Dilsiz Soğumuş Küller

Kimmiş neyi yitirmiş
Bu dağ başında
Kör bir ozan
İs ve küf kokuyor
Mezopotamya
güneşinin altında
Her yan

Uğultulu ormanların
Üzgün kuşu
Hüzünlerle avunur
Kilidi asitli sulara düşen
Yüreği umut duraklarında
Gelmeyenleri bekliyor

Sormadan anlattı
Ateş yakmadan
Yalnızlık gecelerinden kaçmadan
Onun kurduğu iklimde yaşarım
Suçlu yıldızlara el atar
Doğumlarda
İnsanın insanda çoğalan
yürek atışları duyarım

Değişmez ki
Dicle Fırat
Seyhan Ceyhan’ın acısı
Bu tanıklığa
Bağdat Halep uyansın
Hüznün bu tanıklığına

Bir patlamada
Çocuklar tuzla buz olduklar
Nice kuşlar koynumda saklandı
Üperdim
Özür isteyerek
Kanadım

Gülün ve kanın yanındayım
Bir soluk gibi tutuyorum sevdiğimin
Yeşil gözlerini
Yemyeşil bir orman düşünüyorum
Kardeşçe ve hür

Acılı bir yılkı atıyım
Açlık grevinden çıkmış
Nükleer yıkıntılar arasında
İçimde büyük bir sürü
Sesi hiç duyulmayan

Morun sarının kızılın
Gözyaşı sıcaklığında bir sevgi
Her gün büyüyen hüznüme
Ve kadehime susku doldurdum
Soluksuz güneşsiz

Gecenin koynuna sığmaz
Dönüp duran
Şu kör kuyunun
Başındaki kör katır
Su çekiyor kovalarla
Çöldeki derin kuyulardan
İçimdeki anlama

Bozkırda gebe kısrak
Eşitsiz kavgalardan kan revan
Arsız zamanların işkencesinde
Kanayan esir ücretli köle
Çelik kafeslerde çırpınan aslan

Hüznün mü önde yalnızlığın mı
Karanlıklara sıvanıyor yüzün
Terkedilmiş uzak bir kuyu
Derin bir yıkıntı

Düştün ateşli acılara
Şimdi güneş okşamıyor
Kırışık beyaz alnını
Yorgun dalların uğultusu
Nasıl da çoğaldı

Dilsiz soğumuş küller
Çocuk ölüleri bunlar
Eski ateşleri anlatamaz
Gecenin koynunda

Mehmet Özgür Ersan. 01.08.2014 üsküdar

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir