıldı

Kastında bekleyen belasın buldu

Dille tarif olmaz görmeye mahsus

Sultan Cemal alemlere baş oldu

Çok şükür mü’minin gönlü hoş oldu

Sene bini üçyüz yirmi beş oldu

Dille tarif olmaz görmeğe[9]

Birinci Dünya Savaşı ve Cemalettin Çelebi Topladığı Gönüllü Birlik

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin postnişin oluşundan on bir yıl sonra Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Cemalettin Çelebi topladığı bir gönüllü birliği ile Doğu Cephesi’nde savaşa katılır. ‘Mücahidin Alayı’ adıyla anılan bu birlik Rusya’da iç savaş (Bolşevik İhtilali) çıkması ve Rusya’nın bütün cephelerde savaşa son vermesi sonucu geri dönmüştür. Ahmet Cemalettin Çelebi Birinci Dünya savaşı sırasında Talat Paşa ve Enver Paşa ile görüşmüş, Enver Paşa Mücahiddin Alayı’nı cephede ziyaret ederek, teftiş etmiştir. Bu olayla ilgili bir destandan bir dörtlük;

‘Hacı Bektaş oğlu harbe yürüdü

Heybetinden dağlar taşlar eridi

Düşmanın küffarın kanı kurudu

İşte mürüvvetin zamanı geldi” [10]

Kiştim Marı (Evliyası)[11] ve Tarîk-Pençe Olayı

Ahmet Cemalettin Çelebi Aleviler arasındaki ayrılıkları gidermek için çabaladı ve Doğuda aralarında fikir ayrılıkları olan bu Aşiretlere ziyaretler yaptı. Çelebi Cemalettin Efendi’nin Erzincan’a gelmesinden sonra Nuri DERSİMİ’nin bu konuyla ilgili tespitini aktaralım:

“Çelebi Efendi siyasi toplantılara devam ederken, kendisiyle beraber Erzincan’a gelmiş olan Ağuçan Ocağı dedelerinden[12] Seyit Aziz de ayrıca mahalleler içinde dolaşarak Alevi çoğunluğu olan yerlerde toplantılar yapıyor ve tarikatla ilgili vaaz vererek Pençe-Tarik düşüncesini ileri sürüyordu, halkı Pençe-i Ali Aba yoluna davet ediyordu. Bu nedenle halk iki kısma ayrılarak, bir kısmı Seyid Aziz’in düşüncesini kabul ederken, diğer kısmı bu düşünceyi kesin olarak reddediyordu.” [13]

Bu noktada tarik olgusunu açıklamak gerekir: Tarık (çubuğu), Erkân (çubuğu), Matrak, Deste-çûp, Ser-Deste, Evliya, Rızâ, Asa, Sopa, Değnek, Dahanek, Mar, Zülfikar… Bunların hepsinin -dinsel ritüellerde kullanılan anlamıyla- hemen hemen aynı anlama geldiğini kaynaklardan tespit ediyoruz. Bir tarif yapmak icap ederse tarik kullanımı; Kızılbaşlık’ta musahiplik görevinin yerine getirildiği dinsel ritüel sırasında musahip (yol kardeşi) olacak olanların yeminlerini (söz=kavl) unutmamaları için ağaç dalından yapılma (bir bakıma Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar’ı temsil eden) genelde yeşil bir beze sarılı olarak duran bir değneğin, miraçlama ritüelinden sonra musahip kavline gireceklerin sırtına dede tarafından değdirilmesi yani bir çeşit takdis edilmesi olayıdır. Bunun haricinde bir de “tarik çalma” olgusu vardır ki bu olgu, yola uygun hareket etmeyenleri yola uymaya yönlendirmek için ya da suç işlemediği halde yola uymaya devam etmelerini sağlamak için dedenin, taliplerini cem törenlerinde bu tarik denen sopa ile kutsamasıdır. Ancak ikrar vermemiş gençler ve çocuklara tarik çalınmaz.[14]

Temelinde ağaç kültünü[15] gördüğümüz bu olguda tarik, Kızılbaşlar’ca kutsal kabul edilen bir ağaçtan yapılır. Kızılbaşlık’ın kutsal kitaplarından buyruklarda -ama özellikle İmam Cafer Buyruğunda- tarik olgusundan ayrıntılı bir şekilde bahseder. [16]

Tarik ve Pençe tartışmasında Ahmet Cemalettin Çelebi, tarik ile ibadetin doğru olmadığını belirtti, Anadolu’ya kendisi ziyaretlerde bulundu ve kendisine uyan Dedeleri konu ile ilgili çalışma yapmasını sağladı.[17]

Bu noktada Yusuf Ziya YÖRÜKAN’ın tespitlerini aktaralım: “Bektaşi Çelebisi Cemalettin Çelebi, … tarikin, yani sopanın kötü bir şey olduğunu, yezidlerin İmam Hüseyin’in başını o ağaca diktiklerini telkin etmiş. Bazı köyler, Çelebi’ye uymuşlar, bu suretle yeni bir Çelebi Kolu meydana çıkmıştır. Eski inanışlarından dönmeyen Aleviler, Çelebi koluna “dönük”, “purut” adını verirler.”[18]

Tarık ile yapılan uygulamaya Hacıbektaş Çelebisi Cemalettin Çelebi kadar Ağuçan(Karadonlu Can Baba) Ocağı seyitlerinden Seyit Aziz’de karşıydı. Nuri DERSİMİ, tarik ve Seyid Aziz ile ilgili bilgileri şöyle aktarıyor:”Seyidler tarik denilen bir ağaç parçasıyla tarikate yeni giren kimseleri tarikate girmeye hazırlamakta ve bu suretle ceza ve günahlarını tövbe ve istiğfar etmektedirler. Seyid Aziz işte bu meseleye çok karşıydı.”

Nuri Dersimi’nin aktardığına göre Seyid Aziz şöyle diyordu: “İcrayı ayinde kullanılan şey bir ağaçtan ibarettir. Cahil halk bu ağaç parçasına tarik diyor. Ve birçok bölgede bu tarik denilen ağaç parçasını yeşil ve sırmalı ve kıymetli kumaşlara sararak ziyaret diye korumaktadırlar. Bu ağaç parçasının bulunduğu evlere odalara hatta köylere saygı gösterilip bu gibi yerlerde kurbanlar da kesilmekte ve icra günlerine kadar saygıyla bir ziyaret gibi saklanmaktadır. Bu suretle kişiler ve aşiret ve halk, hatta yeni neslin zihninde artık her ne varsa bu ağaç parçasındandır. Keramet, harika bundadır diyerek bu ağaç parçasına kölelik yapmaktadırlar. Hatta mesele ayin yapıldığında veya herhangi bir gün Seyid geliyor denildiğinde insanlar evlerinde ve köylerinde Seyidi beklemeye başlarlar. Seyid, tarikle birlikte geliyor, denildiğinde, bütün köy halkı köyün dışına çıkar ve kurbanlar keserler ve ağlayarak, sızlayarak feryat ederler. Bu ağaç parçasını öperek kucaklayarak odalara almakta ve onu en yüksek yere bırakarak, takdis ederler. Dolayısıyla halk seyidden daha çok bu ağaç parçasına ilgi göstermekte, hatta tapmaktadır.”

“Tarik, bir evliya, bir ziyaret olamaz ve cahil halkın bu ağaca köleliği küfürdür. Bu ağaçla ayin yapmak halkı delalete sevk eden seyidler de münafıktır. Ağaçta bir keramet yoktur. Her ne keramet varsa âdemdedir. Tarik denilen ağaç parçasını tutan eldedir. Bu halin devamı asla uygun değildir. Tarik ve evliya zannedilen o ağaç parçasını getiriniz bizzat bütün halkın gözleri önünde ben elimle kırayım, yakayım ve köpeklerin boynuna takayım. Eğer bir keramet varsa köpeklerin ölmesi lazım gelecektir. Aksi takdirde bundan çıkacak keramet yalandır. Buna inanıp saygı ve kölelik edenler de küfür etmiş olurlar. Hak yolundan uzaklaşırlar. Alevi icrayi ayinlerinde bu gibi ağaç parçasının kullanılması de uygun değildir, olamaz da. Cenab-ı Hak’ın nuru insanoğlunda tecelli etmiştir. Her ne gibi keramet ve varlık varsa insandır. Saygı insana yapılır. Saygı ve sevgi insana gösterilmelidir. Şu halde her ne varsa insandır. Alevi tarikatı icrayı ayinlerinde ise, “el” ile icrayı ayin edilmelidir. Çünkü “el” beş parmaktan ibarettir. Hz. Peygamber Muhammed Mustafa Ehlibeytini abaları altında sakladı, bunlar beş candı ki Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Fatmatı Zöhre’den ibarettiler. Bunlara Hz. Muhammed “Ehlibeytim’dir” dedi. Dolayısıyla beş parmaktan ibaret olan “el pençeyi ali aba”dır. İcrayı ayinde bu ramze istisnadan el ile yani “pençe” ile işlem yapılmalıdır. İşte bu içtihatlar nedeniyle[19]

Kırşehir’de Hacı Bektaş Veli Dergâhı Post-Nişini Cemalettin Efendi’ye Madalya Verilmesi

15 Recep 1332/27 Mayıs 1330 bugünün tarihi ile 9 Haziran 1914 tarihli bir yazıdır. Sadaretten dönemin sadrazamı Sait Halim Paşa tarafından imzalanmış olan belge Hacı Bektaş Veli Dergâhı Post-nişin Çelebi Cemalettin Efendi ile Maarif Nezaretinden Hulusi Bey’e göndermiştir.

İrade-i Seniyye

Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergâh-ı Şerîfi Post-nişîni Çelebi Cemalettin Efendi ile Maarif Nezareti’nde Tedrisât-ı İbtidâiyye Beşinci Şu’be Müdîri Hulûsî Bey’e tebdilen Gümüş Donanma Madalyası i’tâ olunmuştur.

Bu İrade-i Seniyye’nin icrâsına sadâret me’murdur.

                                                                    Sadrazam (Sait Halim Paşa)

Belge No: 1 Günümüz Türkçesiyle:

Hacı Bektaş Veli Hazretleri kutsal dergâhı postnişini Çelebi Cemalettin Efendi ile Eğitim Bakanlığı’nda İlköğretim (Genel Müdürlüğü) Beşinci Şube Müdürü Hulusi Bey’e verilmek üzere Gümüş Donanma Madalyası tevdii uygun görülmüştür. Bu padişah iradesinin yerine getirilmesinden sadrazam (başbakan) sorumludur.[20]

Kırşehir’de Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Ahmet Cemalettin Çelebi’nin Kurtuluş Savaşına Katılması

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin Kurtuluş Savaşı’ndan önce Mustafa Kemal’le tanıştıklarına dair bir bilgi yoktur. Ancak tarihçi Cemal Kutay, ‘ Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları’ adlı kitabında Amasya’da Mustafa Kemal’i karşılayan heyetin içinde Cemalettin Çelebi’nin bulunduğunu yazmaktadır. Ayrıca Mustafa Kemal, Büyük Nutuk’unda 2 Ocak 1920 günü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’ye ve Mutki’de Hacı Musa Bey’e bir bildirim yaptıklarını anlatmaktadır.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra Mustafa Kemal, Ankara’ya geçerken Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi ile görüşmeye karar verir Mustafa Kemal ve yanındaki heyet, yollar çamur olduğu için İlicek üzerinden gelmekten vazgeçerek Mucur’a geçer. Mucur kaymakam Vekili Nihad Bey’i de yanlarına alarak 23 Aralık 1919 günü Hacıbektaş’a gelirler.

Mustafa Kemal’e Cumhuriyet Fikrini İlk Ahmet Cemalettin Çelebi Sormuştur

Ahmet Cemalettin Çelebi, o günlerde kalbinden rahatsızdır. Geleneksel olarak misafirlerini özel misafirhanesinde ağırlayan Çelebi Cemalettin Efendi özel olarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kendi konağında ağırlar. Onlara büyük sevgi ve yakınlık gösterir. Şunu da hatırlayalım ki o günlerde Mustafa Kemal, padişahın emirlerini dinlemeyen ve ordudaki görevinden istifa etmiş bulunan ‘asi bir general’ konumundadır. Bu durum Cemalettin Çelebi’yi hiç etkilememiştir. Çünkü O, Mustafa Kemal’de bir şeyler görüp sezinlemekte ve Mustafa Kemal’e yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Akşam yemeğini birlikte yerler. Cemalettin Çelebi, konukları için sofraya rakı ve şarap koydurur. Mustafa Kemal, yerli yapımı şarabı merak etmektedir. Şaraptan iki kadeh alır. Belki de Cemalettin Çelebi’nin hasta oluşunu ve içki içememesini düşünerek fazla içmez. İki saat süren yemekten sonra, diğer konuklar misafirhaneye geçerler. Sadece özel muhafızı ve Mustafa Kemal, Çelebi’nin konağında kalırlar Cemalettin Çelebi ve Mustafa Kemal, gece geç vakte kadar ülkenin durumunu görüşürler. Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal’i, uzun uzun dinledikten sonra:

‘Paşa Hazretleri’ der. ‘Sizin cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuzdur. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra, cumhuriyet ilanını düşünüyor musunuz?’

Çelebi’nin ‘Cumhuriyet’ kelimesini böylesine açık yürekle söylemesi üzerine, Mustafa Kemal heyecan ve dikkatle Çelebi’nin gözlerine bakar, biraz yaklaşarak, onun elini avucunun içine alır ve kulağına fısıldar gibi yavaş, fakat kararlı bir sesle: ‘ O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla evet, Çelebi Efendi Hazretleri’ der. Cumhuriyetin ilan edileceğini ilk tahmin eden ve Atatürk’e sorarak olumlu yanıt almak suretiyle büyük mutluluk duyan kişidir. Ne yazık ki, A. Cemalettin Çelebi’nin Cumhuriyet’in ilanını görmeye ömrü yetmez.

Görüşmeden çıkarlarken Ahmet Cemalettin Çelebi, kardeşi Veliyettin Çelebi’ye: Gazi Paşa hazretleriyle Pir Evi Protokolü imzaladık.’ der. Çelebi Cemalettin Efendi daha sonra görüşmenin ayrıntılarını kardeşi Veliyettin Çelebi’ye nakleder.

Cemalettin Çelebi rahatsızlığı nedeniyle fazla yürüyemediği için, oğlu Hamdullah’ı Mustafa Kemal’e refakat etmekle görevlendirir. Birlikte Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı gezerler. Hünkâr’a niyaz ederler. Mustafa Kemal, baba ve dervişlerle fazla ilgilenmez. Hazret Avlusu’nda ayakta bir kahve içmekle yetinir.

Gerek Cemalettin Çelebi’nin gerekse kendinden sonra posta oturan kardeşi Veliyettin Çelebi’nin Mustafa Kemal’e sağladıkları açık destek sayesinde, düşmanın kışkırtması sonucu yurdun birçok yöresinde isyanlar çıkarken, Alevi-Bektaşilerin yoğun olduğu bölgelerde en ufak bir olay görülmez.[21]

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal’e (Atatürk’e [1881 – 1938]) Milli Mücadele Dönemi’nde büyük destek verdi. Nihayetinde hastalığı nedeniyle çalışmalarına iştirak edemese bile, Ankara’da 23 Nisan 1920’de toplanan Büyük Millet Meclisi I. Dönemi “Reis Vekilliği “ne seçildi. Ahmet Cemalettin Çelebi türbesinin başında duran sancak Atatürk’ün sancağıdır ve Atatürk tarafından dergâha hediye edilmiştir.

Kurtuluş savaşı başlangıcında 23. 12. 1919’da Hacı Bektaş’ta yakından görüştüğü, Atatürk’ün gerçek ve ulusçu düşüncelerini paylaşarak onun yanında yer alır. Türk ulusunun önemli bir bölümünü oluşturan Alevi – Bektaşilerin Kurtuluş savaşını desteklemelerini, bu savaşa Atatürk ve arkadaşlarının yanında katılmalarını önerir, maddi ve manevi destek verir…

Nitekim öyle de olmuştur. Alevilerin önemli bir bölümünün Cumhuriyetin kuruluş sürecini destekledikleri, her şey bir yana karşı bir tavır almadıkları görülmüştür. Bu destek, Halifeliğin kaldırılması ile daha da artar. Modernlik ve devrimler Alevi öğretisinin enginliği ve değişim dinamizmiyle de örtüşür. Aleviler için zulmün simgesi olan hilafeti ve halifeliği kaldıran Cumhuriyet, Osmanlı vahşetinden kurtuluşun bir simgesi olur![22]

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin küçük kardeşi olan Veliyettin Çelebi Mustafa Kemal görüşmesini şöyle açıklamıştır

Hacıbektaş görüşmesinde, en ilgi çekici konuşmayı daha sonraki yıllarda, Ahmet Cemalettin Çelebi’nin küçük kardeşi olan Veliyettin Çelebi şöyle açıklamıştır:

“Başbaşa konuşmalarının bir yerinde Ahmet Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal Paşa’ya diyor ki: ‘Paşa Hazretleri, cesaretli ve basiretli idarenizde Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanını düşünüyor musunuz?’

Çelebi’nin, Cumhuriyet kelimesini böylesine açık yürekle söylemesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa heyecan ve dikkatle Cemalettin Çelebi’nin gözlerine bakıyor, biraz daha yaklaşıyor, onun elini avcunun içine alıyor, kulağına fısıldar gibi yavaş fakat kararlı bir sesle: ‘O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydiyle, evet, Çelebi Efendi Hazretleri.’ diyor.”

Ayrıca bu özel toplantıda Mustafa Kemal Hacıbektaş dergâhı önderlerinden “kendileriyle birlikte çalışacaklarına” dair söz aldı. Ne yazık ki Ahmet Cemalettin Çelebi 1922 yılında Hakk’a yürüyor; Cumhuriyet ilanını görmeye ömrü yetmiyor.

Mustafa Kemal Paşa, o dönemlerde Cemalettin Çelebi’ye olağanüstü önem vermiştir. Büyük Nutuk’unda da, “2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkez kurullarına ve Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’ye, Mutki’de Hacı Musa Bey’e ayrıca bir bildirim yaptık.” diye başlayan belge; Kurtuluş Savaşı’na buralardan kuvvetli destek geldiğini gösteriyor.

Atatürk bunu anlayınca umutsuz gibi gözüken milli kurtuluş savaşını başlatmaktan çekinmemiştir. Hacıbektaş’ta oturan Veliyettin Çelebi de büyük kardeşi Cemalettin Çelebi gibi Atatürk’ü bütün gücü ile desteklemiştir. Türkiye’ye dağıtılan 25 Nisan 1339 (1923) tarihli beyannamesinde şöyle demektedir: “Anadolu’da bulunan ceddim Hacı Bektaş Veli Hazretleri’ni samimi muhabbeti bulunan bütün sevenlerimize ve bizden yana olanlara duyurulur ki…

Bu milleti yeniden yaratarak bağımsızlığımızın sağlayan; varlığı bütün İslam dünyasına onur kaynağı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Gazi namlı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin yayınladıkları bildirge, tümünüzce bilinmektedir. Gazi Paşa’nın vatanın yücelmesi ve yükselmesi konusundaki her arzusunu yerine getirmek, bizlerin en birinci görevidir. Milletimizi kurtaracak, mutluluğumuzu sağlayacak, onun koruyucu düşünceleridir. Bunu inkâr edenlerin bizimle asla ilişkisi, ilgisi yoktur. Yüce tarikatımızın bütün üyelerine, Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin gösterdiği adaylardan başkasına oy vermemelerini, vatanımızın kurtulmasının ancak bu yolla gerçekleşebileceğini sizlere bütün önemiyle tavsiye ederim.

Hacıbektaş Çelebisi Veliyettin”

Atatürk, bu Beyannamenin yayınlanması üzerine Veliyettin Çelebi’ye yolladığı telgrafta şöyle diyor: “Yayınlamış buyurduğunuz, insanlarımıza doğru yolu gösteren koruyucu bildirgenizin suretini okudum. Ulusal zenginliğin doğmasına yardımcı olacak girişiminiz ve çalışmalarınız için, doğru yolu gösteren zatınıza saygılar sunarım.”

Veliyetten Çelebi, Atatürk’ün ölümüne kadar kendisiyle görüşmelerini ve ilişkilerini sürdürmüştür ve Aleviler de Atatürk devrimlerini yürekten desteklemişlerdir.[23] Padişahı ve Hilafet’i ortadan kaldırmayı hedefleyenlerin lideri Mustafa Kemal, 23 Aralık 1919’da dergâhı ziyaret etmiş Postnişin Cemalettin Çelebi’ye bizzat “Cumhuriyetin kurulacağı” mesajını vermişti. Bu bile Cumhuriyeti “kayıtsız-şartsız” destek için çok önemlidir. Yeterlidir.

            Ahmet Cemalettin Çelebi Mustafa Kemal’e gösterdiği manevi desteğin yanı sıra maddi destekte de bulunduğu ancak bunu kanıtlayacak belge dergâh belgelerinde bulunmamasına rağmen anlatılarda söz edilmektedir. Kendisinden sonra posta oturan kardeşi Veliyettin Çelebi ağabeyi gibi davranarak Mustafa Kemal’e desteğini sürdürdü, Türk Tayyare Cemiyeti’ne on bin liralık bağışta bulunduğu dergâhtaki belgelerin arasında bağış makbuzu bulunmaktadır.[24]

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin Hakka Yürümesi

Ahmet Cemalettin Çelebi 1880-1921 yılları arasında Hacıbektaş dergâhı postnişini olmuş, TBMM 1. Dönem’e Kırşehir milletvekili olarak seçilmiş, ancak rahatsızlığı nedeniyle kısa bir süre sonra Hakka Yürümüş Türk dinî ve sosyal kişiliğidir. Ulusal kurtuluş savaşında Atatürk ile yakın ilişki içinde bulunmuş, Amasya toplantısına katılmış, Atatürk’ün desteklenmesi için ülke çapında çalışmalar yapmıştır. Birinci Büyük Millet Meclisinde “birinci reis vekili” olan Cemalettin Çelebi 1921’de Hakka yürümüş ve Kırklar Meydanı’nda toprağa verilmiştir.

Ahmet Cemalettin Çelebi’nin Hakka Yürümesi ile ilgili olarak Türk Parlamento Tarihi Araştırma Grubu’nun dosyasında:”MERNİS’ten çıkarılan vukuatlı nüfus kayıt örneğinde ve Türk Parlamento Tarihi Araştırma Grubu’nun dosyasında bulunan Nevşehir Hacıbektaş İlçe Nüfus Müdürlüğü’nce düzenlenen, bilâ tarihli vukuatlı nüfus kayıt örneğinde, 17.11.1922 tarihinde vefat ettiği görünmektedir. Ancak, Meclis’in 26.01.1922 tarihli oturumunda, Cemalettin Çelebi Efendinin vefat ettiğine ilişkin bilginin Genel Kurul’a sunulduğu tutanakta sabittir. Diğer yandan, torunu Feyzullah Ulusoy tarafından doldurularak Kırşehir Valiliği tarafından Meclis’e gönderilen ve özlük dosyasında bulunan özgeçmişte, Cemalettin Çelebi Efendi’nin 7 Ocak 1922’de vefat ettiğinin beyan edildiği belirlenmiştir. Türk Parlamento Tarihi Araştırma Grubu’nun, 20 Ocak 1922 tarihini esas aldığı -sehven 1923 yazılmış- dayanak olarak da, Mucur Kaymakamlığının, 20.01.1922 günlü telgrafına atıfta bulunduğu göz önüne alınırsa, Cemalettin Çelebi Efendi’nin vefat tarihi olarak, bu kaynağın kullanılmasının daha doğru olacağı düşünülmüştür.”[25]

Dönemin meşhur âşığı Sıtkı (Âşık Sıtkı Baba = Pervane [1865 – 1928]), kendisine candan bağlıydı. Ahmet Cemalettin Efendi’nin Hakka Yürümesi üzerine yazdığı nefes aşağıdadır;

Dader-ı paki Veliyettin Efendim ol zaman

Yüzlerin yüzüne sürüp eyledi ah ü figan

Dedi: ‘Kardeşim azizim yar-ı mihr-i banım ah

Bir tekellüm eyle ta ki ola kalbim şad-man

Pay-i pakin bus edüben çeşm-i bun-efşan ile

İş bu şi’rin meftumunu söyledi ol nagehan

Bilmezem ya nice olur halimiz a’da ile

Ey birader sen idin çün üstümüzde saye-ban

Eyler idin çün beşaşetle tekellüm her zaman

Söylerim ya söyleyemezsin n’oldu ey şah-ı cihan

Söylemedi yönün döndü Hazret-i Hünkar’a ah

Arzuhalim şöyle yazdı Gani Settar’a ah

Ya İlahi n’eyledin ol yar-i mihr-i banımı

Tiğ-i hicranı açubdur sinemizde yâre ah

Edemez bu derde çare gelse Lokman-ı hazık

Olmaz ise gerçi senden derdimize ah

Gülşen-i vuslattan ayrı bülbül-i şeyda gibi

İftirak ateşiyle düşmüşüm bin zare ah

                                                Aşık Sıdki Baba

Ahmet Cemalettin Çelebi ile Aşık Sıdki Baba’nın Dostluğu

Feyzullah Çelebi Hakka yürünce henüz çok genç yaşta olana Ahmet Cemalettin Çelebi posta oturdu. Zeynel Abidin(o yıllardaki mahlası ‘Pervane’ idi) konaktaki hizmetine devam etti. Feyzullah Çelebi’nin sağlığında Cemalettin Çelebi ve Zeynel Abidin, Hacıbektaş kasabasının kimi gençleriyle birlikte Çelebi Konak’ının ‘mektep’ diye adlandırılan bir bölümünde İslami İlimler alanında eğitim görmüşlerdi. Ancak onlar daha çok edebi ve tasavvufi konulara ilgi duyuyorlardı. Özelliklerle de şiire… Bu ikili, Pir ve onun ozanı olmanın yanı sıra, çocukluk ve okul arkadaşı idiler.

Cemalettin Çelebi’nin gözünde Zeynel Abidi, ‘Sıdk ü sebat’ ile çalışan bir yol eriydi. Bu nedenle onun mahlasını ‘Sıdki’ olarak değiştirdi.

Cemaleddin Hünkar dil-i şadıma

İrşad ile ‘Sıdki’ dedi adıma

Hasılı yetirdi her muradıma

Ya Rabbena şükür elhamdüllilah

On dört yıl gezdim Pervanelikte

Sıdki ismin buldum divanelikte

Sundular aşk meyin mestanelikte

Kırkların ceminde dara düş oldum

Er ceminde agah oldum bu sırra

Yüküm cevahirdir çözmem her yere

On dört sene hizmet ettim bir pire

Bu Sıdki mahlasını kazandım yeter

Bir gün Cemalettin Çelebi, Sıdki’yi yanına çağırdı ve ‘Sana bir görev vereceğim Sıdki’ dedi. ‘Bana iki kısrak bulacaksın. Yalnız ana ve kız olacaklar ve bunlar bir elmanın iki yarısı gibi birbirlerine benzeyecekler. Arap atlarının nerede bulunduğunu biliyorsun. Hemen yol hazırlığını yap.’

Sıdki, iyi cins Arap atlarının Urfa’da yetiştirildiğini duymuştu. Kayseri-Maraş güzergahını kullanarak Urfa’ya gitmeye karar verdi. Kayseri’ye kadar geldi. O sırada Kayseri’den Suriye’ye asker sevkiyatı vardı. Bir iki zabit, Sıdki’yı durdurdular. Biri kolundan yakaladı. ‘Bana bak!’ dedi. ‘Nereye kaçıyorsun?’ Sıdk, asker olmadığını, özel bir iş için yola çıktığını anlatmak istediyse de subayları ikna edemedi. Onu asker kaçağı sayarak kafileye kattılar.

Sıdki’yı Şam’da bulunan bir alaya teslim ettiler. Aradan aylar geçmiş; gökyüzünde çağrışarak avazla adeta semah dönen turnaları gördü. Şu dizeler dilinden döküldü;

Eğer giderseniz dost ellerine

Bir namemiz vardır alın turnalar

Gönül hayran kaldı hub tellerine

Arayın o Pir’i bulun turnalar

Başıma geleni söyleyen Pir’ime

Merhamet eylesin ah ü zarıma

Yüzlerimiz sürün ol Hünkar’ıma

Bir saat üstünde dönün turnalar

Orda zeyrat edin Sultan Balım’ı

Huzurunda arz eyleyin halımı

Varamadım kış bağladı yolumu

Acıyın benim’çün dönün turnalar

Aklım aldı sevdiğimin mevali

Gitmez derunumdan Pir’in hayali

Görmeden geçmeyin Sultan Cemal’i

Varın divanında durun turnalar

Sıdki der kurbanım Ali soyuna

Kurban olam kaşlarının yayına

Gökte melaikler durdu darına

Arzuhalım Pir’e sunun turnalar

Bir gün alay komutanı düşünde aksakallı bir Pir gördü. ‘Ben’ dedi aksakallı koca ‘Horasanlı Bektaş’ım. Senin alayında bir şair vardır. Adı da Sıdki. Bunun özel bir görevi var. Onu Halep’e yollayasın.’

Çok meraklanan alay komutanı, ertesi gün askerleri içtimada topladı sordu: ‘Aranızda Sıdki isminde biri var mı?’

Sıdki ‘Benim’ diye seslendi. Miralay ‘Tez hazırlan, Halep’e gideceksin! Bana fazla bir şey sorma, çünkü ben de bilmiyorum.’ ‘İzin kağıdını yazdı, imzaladı ve eline verdi.’

Sıdk, Halep’e giden bir deve kervanına katıldı. Halep kapısında bir kişi kervanı bekliyordu. Arapların arasında Sıdki’yi hemen seçti. ‘Sıdki, beri gel!’ ‘Sıdki biraz çekindi. Adama ‘korkma’ dedi. Ben de senin gibi bir Türkmenim.’ Adam Halep’in hatırı sayılır sarraflarındandı. Aynı zamanda bir at sevdalısıydı. Şehrin en önemli harası onundu. Sıdki’ya ‘Ben Cemalettin Çelebi’nin bir muhibiyim. Dün gece batında teşrif ettiler elhamdülillah. Bana dediler ki: ‘Cabbar kulum atları hazırla!’ Atlar hazır. ’Rum’a giden bir kervana katılan Sıdki atları yerine ulaştırdı.[26]

Severim Sultan Cemal’i

Eller ne derse desinler

Gitmez gönlümde hayali

Eller ne derse desinler

Bağlamışım bir Allah’a

Nesl-i Hünkar Hamdullah’a

Gönül verdim Feyzullah’a

Eller ne derse desinler

Ali Hadi secdegahım

Bülbül gibi artar ahım

Balım Sultan padişahım

Eller ne derse desinler

Gönlüm bir sultana bağlı

Aşk elinden ciğer dağlı

Lale sümbül bahar çağı

Eller ne derse desinler

Sırrım söylemem naş’a

Demem bu hali kallaşa

Kul oldum nesl-i Bektaş’a

Eller ne derse desinler

Gönlümü sevdaya saldım

Şükür bir ikrarda kaldım

Muhabbet bahrine daldım

Eller ne derse desinler

Bülbül gibi kalıp ahı

Şükür buldun doğru rahı

Severim bir şahinşahı

Eller ne derse desinler

Yıl bin üç yüz sekiz oldu

Vakit tamam çile doldu

Gönül maksudunu buldu

Eller ne derse desinler

Sefil Sıdki düştüm zara

Gönül arzu çeker yar’a

Vasıl oldum bir didara

Eller ne derse desinler

Aşık Sıdki Baba (1865-1928)

Kağıtsız yazarız sırdandır kalem

Bir Pir’e bağlıdır hep cümle alem

Budur erenlerin yolu hu deyi

Hünkar Hacı Bektaş ol bedr-i mahım

Yetiş bunda koyma gül yüzlü şahım

Beş vakit salatım, hem kıblegahım

Cihan ‘saddak’ dedi beli hu deyi

Seyyid Süleyman’ım zikrim hayıra

Yüzüm süre süre geldim bu pire

Sinem bölük bölük oldu bin pare

İlla bin bir ismin biri hu deyi

Deyiş bittiğinde Cemalettin Çelebi ‘Aferin âşık, maşallah’ sözleriyle çok beğendiğini belli eder.[27]

Mehmet Özgür Ersan Dede
Yesari Abdal Çelebi
Kaynaklar:

  1. Pir Dergahından Nefesler, A.Celalettin ULUSOY,sf 103
  2. Baki ÖZ, Kurtuluş Savaşı’nda Alevi- Bektaşiler
  3. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy ve Safa Ulusoy
  4. Ali Celalettin Ulusoy, Pir Dergahından Nefesler Hacı Bektaş Çelebilerinden Deyişler Genişletilmiş İkinci Baskı Hazırlayan: Hüseyin Hürrem Ulusoy 2014.
  5. Necdet SARAÇ, Cumhuriyet; Aleviler ve Siyasal İslamcılar http://ahmetsaltik.net/tag/postnisin-cemalettin-celebi/
  6. Bkz. ve krş. Sema Yıldırım, Behçet Kemal Zeynel (Editörler): TBMM ALBÜMÜ – 1920-2010, 1. Cilt (1920-1950). TBMM Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Yayınları No: 1, Ankara 2010 (İkinci Basım), [ISBN: 978-975-8805-05-1]: S. 43, 66
  7. İsmail Özmen: Alevi – Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Cilt: IV (19. Yüzyıl). Saypa Yayınları: 334, Ankara 1995: 543 – 570
  8. Halim Baki Kunter: Kırkbudak – Hacıbektaş İncelemelerine Giriş. II. Erkek Sanat Enstitüsü Matbaacılık Bölümü, Ankara 1951.
  9. Çevirisi: Ahmet Hezarfen CEM Vakfı Arşivi Belge http://www.cemvakfi.org.tr/makale-deneyimler/kirsehir%E2%80%99de-haci-bektas-veli-dergahi-post-nisini-cemalettin-efendi%E2%80%99ye-madalya-verilmesi/
  10. http://alevi-deyisleri-nefesler.tr.gg/Cemalettin-Celebi.htm
  11. İsmail Özmen ise: “Alevi – Bektaşi Şiirleri Antolojisi -4- 19. Yüzyıl”
  12. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit DEVELLİOĞLU, 15. Baskı, Aydın Kitabevi Yayınları, 1988.
  13. İsmet MİROĞLU, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası, s. 108
  14. Adem KAPLAN, Tanyeri Ağarırken, s. 28-31
  15. İsmet MİROĞLU, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası, s. 108)
  16. Doğan MUNZUROĞLU, Tarıq: İnsanın Kullandığı İlk Alete Tapması, Munzur-Dersim Etnoğrafya Dergisi, s. 85;
  17. Dedelik ve Ocaklar ilgili bilgi için bkz. Ali YAMAN, Alevilikte Dedelik-Ocaklar
  18. Nuri DERSİMİ, Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 109, 111
  19. Abdülbaki GÖLPINARLI, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s. 323-326;
  20. Abdülbaki GÖLPINARLI, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, s, 85-87;
  21. İsmail ONARLI, II. Bölüm, XIII. Dersim’de Bazı Gelenekler ve İnanç Motifleri, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 15. Sayı, s. 174-177; Nazımiye Tetkik Seyahati Notları, Folklora Doğru Dergisi, 63. Sayı, s. 63
  22. Hasan Reşit TANKUT, Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler, s. 99; İmam Cafer Buyruğu, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, s. 65, 94-97, 104, 110-112, 135, 136, 165-168, 199
  23. Mehmet YAMAN, Erdebilli Şeyh Safî ve Buyruğu, s. 131;
  24. Yusuf Ziya YÖRÜKAN, Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar, s. 72, 73, 468, 469;
  25. Ahmet Yaşar OCAK, Alevi-Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri,
  26. Abdülbaki GÖLPINARLI, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s. 323-326
  27. Abdülbaki GÖLPINARLI, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, s, 85-87; İmam Cafer Buyruğu, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, s. 65, 94-97, 104, 110-112, 135, 136, 165-168, 199;
Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir