Hz. Ali ve Şiiri – Mehmet Özgür Ersan

İslam coğrafyalarında Hz. Ali’nin önemi iki noktada düğümlenir. Birincisi tinsel olgunluğun öncüsüdür. Tasavvuf akımlarının hemen hemen tamamı ona bağlıdır.

İkincisi Hz. Muhammed’in en yakınıdır. Amcasının oğlu ve damadıdır.

Hz. Ali yaşamı, yöneticiliği ve yazdığı hikmetli öğüt verici yazıları ve şiirleriyle yol gösterici olmuştur.

Eserlerinde kendi adına yayınlanan Nec’ül Belagat düzyazı eserinde olduğu gibi şiirlerinde, hutbelerinde mektupların da öğütçü, gösterici, eğitici bir anlayışı sergiler ve arapçanın bütün anlatım olanaklarından yararlanır. Sözcük oyunlarına başvurur, şaşırtıcı imgeler üretir.Çağının olumsuzluklarına baskaldıran, haksızlık karşında mazlumun yanında olan tavrıyla hep sevilmiş, gönüllere taht kurmuştur.

Hz. Muhammed. Gadir-i Hum denen yerde kendisinden sonra onu görevlendirmesine rağmen hakkı elinden alındıktan sonra bambaşka bir profil çizer bize şeriatın Hz.Ali’si elinde kılıç tüm küffara Allah’ın Aslan’ı olarak korku salan bir potre iken tarikat makamının Hz. Ali’si ise ılımlı, ilmi ile yol gösterici bir üslup kazanmıştır. Bu eserlerine de yansımıştır.

Onun işlediği konularda sevgi, dine bağlılık, yiğitlik, erdem, din savaşları iç içedir. Bu bir çelişki gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında bizzat yaşamının olgunlaşma aşamalarında gizli bir gerçekliktir.

O herşeyden önce bur insandır. Çok insani şeyler vardır eserlerinde bunu çelişki göstermek asıl insana aykırıdır.

Ilkçağ’da Yunan şiirinin öncülerinden olan Hesiodos’un işlediği tarımla, günlerle ilgili konulara değinirken, günlerin özelliklerini, gizemlerini anlatır, bir erkeğin cuma gecesi kadınıyla sevişmesiyle ayrı bir önem taşınmasında tutun da hangi gün neyin önemi olduğuna kadar ince ayrıntılara dalar.

Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. Düşlere kapılmaz, tanığı olduğu olayları açıklar.

Arap şiirinin geleneksel üslubu Kabe duvarına asılan ‘Yedi Askı’ adıyla dilimize çevrilen üslubundan da yararlanır. Arap şiirinden esin aldığı kadar farklı üslubu ile de kendini gösterir.

Şiirlerinde yer yer inişler çıkışlar, yer yer derinleşemeler ardından sığlıklar, bıktırıcı övünmeler, insanı ürperten kan dökmelere rastlanır. Burada açıkça onun olgunlaşma geçtiği her makamın aşamaları görülür. Açık yüreklilikle saklanmamış hep kendini yaşamış olduğu gibi yansıtmış bir insan görmek mümkündür.

Kimi dizelerinde okuyucuyu boğacak etkinlikte bir kan kokusu sezilir, kılıçlarla uçurulan başlar gözlerimizin önüne gelir, yarılan gövdelerden fışkıran buğulu sıcak insan kanı bizi etkiler. Okuyucuyu bir önyargıya sürükler. Yaşam onun şiirlerinde bütün çıplaklığıyla görülür.

Onun şiirleri İslam’ın hangi koşullarda, hangi güçlüklerle doğup yayıldığını gösteren yaşanmış belgelerdir.

Hz. Ali’nin şiirlerinde o günlerin tanıkları gösterilerek açıklanır, bu olayları islam tarihçilerinin yazılarından öğrenmek de güç değildir. Şiir, önce olayı dile getiriyor, bu dille getiriş biçiminde etkili bir görünüm sergileniyor, sonra kılıçlar, oklar, mızraklar karşılıklı parıltılarla biribirine karışıyor, arkasından yaralardan boşalan kanlar, yere, yıkılan ınsanlar, iniltiler, çırpınanlar, sökün ediyor, üstelik öldürülenlerin adları açıklanıyor, nitelikleri sayılıyor. Bu şiir türüne yazınımızda destan da denir.

Hz. Ali bu şiirlerini yalnızca şiir olsun diye söylememiş, kendi düşüncelerini, peygamberin açtığı yolu bildirmek, göstermek için düzenlenmiştir. Şiir bir sav içeriyor, Ali’ doğru yol benim gittiğimdir’
diyordur.

Hz. Ali’nin şiirlerinin çevresini, yolunu izleyenleri etkilediğini, kimi dizelerinin birer atasözü niteliğine bürünerek ağızdan ağıza geçtiği bilinmektedir.
Bunlar da bilgelik, erdem, doğruluk, yardımseverlik, eliaçıklık, verilen söze bağlılık konuları içerir.

Peygamberin ‘ben bilimim ili isem Ali de onun kapısıdır’ sözleri nedeniyle Ali üst bir insan, yeni insan yani insani kamil olarak yol göstericidir.

Hz. Muhammed yaşarken Gadir-i Hum denen yerde ‘benden sonra İmam Ali’dir’ demiş ancak ölümünden sonra bu istediği yerine getirilmemiştir. Halife seçimi sırasında Ebubekir, Osman ve Ömer arasında yapılan halife seçiminde ne gibi bir yol izlenilmiş bu bir muammadır. Ama hiç kimse ‘Resul böyle bir şey dememiş’ yönünde bir fikir beyan etmemiştir.

Şii kaynaklar ve bazı Sünni kaynaklar (çok azda olsa) Hz. Ali’nin ve çok yakınlarının Resulün naaşını defnettiği Medine sıcağında üç gün bekletildiğini ancak sonradan halife seçilenlerin aralarında halife seçilme konusunda karar verirken cenazeye katılmadıkları definden sonra ancak Hz. Ali’nin biat etmesi için Hz. Ali’nin evine geldikleri bu sırada tartışma ve Hz. Ali’nin sitem ve biat etmeyeceği beyanı üzerine Ömer’in kölesinin bahçe kapısını kırmak için hamlesi sırasında Hz. Ali’yi korumak için hamle yapıp araya giren Hz. Fatıma’nın doğumuna kırk gün kalan çocuğu düşmüş ve üç kasırgası kırılmış altı ay içinde vefat etmiştir.

Önce kılıcı Zülfikar ile zalimlere ölüm saçan Islam’ın kuruluşu, islam inancını yaymada en üstün görevleri üstlenen olağanüstü çabalarda bulunmuş bir şahsiyet Hz. Muhammed’e ölüm döşeğinde verdiği sözle daha sonra tahta kılıç kuşanıp ilim irfan yayan irşat müessesesinin en üst birey olmuştur. Aynı şekilde Balkanlar’ı fetheden alperenler Alevi Bektaşi uluları aynı yöntemi izlemiştir.

Alevi Bektaşi Kızılbaşların yedi ulu ozanı onu takip edip tahta kılıç kuşanıp ilim irfan irsat müessesesi olma vasfıyla yaşadıkları dönemin gerçek şahitleri olmuşlardır.

Hz. Ali’nin şiirlerinde en önemli unsur Peygamber’in ölümünden sonra çevresinde toplanan müslümanlar arasında çözülmeye başladığı, geçimsizliğin yüze vurduğu, neredeyse yoldan sapmalara varan gerginliklerin ortaya çıktığı dizelerinde ayrıntılarıyla gözükmektedir.

Yiğitliği ve mazlumların yanında oluşuyla bu olumsuzlukları yaratan zalimlere karşı yılmadan mücadele verdiği dertlendiği, kızdığı, öfkeyle beddua ettiği ama hep mazlumların şahı olarak ezilen, sömürülenlerin halkının yanında olduğu kısaca mazlumların kıblegahı olduğu şiirlerinde açıkça görülür.

Son olarak şiirlerini okurken, insan ister istemez İslam dini başlangıçta şiiri suçlamış, yasaklamış bile, peygamber ozanları büyücülükle suçlamış, sonra Islam’ı öven ozanlar çıkınca nu fikrini değiştirmiştir.

Açlıktan belime yapışsa karnım
El açmam aç yatar aç kalkarım

Hz. Ali

 

 

Mehmet Özgür Ersan

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir